Mesaj Panosu

Kıssadan Hisseler...
Yeni Konu Aç Cevap Gönder

Sayfa /41234 Sonraki SayfaSon Sayfa


Kıssadan Hisseler... 2005-10-06 (13:40)
datronx[morg_bekcisi]
Bay
datronx[morg_bekcisi]
Türkiye, Ankara
Ankara Üniversitesi
Kayıt: 2004-09-13 (13:45)
Mesaj: 10.111
ADALET VE TEVAZU

Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi.

Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz'e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi:

- Ona de ki, elma yerini bulmuştur.

Fakat görevli itiraz edecek oldu:

- Ey müminlerin başkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır.

Halife cevap verdi:

- Evet ama, Rasulullah s.a.v.'e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur.

Valilerin maaşlarını çok bol verirdi. Sebebini şöyle açıklardı:

- Valiler para sıkıntısı çekmezler, bütün ihtiyaçları karşılanırsa, kendilerini halkın işlerine vakfederler.

Bir gece halifenin yanında bir misafiri vardı. Kandilin yakıtı tükenmişti. Misafir dedi ki:

- Hizmetçiyi uyandıralım da kandilin yağını koyuversin.

- Hayır, bırak onu uyusun. Ben ona iki ayrı işi yaptırmak istemem.

- Öyleyse ben kalkıp kandile yağ koyayım.

- Olmaz, misafire iş gördürmek yiğitlikten sayılmaz.

Kendisi kalktı, kandilin yağını koyup yerine döndü ve şöyle dedi:

- Ben kalkıp iş yaparken de Ömer'dim; gelip oturdum, yine aynı Ömer'im.

İki buçuk yıllık halifelik döneminde İslâm aleminde adaleti hakim kılmıştı. Büyük dedesi Hz. Ömer r.a. gibi adalet ve basiret sahibiydi. Henüz kırk yaşlarında iken onu çekemeyenler tarafından bin dinar altın para karşılığında hizmetçisi eliyle zehirlenmişti. Hizmetçisi suçunu itiraf ettiğinde, Ömer b. Abdülaziz, paraları adamdan alarak devlet hazinesine koymuş, kendisini serbest bırakmış, öldürülmekten kurtulması için de kaçmasını söylemişti.
2005-10-06 (13:43)
Kayıt: 2005-07-13 (13:19)
Mesaj: 4.162
ellerine sağlık cok guzel olmus...
2005-10-06 (13:54)
datronx[morg_bekcisi]
Bay
datronx[morg_bekcisi]
Türkiye, Ankara
Ankara Üniversitesi
Kayıt: 2004-09-13 (13:45)
Mesaj: 10.111
İHLÂSLA SÖYLENEN 'KELİME-İ ŞEHÂDET'İN AĞIRLIĞI

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bir gün, ihlâsla söylenmiş bir kelime-i şehâdetin, âhirette mü'minin terâzisinin sağ kefesini nasıl yükselteceğini şöyle anlatmışlardır:

'Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ kıyâmet günü, ümmetimden bir adamı halkın içerisinden alır ve onun için doksan dokuz adet büyük defter açar. Her defter, gözün alabildiği kadar büyüktür. Allah Teâlâ adama sorar:

' Bu defterde yazılı olanları inkâr ediyor musun? Muhâfız kâtiplerim (olmadık şeyler yazarak sana) zulmetmişler mi? Kul:

' Ey Rabb'im, hayır, (hepsi doğrudur!) der. Allah Teâlâ sorar:

' (Bunları işlemenden dolayı beyan edeceğin) bir özrün var mı? Kul:

' Hayır, ey Rabb'im, der. Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ:

' Evet, senin bizim yanımızda (büyük ve makbul) bir de hasenen (iyiliğin) var. Biz bugün sana zulmetmeyeceğiz! buyurur. Hemen bir kart çıkarılır. Üzerinde, 'Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah (Şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şehâdet ederim ki, Muhammed Allâh'ın Resûlü'dür)' yazılı.

Sonra Allah Teâlâ buyurur:

' Ağırlığını (yani amellerini) hazırla! Kul sorar:

' Ey Rabb'im! Bu defterlerin yanındaki şu kart da ne? Allah Teâlâ ona:

' Sana zulmedilmeyecektir! buyurur.

