iktisat politikasiyla ilgilenenler
Yeni Konu Aç Cevap Gönder
iktisat politikasiyla ilgilenenler 2006-08-22 (23:10)
Gamze (gamze83)
Gamze (gamze83)
Kayıt: 2006-08-22 (23:03)
Mesaj: 1
aekadaslar iktisat bolumu 4.sinif ogrencisi oldum ama tez yazmak bana cok orkutucu gelio ne yapcagimi bilemiom tez dersim iktisat politikasi ilk once tez konusu bulmam gerek bu dersten bana yardimci olursaniz cok sewinirim ilgilenenlere tesekkurler Yüzü kızarıyor
2006-09-18 (15:45)
Corvette (corvette3000)
Corvette (corvette3000)
Kayıt: 2006-05-17 (18:24)
Mesaj: 5
arkadaşım ben kamu mezunuyum sana bir kaç cümle yardımcı olabileceğim tez den de bu kadar korkmana gerek yok

tez konusu olarak iktisat pol. hakkında bildiğim temel kavramlar ve tanımlar poltikada araç ve amaç seçimi politka ilgili makro Teoriler
arasındaki
ilişkiler dışa açık ekonomilerde politik seçim ile faiz kuru ve ödemeler dengesi politikaları belirsizlik politikları ilişkileri.
tek bildiğim bu umarım bir nebze olsa da işine yarar Gülümsüyor
2006-09-18 (18:45)
Haluk Eskiçubuk (halukstudent)
Haluk Eskiçubuk (halukstudent)
Kayıt: 2002-04-27 (10:28)
Mesaj: 113
slm.tam olarak konu nedir?
2006-10-04 (17:25)
Akin (akin7166)
Akin (akin7166)
Kayıt: 2006-10-04 (17:04)
Mesaj: 1
Canım bende aynı dertten muzdaribim.Eğer konu bulduysan birlikte hazırlayabiliriz.
2006-10-06 (00:28)
Haluk Eskiçubuk (halukstudent)
Haluk Eskiçubuk (halukstudent)
Kayıt: 2002-04-27 (10:28)
Mesaj: 113
GİRİŞ
Günümüz ülkelerinin ve bilhassa ülkemizin gündemini oluşturan ve gündemde bir türlü aşağı düşmeyen enflasyon ve enflasyonla mücadele ülkelerin en önemli sorunlarının başında yer almaktadır.
Ekonomik koşulların elverişsiz, alışılmış dışındaki bütçe açıklarının ekonomik gündemin sürekli maddesini oluşturduğu ve devlet borçlanmalarının enflasyon içinde yeni enflasyonlara üretecek yoğunluğa eriştiği ülkelerde merkez bankasının dizgin tutturmasının mümkün olmayacağı bellidir. Çünkü bağımsızlığı gözeten kuralların konulmuş olması tek başına sorunları çözmeye yetmez. Bunun dışında hukuksal kurallarına uygulanmasını engellemeyecek, asgari koşullarında oluşturulması zorunludur.
Tarihi geçmişi son 200 yıla dayanan merkez bankalarının esas gelişimi 2.Dünya Savaşı sonrasına rastlar. Bu tarihten itibaren paranın ekonomik yaşam üzerindeki etkilerinin büyük olması ve doğrudan belirleyici rolünün bulunması, merkez bankalarını para ile adeta özdeş kılmıştır.


Merkez bankası bu konumları itibariyle özellikle 1960'lı yıllardan sonra ülke ekonomilerinde yaşanan krizlerinde kaynağı olmuşlardır. Süreklilik gösteren ve yüksek oranlarda seyreden enflasyon üzerinde dışsal etkilerin yanında merkez bankalarının doğrudan etkisi küçümsenmeyecek boyuttadır. Siyasi kaynaklar merkez bankası kaynaklarını bankaya hakim oldukları ölçüde kullanmaya çalışmaktadır, bu olumsuz gelişme günümüzde daha da büyük boyutlar kazanmıştır. zira hükümetler ellerini merkez bankası kaynaklarından çekmeye yanaşmadıkları gibi bunu önleyecek mekanizmalarında yaşama geçirilmesine karşı çıkmaktadırlar.

Günümüz uluslararası para sistemi, ülkeleri bağımsız merkez bankacılığına adeta zorlamaktadır. Ülkeler dışında ekonomik duvarlar yıkılıp sınırlar kalktıkça bağımsız merkez Bankacılığı da zorunlu olmaktadır. Nitekim Avrupa sınırları içerisinde ortak bir para sisteminin oluşturulması ve bunu yürütecek merkez bir Avrupa merkez Bankasının kurulması, Avrupa'nın ekonomik entegrasyonu projesinin bir sonucudur.

Sonuç olarak, bir yandan ulusal ekonomide siyasal iktidarların popülist uygulamalarının önüne geçilmesi,öte yandan da uluslararası para sisteminin gerektirdiği bir yapının oluşturulması ihtiyacı, merkez bankalarının bağımsız olmalarını gerektirmektedir.

Ancak Enflasyonu önlemek için tek başına merkez bankasının bağımsız olması yeterli olmayıp, bunun yanında genel ekonomik istikrarın sağlanması zorunluluğu da vardır.




BİRİNCİ BÖLÜM
1. İKTİSAT POLİTİKASI
1.1. İktisat Politikası Tanımı
İktisat politikası devletin belli ekonomik amaçlara ulaşmak için aldıkları kararlar ve yaptığı davranışlardır.
Daha geniş bir tanımla ile ekonomik amaç ve hedefleri hiç bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirleyen, kesin ve çelişkisiz olma ilkelerine bağlı kalarak eldeki tüm varsayımları o günkü sosyal ve ekonomik koşulları göz önünde bulundurarak, optimal bir biçimde gerçekleşmesini sağlayacak araçları kullanmaya çalışan makro politikalardır.
İktisat politikası amaçları belirlenirken göz önüne alınacak veya alınan kriterler; amaçların ekonomik olması, makroekonomik olması, demografik-hukuksal ve siyasal içerikli olmamasıdır.
1.2. İktisat Politikasının Amaçları
İlk amacı iç ekonomik istikrarın sağlanmasıdır. İkinci amacı ise dış ekonomik denge ve istikrarın sağlanmasıdır. Bu ise ödemeler dengesinin denkliği probleminin çözümünü beraberinde getirir. Diğer bir amaç ise ekonomik büyüme ve gelişmenin en sağlıklı şekilde gerçekleşmesidir. Ülkede adaletli gelir dağılımının olması bu amacın temelini oluşturmaktadır.
Amaçların deneysel olarak öncelik sırası saptanabilir ancak ağırlıkları ölçülemez, önem sıralamasını bir ekonomik birim, bir grup, bir parti veya hükümetler yapabilir. Ekonomik amaçların önem derecelerinin belirlenmesinde üç temel etken vardır. Bunlar; ülke politikası ile ilgili değerler, ülkedeki grupların (işçi,işveren,memur)ekonomik çıkarları, ülkenin o günkü sosyal, ekonomik, siyasal koşullardır.





2. MALİYE POLİTİKASI
2.1. Maliye Politikasının Tanımı

Devletin çeşitli ekonomik ve sosyal amaçlara ve sosyal amaçlara ulaşılmasını sağlamak üzere vergi alma ve harcama yapma yetki ve olanaklarından yararlanarak, ekonomik yasama yaptığı müdahaleler maliye politikası olarak adlandırılır. Diğer bir tanımla; hükümet harcamalarının toplamını, zamanlamasını, oranlarını, vergi ödemelerinin düzeyini ve yapısını değiştiren önemlerin tümüdür.


