Kayıt: 2006-01-22 (22:57)
Mesaj: 123
Her sabah yanlız uyanıp yanlız düşmek yollara nasıl birşeymiş öğretti hayat bana saolsun... Öle iğrenç, bazen de bir o kadar güzel bir duygu ki bu insan ikisinin arasında sıkışıyor, ezilip ölüyor, sonra tekrar dirilip, kaldığı yerden devam ediyor yaşamaya... Yanlızlık bir lütuf mu yoksa bir günahın bu dünyadaki cezası mı çözemiyorum ama bazen ilki bazen de iknicisi cezbediyor hissettiklerimi... Mesela eğer yanlız uyanıyorsanız, dünyayı ısıtan güneş bile yetmiyor, az geliyor size, sabahın ayazı içinize işliyor, kanınız donuyor bazen, ama sonra çıkıp dışarı solumaya başladığınızda o sahte, çirkin, anlamsız suratlarla aynı havayı, iyi ki de yanlızım diyorsunuz içinizden. Eğer yolda yanlız yürüyosanız her gün, tekılıp düştüğünüzde size uzanacak bir el olmadığında öle koyuyor ki bu size sanki dünya bir okyanus, sizde yolunu kaybetmiş bir balık gibi hissediyorsunuz kendinizi, ama sonra görünce çevrenizde ki uzananların elinizi verdiğinizde kolunuzdan edeceklerini, gülümsüyorsunuz sonra öğreniyorsunuz tek başına kalkmayı, daha kararlı, daha dayanıklı oluyorsunuz tek başınıza attığınız her adımda. Eğer geceleri yanlız giriyorsanız yatağa yetmiyor üst üste örttüğünüz, kafanıza kadar çektiğiniz yorganlar sizi ısıtmaya, kanınzdaki donukluğu çözmeye, ama sonra dua ediyorsunuz dökülen gözyaşlarınızı görmediği için kimse. Daha tatmadım ama sanırım yanlız ölmek şöle bişi olsa gerek: Önce üzülüp ağlıyacaksınız kapalı gözlerinizin ardından görünce dostlarınızın, arkadaşlarınızın, sevgilinizin bile cenazenize katılmadığını, içiniz yanacak harcadığınız anlara, verdiklerinize, ama sonra diyeceksiniz ki "yaşarken yanımda olmayanlar, öldüğümde mi yanımda olacaklardı" sonra anlıcaksınız ki bu dünyaya yanlız geliyor insan öle gidiyor yine... Gülümseyeceksiniz iyi ki yanlız ölmüşüm de en azından beni az da olsa sevenler beni bu halde görmedi diye... İşte yanlızlık bu kadar soğuk, ama bir o kadar da gerçek bir olgu beni saran ve bir türlü bırakmayan... Umarım nefesim kesilene kadar da benimle olur, bi o kaldı bana ait, bana özgü olan beni anlatan...(kendi kalemimden)
Kayıt: 2005-09-22 (10:34)
Mesaj: 2.688

guzel...
Kayıt: 2006-01-13 (17:12)
Mesaj: 4
yalnızlık beni öyle sevdi ki gün oluyor gözlerim doluyor bu ilgiye...
Kayıt: 2005-07-13 (13:19)
Mesaj: 4.162
Kayıt: 2005-02-21 (21:39)
Mesaj: 3.257
Bu başlık sanki yanlış gibi YALNIZLIK olması lazım 
Protesto ettim valla hiç yakıştıramadım 
Kayıt: 2004-12-14 (08:53)
Mesaj: 4.625
yalnızım yalnızsın yalnız
aristo mahmut