Hemen defterler mîzânın bir kefesine konulur, kart da diğer kefesine. Tartılırlar. Neticede defterler hafif kalır, kart ağır basar. Esasen Allâh'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz!'
2005-10-06 (14:18)
datronx[morg_bekcisi]
Bay
datronx[morg_bekcisi]
Türkiye, Ankara
Ankara Üniversitesi
Kayıt: 2004-09-13 (13:45)
Mesaj: 10.111
NAMAZDA VURULMAK

Rasul-i Ekrem s.a.v.'in de hazır bulunduğu 'Zâtü'r-Rika' gazvesindeki bir çarpışmada, müslümanlardan biri müşrik bir adamın muharebe yerinde bulunan karısını öldürmüştü. Kadının kocası da misilleme olarak mutlaka bir müslüman öldürmeye yemin etmişti. Rasulullah s.a.v. ve arkadaşlarının peşinden onları izlemeye başladı. Allah Rasulü akşam üstü bir yerde konaklama hazırlığı yaptı ve yanındakilere sordu:

- Bu gece istirahatimizde bize kim bekçilik yapacak?

Muhacir ve Ensar'dan iki adam cevap verdiler:

- Ya Rasulallah, biz sizler için nöbet tutarız.

- Öyleyse şu vadinin giriş kısmında bekleyin.

Bu iki gönüllü, Ammar b. Yâsir ile Abbâd b. Bişr idiler. Gece nöbetine duracakları sırada Ensar'dan olan Abbâd, Muhâcirler'den olan Ammar'a:

- Gecenin hangi bölümünde nöbette olmamı istersin? diye sordu. O da:

- Gecenini ilk bölümünde benim yerime sen bakıver, dedi.

Bu karardan sonra Muhacir, kendi nöbeti gelinceye kadar arkadaşının yanına uzanıverdi. Nöbetteki Ensar da, vaktin değerlendirmek için gece namazına durdu.

Meğer karısı öldürülen müşrik herif de, o sırada yakınlardaydı. Namazda duran adamı farketti ve onun nöbette olduğunu anladı. Bir ok atıp sapladı ve atmaya devam etti. Nöbetçi sahabi üçüncü okla ağır yaralanmıştı. Derhal rükû ve secdeleri yapıp namazının tamamladı ve arkadaşını uyardı:

- Kalk artık kalk! Ben yaralandım arkadaş, hareketten kesildim!..

Arkadaşı yerinden fırlayınca, okçu müşrik de korkup uzaklaştı. Yaralı arkadaşının durumunu gören Muhacir hayretle sordu:

- Fesubhanallah! Sana ilk ok atılanca beni uyandırsaydın ya!

- Okumakta olduğum bir surenin ortalarında idim. Onu kesmek istemedim. Eğer Rasulullah'ın bize verdiği nöbetçiliğe zarar gelmeyecek olsaydı, canım çıkasıya okuduğum sureyi kesmezdim.
2005-10-06 (16:17)
datronx[morg_bekcisi]
Bay
datronx[morg_bekcisi]
Türkiye, Ankara
Ankara Üniversitesi
Kayıt: 2004-09-13 (13:45)
Mesaj: 10.111
Cehaletin tek ilâcı sormak...

Câbir radıyallahü anh anlatıyor: Arkadaşlarımla beraber sefere çıkmıştık. İçimizden birinin başına taş isabet etti ve başını yaralayıp kemiğini kırdı. Sonra aynı adam uykuda ihtilâm olduğu için, arkadaşlarına:
- Teyemmüm edebilir miyim, bu hususta benim için ruhsat buluyor musunuz? diye sordu.
Arkadaşları da:
- Hayır, su mevcut oldukça teyemmüme ruhsat yoktur, diye cevap verdiler. Bunun üzerine o şahıs gusül abdesti aldı ve açık vaziyetteki yaradan içeriye giren suyun tesiri ile vefat etti. Peygamber aleyhisselâmın huzuruna geldiğimiz zaman, kendisine hadiseyi naklettiler.
Bunun üzerine Resûlüllah aleyhisselâm:
- Adamı öldürmüşler, Allah onları öldürsün, buyurdu.
Ve «Bilmiyorlarsa sorsaydılar ya; cehaletin ilâcı sormaktır, o adama teyemmüm etmek kâfi gelirdi. Yarasına da bir bez parçası koyar, üzerine mesheder ve vücudunun diğer yerlerini de yıkardı» diye ilâve etti (Ebû Davud)
2005-10-07 (13:50)
datronx[morg_bekcisi]
Bay
datronx[morg_bekcisi]
Türkiye, Ankara
Ankara Üniversitesi
Kayıt: 2004-09-13 (13:45)
Mesaj: 10.111
ÖLÜM DOĞURAN NİKÂH