Bu kamu değişkenleri devletin yaptığı ve devlete yapılan ödemeler, devletin ürettiği mal ve hizmetlerin miktarları, niteliği, bu mallar ve hizmetlerin sosyal sınıflar, coğrafi bölgeler arası dağılımı, devletin satın aldığı ara malları ve üretim faktörlerinin cinsi, miktarı bu mallar için ödediği fiyattır.

2.2. Maliye Politikası Amaçları
2.2.1. Ekonomik İstikrarın Sağlanması


Maliye politikası istikrarı sağlamak için enflasyonist ve deflasyonist eğilimlere baskılara karşı mücadele etmek durumundadır. Enflasyonist baskılara; toplam talebi, toplam arz düzeyine indirgemeye çalışarak ve toplam arzı, toplam talep düzeyine çıkarak karşı kanabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, enflasyonist baskının kaynağı ve nedenidir.

Toplam talebin toplam arz düzeyine indirilebilmesi için, bütçe giderleri azaltılıp, gelirler arttırılır.

Bunun sonucunda bütçe fazlası meydana gelir. Buna ek olarak, kamu harcamaları ve vergiler selektif olarak kullanılarak toplam arz, toplam talep seviyesine çıkarılabilir. Her iki çözümde de ortak olan maliye politikasının selektif oluşudur.

Enflasyonla mücadele para ve maliye politikasının uyumlu ve birlikte yürütülmesi, ekonomilerin göstereceği uyum ekonomideki bireylerin, çıkar gruplarının ve hükümetlerinin bu konudaki duyarlılıkları, doğru hedefler için en iyi ve doğru araçların seçilmesi önemlidir.

Deflosyonist baskılara karşı mücadelede, tam istihdam seviyesinde toplam arz ve talep dengesini sağlamaya çaba sarf eder.

2.2.2. Tam İstihdamın Sağlanması


Enflasyonist ve deflasyonla ile mücadele ederek başarıya ulaşmak tam istihdamın sağlanmasını gerçekleştirmiş olacaktır. Maliye politikası burada, satmak, satın almak, borçlanmak, borç ödemek, vergilemek ve vergi indirimlerine gitmek gibi araçları kullanarak tam istihdam seviyesinde dengenin oluşmasını sağlamaya çalışır.

2.2.3. Ekonomik Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi

Büyüme iktisat politikasının en önemli hedeflerinden biridir. Maliye politikası, harcamaları yoluyla, kişi başına düşen milli gelirin devamlı arttırılmasında yani iktisadi büyümenin gerçekleşmesinde etken olur.






2.2.4. Ekonomide Gelir Dağılımı Ve Yaşam Düzeyinin İyileştirilmesi


Servet ve gelirin kitler arasında eşit bir şekilde dağılmaması yaşam düzeyinde farklılaşmaya neden olur. Bu dengesizlik topluma sosyal barışın bozulması olarak yansır. Toplumdaki huzursuzluk ekonominin ulaşmak istediği hedeflerin aksamasına neden olup istikrarsızlık yaratır. Bu nedenle maliye politikası, ekonomik büyüme ve gelişme hedefine ulaşmak için yaptığı planlarda sektörler arası senet ve gelir dağılımının en iyi şekilde yapılmasını amaçlamaktadır.



3. PARA POLİTİKASI
3.1. Para Politikası Tanımı


Para politikası, Merkez Bankası aracılığıyla belirlenmiş olan ekonomik hedefleri gerçekleştirmek üzere para arzını ve kredi koşullarını düzenlemek çabasını ifade eder.

Daha spesifik biçimde belirtmek gerekirse, para politikası ekonominin likidite düzeyini arttırmak yada azalışı doğrudan doğruya para hacminin değiştirilmesiyle söz konusu olur. Bununla birlikte, para hacminde bir değişme yapmadan paranın dolaşım hızının değiştirilmesi de aynı sonucu sağlar. Para politikasının diğer bir tanımını da şöyle yapabiliriz; para miktarı ve faizlerin ne şekilde yönlendirilmesi gerektiğini sorgulayan bir politikadır.

Şu halde para politikası; nominal milli gelirin bilinçli ve sistematik bir şekilde yönlendirilmesini amaçlar.

3.2. Para Politikasının Amaçları
3.2.1. Fiyatlar Genel Düzeyinde İstikrarın Temin Edilmesi

Fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen sürekli değişmeler, ekonomik fiyatlar üzerinde olumsuz etkilerde bulunarak ekonomik gelişmeyi engellediği gibi; gelir dağılımının bozulmasına yol açarak toplumsal sorunlarında doğmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle ekonomi politikasını uygulayanların, ekonominin söz konusu sorunlarla karşılaşmasını engellemek için, fiyatlar genel düzeyinde nispî istikrarın sağlanması yolunda çalışmaları gerekmektedir.

Enflasyonun kaynağı genellikle para stokundaki değişmeler olduğu için, fiyat istikrarının sağlanmasında para politikasına böyle bir görev düşmekte ve bu konu para politikasının birinci amaç haline gelmektedir. Burada fiyat istikrarı fiyatların sabit yada değişmez olmasını değil; bir ekonomik hedef olarak ortalama fiyat düzeyinde belli bir devamlılığın sürdürülmesini ifade eder.

3.2.2. İstihdam Düzeyinin Yükseltilmesi

Ekonomide fiyat istikrarının sağlanması kadar önemli bir diğer istikrar konusu, ekonomide işsizliğin azaltılması diğer bir deyişle istihdam düzeyinin yükseltilmesidir.

Ancak daha önce belirtildiği gibi fiyat istikrarı ile tam istihdam amaçları birbiriyle uyuşmamaktadır. Tam istihdama ulaşılması yeterli ölçüde toplam talebin daraltılmasıyla mümkündür.

Toplam talebin daralması ile hem üretim hem istihdam düzeyinin azalmasına yol açar. Toplam talebin artışı noksan istihdam düzeyini azaltır, ancak emeğin fiyatı olan ücretleri arttıracağı için fiyatlarında yükselmesine neden olur. Bu nedenle her iki amacın birlikte gerçekleşmesinin olanaksızlığı, ekonomi politikası uygulayıcılarını tercihle karşı karşıya bırakmaktadır.

Ya bu amaçların birbirinden bütünüyle özveride yada her iki makro büyüklüğün belli bir düzeyde sürdürebilme olanağı taşır.

3.2.3. Ödemeler Bilançosunda Dengenin Sağlanması

Para politikasının amaçlarından biride ödemeler bilançosunda denkliğin sağlanmasıdır. Bir ülkenin dış abone olan borcunun, alacağından fazla olmasıyla ortaya çıkan ödemeler bilançosu açığı ihracat ve ithalat kalemlerinde oynama yapılmasıyla kapatılır. Bunun içinde, ya ihracat hacmi arttırılır yada ithalat hacmi daraltılır. Her ikisini aynı anda sağlamakta mümkündür. Bunu gerçekleştirmek üzere para politikası amaçlarından yararlanma yoluna gidilmesi gerekir. İthal mallarına olan talebine kısacaktır. Dolayısıyla ülkenin ihracata kanalize edebileceği mal ve hizmet miktarında bir artış söz konusu olacaktır. Ancak para politikasının dış dengeyi sağlamak yönünde kullanılması iç istikrarı bozucu etkiler yaratabilir. Nitekim ödemeler bilançosu açık vermesi durumunda, açığı kapatmak para stokunun azaltılması üretim hacminin daralmasına yol açabilir. Buna karşılık, ödemeler bilançosunun fazla vermesi durumunda, bu kez de para stokunda genişleme yapılması gerekir. Ne var ki bu da ekonomi üzerinde enflasyonist baskılara yol açarak iç dengeyi bozabilir. Bu bakımdan, dış dengeyi sağlamaya yönelik olarak kullanılacak para politikası, üretim ve istihdam politikalarıyla çatışma halindedir.