Kayıt: 2006-01-22 (22:57)
Mesaj: 123
kdrgvn
saol uyarın için, ama ben bilerek öle yazdım... türk dil kurumuyla aram pek iyi diildir... onların koyduğu kurallara saygım sonsuz ama bu yazı bana ait yanlışıyla doğrusuyla, yalnız, yazarız da pek öle okumayız malum dil işte her yere kıvrılmıyo sölerken kolaya kaçıyoruz... bu nedenle genelde ağzıma geldiği gibi yazmayı severim, sınavlarda dikkat ederim saol uyarın için... eğer birileri benim yazılarımla sınava falan katılacaksa aman yapmasın...
onun yerine bu linke tıklayın
http://tdk.org.tr/yazim/
Kayıt: 2006-01-31 (20:06)
Mesaj: 604
Kelimeler aciz, dilim suskun, kalemim sitemkar, ruhum tarumar, yokluğunda tat vermiyor ne kitaplar, ne şiirler ne de şarkılar... Acıyı özümseyip karşı duramamak kaderine ve teslim olmak o dipsiz yarların derin boşluğuna; ıskalamak yaşadığın sürece yalnızca bir kez yollarının kesişeceğini bildiğin, kırılgan, hassas, güz gülleri gibi ansızın bastıran ayazlarla savrulan aşkı!
Derinlerden gelen pişmanlığın sesi, değiştirmeye yetmiyor yazgının adresini.Ne zamana karşı yüreğimi avutacak solmuş eski bir resim, ne de 24 saat gece nöbetlerini aydınlatacak serinlikte hayalin... Sanki inadıma ilerleyor zaman. Sıkıntısını çektiğim takvimlerden alacaklı geçip giden ömrüm değil, benim derdim seni son bir kez de olsa göremeden bir yıldız gibi gecenin kör vakti kayıp gitme ihtimalim!
Sazın tellerinden dökülen nağmeler, uzakları yakın kılmıyor. Sana duyduğum özlemi alıp, seni bana getirmiyor. Açılmayacak bir kapının ardında bekliyorum seni biliyorum, yaşadıkça ardına geçemeyeceğim bir kapının. Muztarib gönül iflah olmaz yokluğunun verdiği bu gamla, o da susar bir zaman sonra baş eğip yazgısının buyruğuna.
Avuçlarımdan kayıp giderken sen, mutluluğu nasıl da hoyratça savurduğumu anlamanın hüsranı ile çıldırdım çaresizliğimin pençesinde... Geride bıraktığım yılların tek pişmanlığı oldun sen, yaşadığım her an sorguya çekiyor beni bu yürek! Nefes aldığım her saniye ölümüm oluyor benim, daha kaç kez nefes alarak ölebilir ki bir insan?
Kendi yaktığım ateşin ortasında yok olmaya çalışıyorum bir akrep gibi, zehirimi kendi yüreğime akıtıyorum. Sana ait olmayan tek bir dize, tek bir satır dahi yazmıyor kalemim. Baktığım bütün yüzlerde senin suretin belirir, duyduğum bütün sesler aklımı firar ettirir...
Ellerimle büyüttüğüm karanfiller soluyor gözlerime bakarak, yıldızlar yeryüzüne indi gidişinin ardından, içimi ısıtmıyor artık baharlar... Gidişinle hazan mevsimine hapsettin beni, bu sevdada giden değil, kalan yara aldı. Bu sevdada yüreğim güz gülleri ile birlikte, beni pişmanlığımla bir başıma bıraktı...
Kayıt: 2005-02-21 (21:39)
Mesaj: 3.257
"hiddenlife" demiş ki:
kdrgvn
saol uyarın için, ama ben bilerek öle yazdım... türk dil kurumuyla aram pek iyi diildir... onların koyduğu kurallara saygım sonsuz ama bu yazı bana ait yanlışıyla doğrusuyla, yalnız, yazarız da pek öle okumayız malum dil işte her yere kıvrılmıyo sölerken kolaya kaçıyoruz... bu nedenle genelde ağzıma geldiği gibi yazmayı severim, sınavlarda dikkat ederim saol uyarın için... eğer birileri benim yazılarımla sınava falan katılacaksa aman yapmasın...
onun yerine bu linke tıklayın
http://tdk.org.tr/yazim/
Gecikmeli de olsa cevap verme hakkımı kullanayım

Kayıt: 2004-07-26 (20:48)
Mesaj: 3.313
21 yaşındayım ve hayatımın büyük bir bölümünü yalnız geçirdiğimi söyleyebilirim. Eskiden farklı düşünürdüm, yani işi melankoliye vurur, kendimi çok çaresiz hisseder, hayatımın dokunaklı bi acıyla geçtiğini kendime söyler dururdum. Ama yalnız olmasaydım, her yerde beni meşgul edecek insanlar olsaydı ben şu anki seviyeme gelemeyecektim. Kendi içimde bulunduğum statü her neyse ben onu seviyorum. Ha, yalnızlık iyi midir? Kullanmasını biliyorsan iyidir. Ama insan, çoğu zaman kendini çaresiz ve kederli hissetmekten adeta cinsel bir zevk duyar. Bu hataya çoğu kez düştüğüm için bunu diyorum. Şebnem ferahın "bu kalabalıın içinde yalnız olmaktansa, giderim bi adaya yalnızlığımı en azından adanın doğal ıssızlığına bağlarım" yaklaşımını da beğenmiyorum. Çağımız öyle bir zamanki, insanın yalnızlığı artık hastalık olarak algılanıyor ne yazıkki. Geçenlerde bi yazı gördüm "utanma" ile ilgili, diyor ki "utangaçlığın sonu yalnızlık denizidir" eskiden haya bir erdemdi, şimdi değerler değişmiş bi insanın utanmaması gerektiği (belli alanda evet, ama bu her alanda topyekun bir utanmamazlık teması işliyor, çünkü işin ucu cinsel deneyime geliyordu) aşılanmaya çalışılıyor, neden? "çoğunluk yalnız değil, bu çoğunluğa uyup kendini onlardan hissetmen için onlar gibi olmalısın"...
bu apaçık toplum neye yatkınsa sende ona yat anlayışlı bişey. tarihe damgasını vurmuş insanlara baktığınızda hayatlarının bir bölümünü yalnızlıkla geçirdikleri görülür. çünkü yalnızlık insanı düşünmeye sevkeder. yalnız olmayan düşünemez mi? düşünür, çok da iyi düşünür. ama bir noktadan sonra rahatsız edilmemek isteyecektir her zaman olduğu gibi. tabi bu tercih meselesi.
yavaş yavaş herkesi anlıyorum. bu eskiden özendiğim çoğu şeyin bugün kupkuru bi boşluk olduğunu görüyorum, kabul etmek gerek ki insanların çoğu hazlarına yenik düşüyor, düşmese bile kendi yararına uğraşıyor. karşınızda sürekli yaşlanan birileri olmalı, buradan hayatın çok az süreli olduğunun farkına varmak gerekir. kısacası yalnızlık, insanı "eğer isterse" çok iyi geliştirir. zaten bu gelişim de ilerde farkında olmasanız da kendiniz gibi insanların size yakınlaştıracaktır. arkadaş üstteki yazıda çok soyut kalmış ama ben yalnızlığın bi çok yönünü söylemeye çalıştım. halen toplumun o ideal "insanı" kadar çok bi çevrm yok, ama ben durumumla doyum içerisindeyim. bence doğru olması gereken de bu.