Abbasî halifesi Harun Reşid'in önde gelen devlet adamlarından Cafer el-Bermekî (Ö.187/803), üstün bir alim, zarif bir edib ve pek cömert bir zengin olarak tanınıp sevilmişti. Çeşitli yerlerde valilik ve komutanlık yapmış başarılı bir idareciydi. Halifenin çok sevip takdir ettiği bir yakını ve yardımcısıydı. Babası Yahya el-Bermekî ise Harun Reşid'in veziriydi.

Harun Reşid, Cafer'i ve çok sevdiği kızkardeşi Abbase'yi yanından hiç ayırmazdı. Sohbet meclisinde onları da hazır bulundururdu. Harun, Cafer ile Abbase'nin aynı meclis ve sofrada meşru olarak buluşup görüşmelerini sağlamak için, Cafer'e çok fazla yaklaşmamak şartıyla Abbase'yi nikâhlama teklifinde bulundu. Cafer'in kabulü üzerine, Abbase'yi onunla nikâhladı.

Cafer ve Abbase, sohbetlerden sonra Harun kalkıp gidince başbaşa kalırlardı. Cafer verdiği sözün gereği Abbase'ye ilişmiyordu. Fakat Abbase rahat durmadı. Bir fırsatını bularak, zayıf bir anında Cafer'e nikâhın gereğini yaptırdı ve Cafer'den hamile kalarak bir oğlan çocuğu doğurdu. Halifeden korkan Abbase, çocuğu gizlice Bağdat'tan Mekke'ye gönderdi.
Harun Reşid o sene hacca gitmiş ve işin gerçeğini öğrenmişti. Bu duruma fena halde sinirlenmişti. Cafer'in artan kudreti, nüfuzu, bazı icraatları ve harcamaları da halifeyi ürkütüyordu. Nikâhın neticesi ise bardağı taşırdı. Bir hayatla birlikte bir ölüm doğdu. Cafer-i Bermekî, Harun Reşid'in emriyle idam edildi.
Derler ki, Cafer'in babası Yahya o yıl hac sırasında Kâbe'nin kapısında şöyle dua etmişti:
'Allahım! Eğer beni günahlarım yüzünden cezalandıracaksan, çoluk-çocuğum ve mallarımı almakla da olsa senin rızana ulaşmam için cezamı dünyada ver, ahirete bırakma.'
Yahya'nın duası kabul edilmişti. Oğlu Cafer idam edilmiş, kendisi de hapiste ölmüştür.
2005-10-08 (22:18)
datronx[morg_bekcisi]
Bay
datronx[morg_bekcisi]
Türkiye, Ankara
Ankara Üniversitesi
Kayıt: 2004-09-13 (13:45)
Mesaj: 10.111
Yalnız Allah bilsin

Büyüklerden bir zat, ahaliden para toplamak istedi, düşmana karşı tedbir almak, bazı mevkileri tamir ve tahkim için... Hak bu parayı vermedi. o büyük zat, bundan mahzun oldu ve ağladı. Geceleyin, yatsı namazından sonra birdenbire bir adam peydahlandı ve o büyük zatın önüne bir kese içinde iki bin akçe bıraktı ve dedi.
- Bu parayı dilediğiniz işe sarfediniz!...
Bu meçhul insan, ebu Amr... O büyük zat parayı kabul ve ona iyi dualar etti.
Sabahleyin o büyük zat, dostlarından ve yakınlarından ibaret bir kjalabalık topladı, keseyi meydana çıkardı ve sevinç içinde:
- Biz, dedi; Ebu Amr hakkında çok ümide düştük. dün gece bana, müslümanların kendilerini düşmana karşı müdafaa etmeleri için iki bin akçe getirdi. Allah iyiliğin karşılığını versin.
Birdenbire Ebu Amr'ın kalabalık içinde doğrulduğu görüldü. Ebu Amr haykırdı:
- Dün gece size verdiğim para anneme aitti. Annem paranın bu işe sarfolunmasına razı değildir. Lütfen bana iade ediniz ki, ben de kendisne vereyim!...
Büyük zat hemen elini keseye atıp Ebu Amr'a uzattı. Ebu amr keseyi aldı, uzaklaştı.
Yine akşam, gece, yatsı namazından sonra... O büyük zat odasında bire köşeye çekilmiş düşüncede... Yine Ebu amr birdenbire peydahlanıyor... Yine elinde aynı kese ve kesenin içinde iki bin akçe... Ebu amr parayı o büyük zatın önüne koyuyor ve fısıldıyor:
- Parayı getiriyorum ve sizden tek bir şey rica ediyorum: Bu parayı o türlü sarfediniz ki, ikimizden başka kimse birşey bilmesin... Onun nereden geldiğini yalnız Allah bilsin....
2005-10-10 (20:37)
datronx[morg_bekcisi]
Bay
datronx[morg_bekcisi]
Türkiye, Ankara
Ankara Üniversitesi
Kayıt: 2004-09-13 (13:45)
Mesaj: 10.111
BİR İNSANI TANIMA YOLLARI NELERDİR?