3.2.4. Ekonomik Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi

Ekonomide fiyat istikrarının gerçekleştirilmesi için para arzının ulusal gelirdeki artışa paralel olarak arttırılması gerekir. Ne var ki, ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesine yönelik hedef, bunu engelleyebilir. Zira, ekonomik kalkınmanın özellikle gelişmekte olan ülkelerde kaynak yetersizliği nedeniyle enflastyonist yollardan finansmanı, fiyat istikrarını bozucu etkiler meydana getirir.

Bunu önlemek için para arzının arttırılması ise ekonomiyi daraltır ve küçültür.Bu bakımdan para politikasının, fiyat istikrarı ve kalkınma hedefiyle çelişmeyecek biçimde düzenlenmesi büyük önem taşır.

3.3. Para Politikası Araçları

Para politikasının araçları kontitatif ve kalitatif olarak iki gruba ayrılır. Bu araçlarla ekonomide para arzı ve kredi hacmi hem nitelik hem de nicelik yönünden kontrol altına alınır. Para politikasının kantitatif araçları para ve kredi hacmini etkilemeyi kalitatif araçlar ise kredi dağılımını yönlendirmeyi amaçlar.


İKİNCİ BÖLÜM

2. MERKEZ BANKASI VE MERKEZ BANKACILIĞI HAKKINDA
GENEL BİLGİLER
2.1. Merkez Bankasının Tanımları

-Yalnız kar amacıyla değil, ülkenin para piyasası ve banka sistemini etkilemek amacıyla faaliyette bulunan bankalara merkez bankası denilmektedir.
-Para çıkarma yetkisine sahip bankaya merkez bankası denir.
-Devlet adına para üreten, faaliyetleri ve işlemleri ile devletin maliye ve para politikasının uygulayıcısı olan ve bankaların bankası olarak ta adlandırılan kuruluş.
-Merkez bankaları: para arzını kontrol eden müesseselerdir.

2.2. Merkez Bankalarının Gelişme Tarihi

Yirminci yüzyıldan evvel merkez bankaları ihraç bankası veyahut milli banka olarak tanınırdı. İhraç bankalarının her birinin teşkilatı uzun bir tarihi gelişme mahsulüdür. Devletin koyduğu kayıtlar içinde banknot ihracının düzenlenmesi altın ve gümüş esaslarının yürürlükte olduğu yerlerde bu esasların muhafazası bu bankaların başlıca görevleri idi.

Eski merkez bankaları bazı memleketlerde ticaret bankalarının şekil değiştirmesinden meydana gelmiştir. Bankalardan biri banknot çıkarmak ve devletin banka işlemlerini yapmak hakkını alarak gitgide merkez bankası vaziyetini elde etmişti.





2.2.1. İngiliz Merkez Bankacılığı

Merkez bankası durumunu en önce ingiltere bankası almış ve onu İsveç'in Riskbank'ı takip etmiştir. İngiltere bankasının tarihi Merkez Bankacılığı prensiplerinin ve tekniğinin inkişafına bir örnek olmuştur.

İngiltere Bankası bir kanunla 1694 yılında özellikle hükümete ödünç vermek amacı ile anonim şirketi olarak vücuda getirilmiş ve buna karşıda muayyen bazı sınırlar içinde banknot çıkarmak, mallar üzerine avans vermek, kıymetli madenler ticareti yapmak ticareti yapmak ve ticari senetler alıp satmak izni elde edilmişti.

İngiltere Bankasının para ihracında sağladığı tekelci konum ve hükümetin bankeri olarak elde ettiği ayrılıklı durum bankaya diğer bankalar karşısında özel bir önem kazandırmıştır.

Sermayesi tamamıyla devlete ait olan İngiltere merkez bankasının sorumlu olduğu görev alanı oldukça geniştir. Üstlendiği görevler çok olmasına karşı, İngiltere merkez bankasının bağımsız olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Her şeyden önce bankanın yönetimi üzerinde maliye bakanlığının hissedilir bir nüfuzu söz konusudur. Maliye bakanlığının gerektiğinde bankaya direktifler gönderme ve telkinlerde bulunma yetkisi vardır.

Nitekim İngiltere Merkez bankası para politikasını tek başına belirle-yemediği gibi yürütülmesini de Hazine doğrudan yardımcı olmadan yapamaz.

2.2.2. Alman Merkez Bankacılığı

Günümüzde Merkez Bankası bağımsızlığı kavramıyla özdeşleşen Alman merkez bankası Bundes bank'ın kuruluşu ikinci Dünya savaşı sonuna rastlar.
Merkez Bankası tamamıyla bağımsız olmamasına karşın, müttefik ülkelerin denetleyici rolü sayesinde siyasi otoritelerin baskılarından ve müdahalelerinden uzak kalabilmiştir.

Sermayesi tümüyle hükümete ait olan Bundesbank, bugün dünyanın en bağımsız merkez bankalarının başında gelmektedir. Bazı temel konul-arda hükümete karşı sorumlulukları bulunmasına karşın, Bundesbank birçok yönden oldukça yüksek bir otonomiye sahiptir. Nitekim para politikasının formülasyonu ve hedeflerinin seçimi para arzının düzenlenmesi ve hükümete kredi sağlama konusundaki yetkileri çok geniştir.

Tablo1: Bundesbank'ın Organizasyon ve Fonksiyonel Yapısı







2.2.3. A.B.D'de Merkez Bankacılığı (Federal Reserve System)

1913 yılında her biri belirli bir bölge üzerinde yetki sahibi olmak üzere 12 Federel Reserve Bankasından meydana gelen bir banka sistemi kurularak bunlar arasında bağlantı sağlamak içinde Washington'da Federal Reserve Board unvanlı bir meclis teşkil olundu.

Ancak, kuruluş tarihini izleyen ilk yıllarda Federal Reserve gerçek anlamda bir merkez bankası kimliğini kazanamamıştır. Özellikle yetki yönünden büyük karmaşa yaşanırken, ulusal para politikasının oluşturulması ve uygulanması konusunda merkezi bir otorite boşluğu doğmuştur. Üstelik, sistem ülke genelinde benimsenmediği için yeterince destekte görmemiştir. Hatta para otoritesinin nüfusunun demokrat parti, Federal Reserve yasasına karşı çıkmıştır. Bu nedenle de Federal Reserve sistemi oluşturmak üzere bölgesel merkez bankalarının kurulması gerekli olmuştur.

1935 yılında çıkarılan yasayla (Banking Act of 1935)yeni bir düzenlemeye gidilmiş ve Federal Reserve'ye çok geniş yetkiler verilmiştir.

Ancak savaş sonrası yıllarda yaşanan olaylarda görüldüğü gibi, ABD'de merkez bankası problemleri bütünüyle çözümlenmemiştir. Federal Reserve özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde hükümetlerin müdahalesinden kendisini kurtaramamış. Nitekim bankanın enflasyon yıllarında yüksek faiz oranları yönünde ve sıkı para politikası uygulamaları karşısında hedef olduğu politik baskı, işlevlerini aksattığı gibi; etkinliğini de önemli ölçüde azaltmıştır.