Bir adam Hz. Ömer (r.a.)'in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü'l-Hattâb hazretleri ona,

' Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi.

Orada bulunanlardan birisi,

' Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer,

' Nasıl bilirsin? diye sordu. O da,

' Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi.

Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu:

' Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur?

' Hayır, diye cevap verdi adam.

Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti:

' İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alış'veriş yaptığın bir kimse midir?

Adam tekrar,

' Hayır, dedi.

Hz. Ömer (r.a.) bu defa;

' Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu.

Adam bu soruya da,

' Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.),

' Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek,

' Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu.'

Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin... Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun.
2005-11-15 (21:04)
Simbat
Bayan
Simbat
Türkiye, Samsun
Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Kayıt: 2004-08-09 (15:21)
Mesaj: 2.121
Gaflet pismanliga yol açar. Gaflet nimetin elden gitmesine sebep olur.
Gaflet faydaliligi engeller. Gaflet kiskançligi azdirir. Gaflet kinanmaya ve
nedamete sebep olur.
Hikâye edilir ki, salihlerden biri rüyasinda hocasini görür ve ona "en çok
neden pismansiniz" diye sorar.
Hocasi da ona "en büyük pismanligim gafletimdendi"» diye cevap verir.

Zehril Riyazda rivayet edildigine göre Hz. Yakub (A.S.) ölüm melegi (azrail)
ile dosttu. Bir gün Azrail. Hz.Yakub (A.S.)´u ziyarete gider. Hz.Yakub
(A.S.) O'na "Ya Azrail, görüsmeye mi geldin, yoksa canimi almaya mi" diye
sorar.

Azrail, "gelisim ziyaret içindir" cevabini verir.
Hz.Yakub (A.S.) "senden bir ricam var" der. Azrail "nedir" der. Hz.Yakub
(A.S.) "ölümümün yaklastigini, canimi almaya hazirlandigini bana önceden
bildirmeni istiyorum" der.
Azrail, "hay hay, sana iki veya üç haberci gönderirim" karsiligini verir.
Hz.Yakub (A.S.)'un ömrü dolunca bir gün yine ölüm meleri karsisina dikilir.
Hz.Yakub (A.S.) yine sorar, "ziyaretçi misin, yoksa canimi almaya mi
geldin"?
Azrail, "canini almaya geldim" cevabini verir.
Hz.Yakub (A.S.) "sen bana daha önce iki veya üc haberci gönderecegini
söylemedinmi?" diye sorar.
Azrail su cevabi verir, "söyledigimi yaparak sana üc haberci gönderdim: Önce
siyah iken sonra agaran sacin, güçlü iken halsizlesen vücudun ve dimdik iken
kamburlasan vücudun, ey Yakub. iste bunlar benim ademogullarina gönderdigim
ön haberciierdir."

Sair bu durumu söyle tasvir eder:
Geçti yillar, günler, günahlar üremekte
Geldi ölüm habercisi. fakat kalb gafil
Dünyadan nasibin aldanmak ve pismanlik
Dünyada kalman ise imkânsiz ve bos kuruntu.