Federal Reserve sisteminde merkezi otorite güvenörler kuruludur. Kurul bu otoritesini ya doğrudan yada varsa yetkisini kullanarak yerine getirir. Federal Reserve'in başlıca görevi para arzını kontrol altında tutmaktır. Bunun içinde açık piyasa işlemleri, kanuni karşılık oranının belirlenmesi ve bankalara borç verilmesi gibi politikaları kullanır. Bunların yanında hazinenin mali bir ajanıdır. Hazineye borç yönetimi işlemlerinde hem ödeme aracı olarak hem de bu işlemlerin yürütülmesine ilişkin yönetim organı olarak yardımcı olur.



2.3. Dünyadaki Merkez Bankaları

Ülkelerdeki kanuni parayı tespit etmek, bunun emisyon ve tedavülünü sağlamak, devlet borçlanmalarını daha kolay, düzenli ve en az masrafla gerçekleştirebilmek, bankacılık faaliyetlerinin sistematik bir şekilde yürütülmesini kontrol edebilmek, amacıyla merkez bankası kurmak yoluna gitmişlerdir.

Aşağıdaki 35 ülkede faaliyet gösteren tüm merkez bankalarının isimleri ve kuruluş tarihleri görülmektedir;


İSVEÇ..................1956 AVUSTURALYA............1912
İNGİLTERE.........1694 ABD.................................1915
FRANSA..............1800 Güney AFRİKA................1921
HOLLANDA........1814 RUSYA............................1921
DANİMARKA......1818 ŞİLİ.................................1925
YUNANİSTAN.....1841 GUATEMALA................ 1925
BELÇİKA..............1850 MEKSİKA....................... 1925
HONG-KONG...... 1865 EKVATOR.......................1927
İSPANYA..............1874 BOLİVYA....................... 1929
AVUSTURYA.......1878 TÜRKİYE........................ 1932
ROMANYA...........1880 KANADA....................... 1934
JAPONYA.............1882 Yeni ZELANDA.............. 1934
BULGARİSTAN....1885 HİNDİSTAN.................. 1935
FİNLANDYA........ 1886 ALMANYA.................... 1948
PORTEKİZ............1891 İSRAİL.......................... 1954
İTALYA................1892 BREZİLYA.................... 1964
NORVEÇ...............1897
İSVİÇRE.................1905
ÇİN.........................1908

2.4. Merkez Bankası Teşkilatı

Merkez Bankası Teşkilatı aşağıdaki şekildedir;

-Hissedarlar Genel kurulu
-Banka meclisi
-Başkanlık(Güvenörler)
-Denetleme Kurulu
-Yönetim komitesi
-Merkez Iskonto Komitesi
-İdare merkezi
-Şubeler

2.4. Merkez Bankasının Diğer Bankalarla İlişkisi

Merkez Bankası, bankaların rakibi değil; aksine onları tamamlayan kuruluşlardır. Çünkü gördükleri işlevler birbirleriyle farklı olmakla birlikte aynı zincirin halkalarını oluştururlar. Bu bakımdan da aralarında bağımlılık derecesinde sıkı bir ilişki söz konusudur. Merkez Bankaları mevduat bankacılığı yapmadığı için diğer bankalar diğer bankalar gibi kar amacı ile çalışmazlar. Merkez bankalarının mevduat kabul etmeleri çok istisnai bir durumdur. Bu yüzden merkez bankaları ister devlet sermayesi ile isterse özel sermaye ile kurulmuş olsunlar kamu yararına hizmet eden kurum niteliği taşırlar.

Merkez bankaları ister devlet sermayesi ile, ister özel sermaye ile kurulmuş olsunlar kamu yararına hizmet eden kurumlardır.

Merkez bankalarının kağıt para ihraç etmeleri ve devletin hazine işlemlerini yapmaları diğer bankaları kredi ile ilişki kurmak zorunda bırakmış. Yine faaliyetler arasında koordinasyon yaratılması ve bilgi akışının sağlanması ihtiyacı da , merkez bankası ile bankalar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi ve geliştirilmesini gerektirmiştir. Çünkü merkez bankasının gerek para ve kredi politikalarıyla ilgili gerekli kararları alabilmeleri ve önlemleri uygulamaya koyabilmeleri, ancak bankalar ile aralarında ilişki ağının güçlendirilmesiyle mümkündür.

Zamanımızda işsizlikle mücadele, iktisadi kalkınmanın finansmanı gibi konularda merkez bankalarına yeni görevler yüklenmektedir. Paranın sadece mübadele aracı olduğu düşüncesi eskimiş bir düşüncedir.

Günümüzde para politikası tedbirler ile iktisadi gidişi belli ölçüde etkilemek mümkündür. Çeşitli ülkelerde işlenen iktisat politikasının yönüne göre idare edilen para devletin bu bankalara nüfusunu arttırmıştır.

2.6. Genel olarak Merkez Bankalarının Görevleri

Merkez bankalarının faaliyetleri kar amacı taşımaz. Merkez bankasının yaptığı faaliyetler görev niteliğindedir. Çünkü kendileri kamunun hizmetinde olan kuruluşlar olarak ekonomide belirlenmiş olan hedefleri gerçekleştirmek üzere finansal sektörü düzenleyici ve kontrol edici görevler yerine getirirler. Bu görevler şöyle sıralanabilir.

1-Merkez bankasının banknot(kağıt para)ihracını gerçekleştirirler.
2-Merkez bankaları devletin mali danışmanlığını ve hazinedarlığını yaparlar.
3-Merkez bankaları nihai ödünç verme mera'idirler.
4-Merkez bankaları ülkenin altın ve döviz rezervlerini korurlar.
5-Merkez bankaları ticari bankalar için takas merkezi görevi yaparlar.
6-Merkez bankaları ticari bankaların ihtiyaçlarını muhafaza ederler.

7-Merkez bankaları ekonomik gelişmenin gerçekleştirilmesine yardımcı olurlar.

2.7. Merkez Bankalarının Asıl Görevleri

Para arzını kontrol ederler; Merkez bankasının en önemli fonksiyonu para arzını kontrol etmektir. Çeşitli para politikası araçları ile para yarat-ma ve azaltma mekanizmasını işletirler. Merkez bankasının banknot basması, bankacılık sisteminin ihraç ettiği kaydi paranın tabanını oluşturur.

1-Paranın dağıtıcısıdırlar.
2-Para piyasalarının düzenleyicisidirler.
3-Merkez bankası nihai mu krizdir.
4-Mali altyapı kurulmasına katkıda bulunurlar.
5-Merkez Bankası devlete ödünç verir.
6-Merkez Bankası hazinenin kasası ve saymanıdır.
"

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


3. T.C.MERKEZ BANKASI
3.1. T.C.Merkez Bankasının Görev ve Yetkileri

Bankanın temel görevleri T.C. Merkez Bankası kanunu hükümlerine göre ve ekonomik gelişmeye yardım etmek amacıyla;

-Para ve kredi politikasını, kalkınma planları ve yıllık programlar göz önünde bulundurularak ekonominin gereklerine göre ve fiyat istikrarını sağlayacak bir tarzda yürütmek;

-Hükümetle müştereken milli paranın iç ve dış değerini korumak amaçlarıyla gerekli tedbirleri almak;

-Milli paranın hacim ve tedavülünü, bu kanun gereğince düzenlemek

-Bankalara kredi verme işlerini bu kanunda belirtilen esas ve sınırlar içinde yürütmek;

-Para arzını ve ekonominin likiditesini düzenlemek amacıyla açık piyasa işlemleri yapmak;

-Mevduat vade ve türleri ile mevduatta vade müddetlerini ve bunların yürürlük oranlarını tayin etmek;

-Milli para ile altın ve yabancı paralar arasındaki muadeleti hükümet-çe belirlenecek esaslar dairesinde tayin etmek;

-İlgili mevzuat ve hükümetçe alınacak kararlar çerçevesinde altın ve döviz rezervlerini, ülke ekonomik menfaatlerine uygun şekilde yönetmek;

-Hükümetçe alınacak kararlar çerçevesinde borsada döviz ve kıymet-ler madenler üzerinde işlem yapmak;

-Tasarruf mevduatı sigorta fonu'nu idare ve temsil etmektir.