Ebu Ali ed-Dekkak (rehimehullahu) anlatiyor: "Hasta olan salin bir dostumu
ziyaret etmeye vardim, büyük bir seyh idi, etrafini talebeleri çevirmisti,
agliyordu, iyice yaslanmisti. Ey seyh! Neye agliyorsun, yoksa dünyaya mi"
diye sordum.
"Asla! Kacirdigim namazlara agliyorum" diye cevap verdi.
"Nasil olur, sen namazini kacirmazdin" dedim.
Bana su cevabi verdi. "Su günüme kadar geidim, ne gafletsiz secdeye vardigim
oldu. ne de gafietsiz secceden basimi kaldirdigim var, iste simdi de gaflet
içinde ölüyorum."
Arkasindan derin bir nefes çekerek su siiri söyledi:
Mezarimdan dogrulacagim günü ve mahsere varacagimi düsündüm
Dört köselik cukurumdaki ikamet süremi
Yapayalniz ve tek basima, nice izzet ve mevkiden sonra
Günahimin ve topragimin tutuklusu olarak, onunla basbasa hesaplasman
üzerinde eni boyu düsündüm.
Ve amel defterim verildigi zamanki halimin perisanligini,
Fakat ümidim sendedir. Rabb'im, yaraticim! Umarim ki, ey Allah'im sen
bagislarsin günahkâri!





Uyun-ut Ahbar adli eserde Sakik el-Belhî'nin (rehimehullahu) su sözleri
nakledilir:
"Insanlar su üc sözü söylerler, ama davranislari sözlerine ters düser.
Birincisi "biz Allah (C.C)´in kuluyuz" derler, fakat basiboslar gibi
davranirlar, bu durum sözlerine ters düser. "Allah (C.C) bizim rizkimiza
kefildir" derîer, fakat kalbleri yalniz dünya ile dünya varligi
biriktirmekle tatmin olur. Bu davranis da sözlerine ters düser. "Ölümden
kurtulusumuz yoktur" derler, fakat hic ölmeyecekmis gibi hareket ederler, bu
durum da hic süphesiz sözlerine ters düser.
Ey kardesim, sen kendine bak! Hangi vücudLa Allah (C.C)'in huzuruna
dikileceksin, hangi dille O'na cevap vereceksin, her seyi inceden inceye
sana sordugunda ne cevap vereceksin. Sorulara cevap ve cevaplara dogruluk
hazirla. Allah (C.C)'dan kork, çünkü "O, iyi-kötü bütün davranislarindan
haberdardir."
2006-01-13 (22:10)
BEKİR
Bay
BEKİR
Türkiye, Sakarya
Sakarya Üniversitesi
Kayıt: 2005-09-27 (16:20)
Mesaj: 1.259
Atatürk Amasya ziyaretinde.Vali konağında yörenin ileri gelenleri ile
sohbette. Bir ara tam karşısında oturan birine takılır gözleri. Yaşı
ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk'ün dikkatini
çeker. Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;
- Kimdir bu?
Vali yanit verir;
- Efendim kendisi Şıh'tır. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh'ı yanina çağırır ve;
- Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda degildir. Şunu rica etsem de en
azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan
der ve eliyle de boyunaltı hizasını gösterir.
Şıh; - Emrin olur Paşam ..diyerek yerine çekilir.

Aradan zaman geçer, bir aksam Atatürk Amasya'daki Sıh'i hatırlar ve
Vali'yi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyecegini
bilememekle birlikte, Sıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile
olmadıgını, aksine kimselere el sürdürmedigini anlatır. Atatürk telefonu
kapatır, kağıdı kalemi
eline alir ve az sonra nazırını çağırıp, yazdıgı yazıyı Amasya Valiligi'ne
teblig etmesini ister. Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ; Sıh Efendi
Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola çıkmış...

Sıh gelir, Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir
tıraş olunmus, saçlar kısaltılmış, kılık kiyafet baştan sona
degiştirilmiş, bambaska bir görünüme bürünülmüstür. Atatürk'ün mesai
arkadasları bu
degisimi anlayamaz ve sorarlar;
- Aman Pasam, o Sıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de
kökünden kesmesini sağladınız?

Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp;
- Dün aksam Amasya Valiligi'ne bir yazı gönderdim ve Sıh'ı Afyon'a vali
atadıgımı bildirdim ..der.

Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Sıh'a vermesini
söyler. Yazıda söyle yazmaktadır;

- Inancin ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik
meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen
yarın baska seyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir
ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla...

Sayfa /41234 Sonraki SayfaSon Sayfa


Ücretsiz Kayıt Ol