Banka özellikle, bu kanun hükümlerine göre hükümetin mali ve eko-nomik müşavirlik, mali ajanlık ve haznedarlık görevlerini ifade eder.

3.2. Bankanın Temel Yetkileri

-Türkiye'de banknot ihracı imtiyazı tek elden banka'ya aittir.

-Banka, para-kredi konularında karar alma ve bu konunla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde hükümete öneride bulunma yetkisine haizdir

-Banka, kendi işlemlerinde uygulayacağı, reeskont, ıskonto ve faiz oranlarını, hükümetçe izlenen ekonomik politikaları da göz önünde bulundurarak tespit eder.

-Banka, mevzuatla kendisine verilen yetki ve görev alanına giren hususlara ilişkin yapmış olduğu her türlü düzenlemelere bankaların uygun hareket edip etmediklerini denetleme yetkisine haizdir.


3.3. Merkez Bankasının Başlıca Müşavirlik Görevleri

-Hükümete, gerektiğinde, para ve krediye ilişkin tedbirlerin alınması hususunda bu kanunla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde görüş vermek.

-Bankalar kanununun uygulanması ile veya genel olarak bankacılık ve kredi mevzuları ile ilgili hususlarda hükümetçe istenecek istişari mütalaaları verir.

-Bankalar ve diğer mali kurumlarla ilgili kuruluş izinleri ve bunlardan, tasfiyeleri hususunda karar alma yetkisi hükümete ait olanların tasfiyeleri hakkında karara varılmadan önce banka'nın mütalaası alınır.

Banka bu kanunla kendisine verilen yetkileri kendi sorumluluğu altında müstakil olarak kullanır.

3.4. Merkez Bankasının Yapamayacağı İşlemler

-Kanunla açıkça yetki verilen işlemler dışında karşılıksız kredi ve avans veremez.
-Her ne şekilde olursa olsun, kefil olamaz ve teminat veremez.

-Milli piyango için verilecek kefalet bu hükmün dışındadır.

-Portföyünde mevcut senetleri tecdit edemez.

-Mücerret gayrimenkul alımı ile ilgili senet ve vesikaları reeskonta kabul edemeyeceği gibi, bunlar üzerine avans da veremez.

-Kanunla tasrih edilen hususlar dışında, Banka, kendi ad ve hesabına hiç bir iş ve ticaret yapamayacağı gibi, başka şirket ve müesseselere de iştirak edemez; hisse senedi satın alamaz ve bunları avansa kabul edemez.

Banka ancak banknot matbaası'nda bedeli karşılığında hisse senedi, tahvil, pul, kıymetli kağıt ve yabancı banknot basabilir.

-Banka kendi ihtiyacı için gerekli şube, arşiv ve lojman binaları ile Banka Personelinin kültür ve mesleki bilgilerini arttırmak sosyal ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kurs binaları, revir, dinlenme yerleri ve hizmetle ilgili sair gayri menkuller dışında gayrimenkul iktisap edemeyeceği gibi, kendi alacağından dolayı kanuni yollardan temellük eylemek zorunluluğunda kaldığı gayri menkulleri, ihtiyacı için kullanamadığı taktirde, en çok üç yıl içinde çıkarmaya mecburdur; Bu süre zaruret halinde Maliye Bakanlığınca uzatılabilir.

* "Maliye Bakanlığı" İfadesi 6.12.1984 tarih 3098 sayılı kanunla "Başbakanlık " olarak değiştirilmiştir.


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

4. Ekonominin Gelişmesinde Merkez Bankalarının Rolü

Genellikle merkez bankalarının başlıca görevleri olarak para piyasasını düzenleyecekleri düşünülmektedir. Fakat iktisaden az gelişmiş memleketlerde ve hatta sanayii bakımından gelişmiş memleketlerde merkez bankalarının görevleri yalnız kredi düzenleme ve denetimi ile sona ermektedir. Son zamanlarda merkez bankaları memleket kaynaklarının gelişmesini teşvik ve hatta onun finansmanını üzerine almak konusunda bazı sorumluluklar yüklenmeye mecbur tutulmuşlardır. Merkez bankaları faaliyetlerini mali örgütün eksikliği yüzünden, para piyasasının yeterli derecede gelişmemiş kısımlarını da yaymışlardır. Merkez bankalarının rolleri hakkında bu kanaat değişikliğinin nedenini iktisada geri kalmış memleketlerde hareketsiz duran kaynakların ve işgücünü harekete getirilmesi ve halkın hayat şartlarını iyileştirilmesi amacıyla başlayan kalkınma hareketleri teşkil etmektedir.

Dünyada merkez bankalarının iktisadi kalkınmada aktif bir rol almalarını isteyen bir kanaat vardır.

Bir memlekette ticaret bankaları ve kısa süreli para piyasasında işlem yapan diğer mali ve kredi kuruluşları milli ekonominin bütün sektörlerini finanse edebiliyor, ziraat, ticaret ve sanayii ile uğraşan herkese uygun koşullarla yeterli derecede işletme sermayesi sağlıyorsa, orada geniş bir bankacılık örgütü var demektir. Bu halde ticaret bankaları kredi açmak bakımından yeterli durumda kaldıkça merkez bankaları sadece onların faaliyetini düzenleme ve denetleme görevini yapabilir. Eğer bu durum bu şekilde değilse bu taktirde merkez bankası bankalardan başka kredi kaynakları üzerinde etkili olmak için araç ve yetenekler bulacaktır. Aksi halde para piyasası üzerindeki kontrolü tam anlamıyla etkili olamaz. Kısa süreli ve uzun süreli sermaye piyasaları kısmen birbirini tamamlamakta her biri diğerine hakim koşulların etkisi altında kalmaktadır. Merkez bankası kısa süreli piyasaya bağlı olmakla beraber dengesi bozulduğu zaman uzun süreli piyasada karışmak zorunda kalır.

Geniş bir bankacılık örgütü ve elastiki bir uzun sermaye piyasası birçok memleketlerde yoktur. Avusturalya, Yeni Zelanda ve güney Zelanda ve Güney Afrika kısa süreli kredinin örgütlenmesinde yeterli bir rol oynamaya gelişmiş bankacılık sistemlerine sahiptirler. Fakat Seylan, Pakistan gibi memleketlerde ne kısa süreli kredi temin edecek ve nede her sınıftan ödünç alıcıların ihtiyaçlarını karşılayacak bir durumda değillerdir.


BEŞİNCİ BÖLÜM

5. Merkez Bankasının Bağımsızlığı
5.1. Merkez Bankasının Bağımsızlığı Kavramı

Günümüzde merkez bankası, ekonomik karar alma sürecinin yürütme organı ile birlikte en önemli ajanıdır. Merkez bankaları, kurumlarını izleyen ilk yıllardan itibaren siyasi otoriteyle sürekli yakın ve sıcak ilişkiler içinde olmuşlardır. Bazı ülkelerde hükümetler merkez bankalarının üzerinde nüfus alanı yaratarak, bu kuruluşları doğrudan denetimleri altın-da tutarlarken bazılarında ise tam olmasa bile belirli bir ölçüde otonomi vererek merkez bankalarının bağımsız kuruluş haline gelmelerini sağlamaktadır.

Ancak Merkez Bankalarının yüz yıllık tarihsel gelişimlerine bakıldığında, bağımsızlıktan söz edebilmek oldukça güçtür. Bu kuruluşlar genel olarak siyasi otoritenin vesayeti altında bulunurken; bir ölçüde bağımsız oldukları kabul edilenlerin bağımsızlığı da sınırlı kalmaktadır.

Siyasi iktidarlar genellikle merkez bankalarını kendi denetimleri altında tutmaktan yana bir tavır almakta; bunu korumak içinde, gerektiğinde bu kurumlar üzerinde baskılarda bulunmaktan bile kaçınma-maktadırlar. Hükümetler merkez bankalarını öncelikle kendi politik amaçları yönünde kullanma amacını taşırlar. Dolayısıyla, bunu gerçekleştirmenin yollarını ararlar ve bu kurumlardan iktidarlarını sürdürebilmenin bir aracı olarak yararlanırlar. Buna göre, hükümetler için iktidarı sürdürmek nasıl amaç ise; merkez bankası'da bu amacı gerçekleştirecek araç olmaktadır.

Bu nedenle, merkez bankasının bağımsızlığını bu kurumlar ile siyasi otorite arasındaki ilişki belirlemektedir. Diğer bir deyişle, aralarındaki ilişkinin derecesi, merkez bankalarının ne derece bağımsız olduğunun da göstergesidir. Bu açıdan yaklaşıldığında, bağımsızlığı; hükümetin, merkez bankası üzerindeki nüfuzunun ve müdahalesinin sona ermesidir diye tanımlamak mümkündür. Daha somut bir tanımla, merkez bankasının bağımsızlığı, bu kurumun karar alma sürecinin dışına çıkmasıdır. Bir merkez bankasının hükümetin direktiflerine bağlı kalmadan serbestçe hareket edebilme özgürlüğüdür.

Böyle bir durumda olan merkez bankası, kurumsal olarak bağımsız bir kimlik kazanmış olur.
Merkez bankasının bağımsızlığının birde geniş tanımı söz konusudur. Bağımsızlık kavramı geniş anlamda kullanıldığında merkez bankası sadece, hükümetin müdahalesinin dışında kalarak serbestçe davranabilmesi değil; aynı zamanda hükümet tarafından hazırlanmış olan ekonomi politikası çerçevesinde para politikasına belirleme ve bu politikayı yürütebilme ekini ifade eder. Daha açık bir deyişle, bağımsızlığın geniş tanımı, merkez bankasının, para politikasını, siyasi otoritenin nüfuzuna ve tasarrufuna maruz kalmadan kendisine verilen hedefler doğrultusunda uygulayabilme ve gerektiğinde değişiklik yapabilme esnekliğine ve inisiyatifine sahip olmayı belirtir. Bu tanıma göre, para politikasının merkez bankası tarafından yürütülebilmesi ve merkez bankasının üstlendiği işlevlerin hiçbir müdahaleye uğramaksızın gerçekleştirilebilmesi olan-ağı varsa, o zaman bağımsızlıkta söz edilebilir.

Şurası açıktır ki, merkez bankasının bağımsızlığı kavramı, bankanın, hükümetten bütünüyle ayrılması ve kopması anlamını taşımaz. Her şeyden önce merkez bankasının bağımsızlığı genel ekonomik politikadan ayrı olarak yorumlanamaz. Para politikasının belirlenmesi ve yürütülmesiyle sınırlı kalan bağımsızlık anlayışı ile ekonomik politika arasında kopukluğun aksine bir tamamlayıcılık ve birliktelik söz konusudur.

Merkez bankasının bağımsızlığını açıklamaya yönelik genel olarak iki yaklaşım vardır. Bunlardan ilki, merkez bankasının bağımsızlığını; ikincisi ise bağımsızlık politik ve ekonomik yönden ele almaktadır.

5.1.1. Yasal ve Fiili Bağımsızlık

Yasal bağımsızlık, merkez bankasının yönetim ve yürütmeyle ile ilgili tüm organlarının, siyasi otoritede bağımsız olarak serbestçe karar alabilme ve hareket edebilmelerini sağlamak üzere bankanın yasal yönden düzenlenmesidir. Merkez bankası çevresi net olarak belirlenmiş yasal statülerinde yer alan unsurlarla, siyasi otoriteden gelecek gerek siyasal gerekse idari nitelikli baskılara karşı koyabilme gücüne ve iradesine sahip olabilmektedir.

Merkez bankası güvenörünün atanması, görevden alınması ve görev süresinin uzunluğu para politikalarıyla ilgili olarak merkez bankasının sorumluluğunun belirlenmesi, bankanın hükümete vereceği kredinin miktarı, koşulları ve vadesi ile ilgili sınırlamalar yasal bağımsızlığın çerçevesini oluşturur. Bu yada çerçeve, merkez bankasına, siyasi otoritenin baskılarına karşı çıkabilme gücünü verdiğinden, bağımsızlığın sağlanması yönünde önemli bir adımdır. Bu bakımdan yasal bağımsızlık, merkez bankasının kendisini koruması için kullandığı bir silah olduğundan sürekli güçlendirilmesi ve korunması gerekir.

Fiili bağımsızlık ise yasal bağımsızlığı da içerecek kadar geniş bir kavramdır. Merkez bankası güvenörünün ve üst düzey yöneticilerinin kişilikleri ve gelenekleri gibi faktörler, en azından kısmen de olsa merkez bankasının fiili bağımsızlığının düzeyini belirler.

Merkez bankasının üst düzey yöneticilerinin iş güvenliğini sağlayacak yasal mevzuatın yanında, merkez bankası ile siyasi otorite arasında çıkacak olası çatışmaların çözümüne ve hükümetin merkez bankasından borçlanmasına sınırlamaların getirilmesine ilişkin açık hükümlerin bulunmaması durumunda merkez bankası bağımsız sayılmayacaktır. Ancak yasal bağımsızlık, fiili bağımsızlığı sağlamanın tek başına yeterli bir koşulu olamaz.

Nitekim, birçok gelişmekte olan ülke, gelişmiş ülkelerin merkez bankası yasalarını çeşitli unsurlarını olduğu gibi kendi yasalarına aktarma yolunda gitmelerine karşın, uygulamada başarılı olamamışlardır. Çünkü yasal statüyü düzenlerken gösterilen özen ve duyarlılık uygulamada aynı ölçüde görülmektedir. Bu bakımdan merkez bankalarına fiili yönden bağımsızlık sağlanmasında yasal bağımsızlığın etkinliğin bütünüyle yasada yer alan hükümlerin uygulanabilirliğine bağlıdır.

Merkez bankasına yasal bağımsızlığını sağlayan temel unsurlar aşağıdaki gibi gruplandırılabilir ve bu unsurlar bağımsızlığın derecesine göre karşılaştırılabilir.






















Tablo 3:Yasal Bağımsızlığın Unsurları

Yasak hükümler Yüksek Bağımsızlık Düşük Bağımsızlık

Güvernörün görev süresi Uzundur Kısadır

Güvernörün-atanma Sınırlıdır Çoktur

Süresinde-yürütme

Organının rolü

Politika süresi Yürütme organı ile Yürütme organı ile
çıkabilecek çatışmada çıkabilecek çatışmada
son söz bankanındır. son söz yürütme organı
nındır.

Banka parasal politikayı Bütçe süresinde bankanı
tek başına hazırlar ve bütçe nın hiçbir rolü yoktur.
sürecine alternatif koyar.

Merkez bankasının Fiyat istikrarı öncelikle Hedefler arasında çatış
Hedefleri arasında Hedeftir. ma söz konusudur.

Merkez-Bankasının Sınırlı, kredinin nakit Yüksektir kredi miktarı
Hükümete-Kaynak olarak sağlamasını teşvik kamu harcamalarının
Sağlaması edebilir. yüzdesi olarak belirlenir.



5.1.2. Politik ve Ekonomik Bağımsızlık

Merkez bankalarının bağımsızlığını açıklamaya yönelik ikinci yaklaşım, bağımsızlık olgusunun politik ve ekonomik yönden ele alınmasına dayanmaktadır.

Buna göre bağımsızlık; merkez bankasının, para politikasının enflasyon yada ekonomik aktivite düzeyi gibi nihai hedeflerini belirleyebilme kapasitesini ifade eder. Diğer bir deyişle, ekonomi politikası hedeflerini, hükümetin etkilerinden uzak olarak belirleyebilmesidir.

Ekonomik bağımsızlık ise, merkez bankasının para politikasının hedeflerini gerçekleştirmek üzere gerekli araçları belirleyebilme kapasitesidir. Diğer bir deyişle, merkez bankasının hiçbir müdahele ve sınırlama olmaksızın, para politikası araçlarını kendi iradesi doğrultusunda seçebilmesi ve kullanabilmedir.

5.2. Neden Merkez Bankası Bağımsızlığı

Serbest rekabet sistemlerinde para değerinin istikrarı tüm ekonomik düzenin en önemli sorununu teşkil eder. Para istikrarının bozulması bütün sistemin çökmesine ekonominin bir karmaşaya sürüklenmesine neden olmaktadır.

M.Friedman, devletin para işlerinden sorumlu olması gerektiğini, para üzerindeki kontrolün ekonomiyi dengelemek için kullanılabilecek en önemli gücün parasal güç olduğunu kabul etmekle beraber "bu gücün özgür bir toplumu güçlendirecek yerde zayıflatacak şekillerde kullanılmasını " sorun olarak görerek bu konudaki düzenlemelere olan ihtiyaca işaret etmektedir.

Para yaratma imkanı hükümetler için her zaman hızlı, kolay ve etkili mali kaynak bulmanın yoludur. Para yaratarak harcamaları karşılama yolu
hükümetlerin gözde operasyon araçlarından biridir.

Bütçe açıklarının kapatılması ve hızlı nakit kaynaklarının bulunması ekonominin geniş kapsamlı olarak ve hızla etkilenebilmesi için para politikası son derece önemli araçlardır.

Enflasyonlar üzerinde çok önemli etken hükümetlerin para politikaları olarak görülür. Son derece etkili, ancak uzun vadede tehlikeli sonuçları olabilen para politikası araçlarının hükümet elinden alınmasının kullanılmamasından ileri gelmektedir.

Ancak kabul etmek gerekir ki merkez bankalarının bağımsızlığı üzerine yapılan incelemelerde endişeler, daima hükümetlerin emisyon yetkisini harcamaların finansmanında kullanılmasının (politik nedenlerle) ve para arzının aşırı genişletilmesi nedeniyle tehlikeler doğuracağından kaynaklanmaktadır.

Devlet de ekonomide vardır, paraya gücünü devlet vermiştir bu değişmez; sorun paranın hükümet elindeyken zaman zaman değerini bozucu operasyonlara girişilmesinden korumaktır. Yeni hükümet zaman zaman değerini bozucu operasyonlar gerçekleştirdiğinde ona dur diyecek bir güç bulunmalıdır.

Merkez bankalarının hükümetten ayrılmasına asıl ve önemli neden olarak gösterilen daima hükümetlerin emisyonları, para arzındaki artışları kolay para bulma yolu olarak kullanması endişesinden kaynaklanmaktadır

Özel gelişmekte olan ülkelerde, hükümetler için seçilecek politikaların ağırlık tarafı daima hızlı büyüme yönünde olacaktır. Büyüme hızının yükseltilmesi ise, daima yeni yatırımlar yapmayı, yeni teknolojiler kullanmayı zorunlu kılar. Bu yatırımlar ise, her zaman vergilerle karşılanmaz. Verginin arttırılması ve denk bütçe siyaseti ise, hem büyümeye gerekli hız kazandırmayacak hemde politik hoşnutsuzluklar yaratacaktır. Bu nedenle de bu tür yatırımlar genellikle bütçe açıkları ile veya kamu kuruluşlarının doğrudan merkez bankasından finansmanı yolu ile gerçekleştirilebilir.

Ülke yatırımlarının gerçek tasarruflarla karşılanmaması ve para miktarındaki artışın sebep olacağı enflasyon, parasal istikrarsızlık bütün dengeleri sarsmaya başladığı andan itibaren, bu sarsıntılara dur diyebilmek için siyasi bakımdan güçlü sorumlulukları üstlenecek cesur kararlar alacak hükümetlere ihtiyaç doğar. Bu siyasi çözüm bulunamadığı sürece ülkede yaşanacak parasal krizlerin ciddi yaralar açacağı şüphesizdir.

Merkez bankası bağımsızlığının tek nedeni olarak hükümetin para politikası araçlarını kullanırken, politik çıkarları doğrultusunda yapacağı hataların zararları dikkate alınmaktadır. Buna karşılık, bağımsız bir merkez bankası bir takım yanlış işler yapsa ne olur? Bağımsız merkez bankasının hatalı işlemlerinin dengelenmesi, ekonominin bu yanlış uygulamalardan doğacak zararlardan korunmasını hükümet nasıl sağlayacaktır? O halde merkez bankasının uygulamaya girişmeden önce hükümet mütabakatı olması, işin ilk ve en kritik yeri olacaktır.

Birleşik devletlerdeki büyük bunalım, özel girişim sisteminin doğasında varolan istikrarsızlığın bir belirtisi olmaktan çok uzaktır;tersine birkaç kişinin bir ülkenin para sistemi üzerinde sınırsız güç sahibi oldukları zaman yaptıkları hataların nedenli zarar verici olduğunu göstermektedir.

Merkez bankalarının enflasyona etkileri, istikrar ve ekonomik geliş-meye etkileri, bağımsızlık konusunun temelini oluşturmaktadır. Siyasi etkilere açık olmayan bağımsız bir merkez bankasının tüm davranışları daha örgütlüdür. Yani ekonomik gelişmeleri çeşitli koşulları, sosyal, siyasi gelişmeleri dikkate alarak, herhangi bir taviz vermek zorunda olmadan, olayları objektif olarak değerlendirip tedbir almak imkanları vardır.

Prof. John A. Kay, Almanya'nın 1920'li yıllarda yaşadığı hiper tansiyonun etkisi altında olduğu için, merkez bankasının bağımsızlığı ve anti enflasyonist para politikasına önem verdiğine dikkat çekiyor.

Almanya'da yaşanmış olan hiper enflasyon etkisi ile politikacılar, ikinci cihan savaşı sonrasında merkez bankasını bağımsız olarak kurdular ve böylece bir nevi sorumluluğu üstlerinden atmış oldular.

Merkez bankalarının bağımsızlığını savunanlar genellikle bunu aşağıdaki nedenlere dayandırırlar.

-Bağımsızlık ile merkez bankası siyasi baskılara daha az maruz kalacak ve para politikasını daha enflasyonist olması sağlanacaktır.

-Bağımsız bir merkez bankası seçim öncesi iktidar partilerinin izleme eğiliminde oldukları politikaları engelleyerek siyasi nedenlerle konjonktür dalgalanmalarını önleyeceklerdir.

-Bağımsız devlet harcamalarının kontrol altında tutulması alışkanlığını beraberinde getirecektir.

-Bağımsızlık merkez bankasının portföyünü derinlemesine olanak verdikçe sermaye para piyasalarının biçimlenmesini yardımcı olacaktır.





5.3. BAĞIMSIZLIĞI ETKİLEYEN UNSURLAR
5.3.1. Yasal Bağımsızlık

Yasal bağımsızlık detayları incelendiğinde; merkez bankalarının yasalarındaki birçok konu, onların bağımsızlığı ile ilgili değildir.

Alex Cukierman, Steven B.Weeb ve bilin ne yaptı; araştırmalarında, merkez bankalarının konularındaki yasal karakteristik bağımsızlık faktörlerini 4 grupta toplamaktadır.

Birinci Grup
---------------
Merkez bankası başkanlarının tayini, işten el çektirilmesi ve hizmet süreleri dikkate alınmalarıdır.

İkinci Grup
---------------

Para politikalarının oluşturulması ile ilgili bölümler ki, bu bölümler hükümetin ikna kolu ile merkez bankası arasındaki görüş ayrıntılarının nasıl halledileceğini ve merkez bankasının bütçe çalışmalarındaki katılımı kapsamaktadır.

Üçüncü Grup
-----------------

Bu grupta merkez bankalarının amaçları bulunmaktadır.



Dördüncü Grup
--------------------

Merkez bankasının kamu sektörüne kredi verme imkanları üzerindeki limitler ele alınmaktadır.

Merkez bankasının bağımsızlıkları incelenirken ele alınan yasal bağımsızlık göstergesinin başlıca iki sorunu görülüyor. Birinci olarak; politikacılarla merkez bankası arasındaki otorite ilişkilerinin ne olduğu açık bir biçimde tam olarak belirtilmemiştir. Bu konudaki belirsizlikler iyi şekilde ise politik kararlarla kapatılmaktadır. İkinci husus ise; kanunlar yeterli açıklık olsa dahi, uygulamalar farklı olabilmektedir.

Çeşitli istatistikti araştırmalardan anlaşılıyor, hukuki bağımsızlık konusundaki tutarsızlıklar gelişmekte olan ülkelerde olan gelişmiş ülkelerden daha fazladır. Nitekim bazı gelişmekte olan ülkeler fiyat istikrarını sağlamaya yönelik çeşitli düzenlemelere sahip oldukları halde, siyasi iktidarlar görmezlikten gelmekteydi yahut ortadan kaldırmaktadır.

5.3.2. Görev Süresi

Hükümetler merkez bankalarına yöneticiler seçerken; iyi anlaştıkları, kendilerine yakın kimseleri seçmeyecekler midir? O halde bu yöneticilerin hükümetle ilişkileri o kadar kolay bozulmayabilir. Hele de hükümetin yeniden seçilme imkanı varsa veya diyelim ki görev süresi dolmak üzere olan bir FED başkanı kendisini seçme ihtimali olan siyasi iktidar adayını neden desteklemesin?


Merkez bankalarının yöneticilerinin seçimi başlıca üç şekilde olmaktadır: tayin, seçim veya onaylanmış seçim ve tayinler. Devlet Başkanı tarafından, hükümet tarafından veya parlâmento onayından geçmek üzere kabine tarafından yapılabilir.

Cukierman, Weeb ve Neyapti'nin araştırmalarından güvernörün değişme süresi ile bağımsızlık arasında kurulan ilişki önemlidir. Araştır-mada bu konuya büyük önem verilmektedir.

"Eğer siyasi otoriteler her fırsatta merkez bankası Başkanı'nı değiştiriyorlarsa, bu onların en azından kendi istekleri doğrultusunda iş görecek birisini seçme imkanı verebilecektir".

Eğer siyasi otoriteler başkanı her fırsatta değiştirebiliyorlarsa bu durum hükümetin istekleri doğrultusundan iş yapabilecek imkanın varlığını ifade etmektedir. Hükümete uyum sağlayan bir başkan, uzun süre görevde kalabilir.

Merkez bankası yasalarında yer alan bağımsızlığın fiili bağımsızlıkla aynı olmadığını bir çok sistemde bağımsızlığı gene gelenek ve yüksek düzeyde memurların niteliklerinin önemli ölçüde etkileyebileceği kabul edilmektedir. Nitekim merkez bankası başkanın görev süresi 4 yıl olan Arjantin merkez Bankasının fiili bağımsızlığı görev süresi bakımından yasal göstergelerinin gösterdiklerinin çok altında kalmaktadır.

5.3.3. Yöneticilerin Kişiliği

Merkez bankalarının başkanlıklarının kişilikleri ve siyasi kadrolarındakilerin kişilikleri, merkez bankaların fiili bağımsızlığını belli ölçülerde etkilemektedir.

Merkez bankası yöneticilerinin kişilikleri hemen bütün ülkelerde önemli bir unsur olarak görülmüştür. Japonya'da ise bu kişiliğin önemi daha büyüktür. 1969 yılından bu yana güvernörler bir defa Japon merkez bankasından, bir defa eski maliye bakanlığı yetkileri arasından seçilmektedir.

Bakanlıktan gelenlerin siyasi baskıları daha açık oldukları ve bunun sonucunda enflasyonun %20'lere vardığı 1972 ve 1974 gibi kötü dönemlerde yaşamıştır. Bu nedenle de Japon merkez bankasının da özelleştirilmesi istekleri vardır.

Bir merkez bankası bağımsız olmasa dahi, hükümetlerin güvernörlüğe atayacakları kişinin özellikleri önemlidir. Bu münasebetle, seçilen güvernörün güçlü kişiliği hükümetlerin merkez bankalarının bağımsız davranmalarına gösterdikleri özenin iyi bir göstergesidir. Hükümetlerin ve istedikleri yaptırabilecekleri güvernör atamaları ile kendilerine itiraz edebilecek nitelikte güvernör atamaları, bu nedenle özellikle gelişmekte olan ülkelerde çok önem taşımaktadır.


5.3.4. Toplumsal Destek

Merkez bankaları bağımsızlıklarından söz ederken demokratik toplumlarda, göz önünde bulundurulması gereken çok çeşitli faktörlerin en önemlilerinden olanı halkın bu bağımsızlık olayına nasıl baktığı hususudur. Ülkenin enflasyon tarihçesi, siyasi sistemdeki frenleme mekanizmaları veya güç dengelerinin çeşitleri halkın iktisat konusundaki bilgi ve davranışları finansal piyasaların derinliği ve özellikle çok seslilik merkez bankalarının toplumsal destek en önemli gereksinimleridir.

Açık ve demokratik bir toplumda merkez bankalarının uyguladıkları politikalar nedeniyle, halkın desteğine ve gelir kabulüne ihtiyaçları politikalar nedeniyle, halkın desteğine ve geniş kabulüne ihtiyaçları olduğu, örneğin enflasyona karşı uygulanan sıkı para politikası piyasaları bunaltmasının onaylanmamasının halinde merkez bankasının prestijinin zedeleneceği düşünülmektedir.

5.3.5. Ekonomik Koşullar

Merkez bankalarının bağımsızlığı ve bağımsızlığın sağladığı yetkiler çerçevesinde hareket imkanları, şüphesiz ekonomik koşullara bağlıdır.

Hiçbir merkez bankasının (Avrupa merkez bankası dahil) bir politika boşluğunda
iş görmesi düşünülemez, Ülkenin içinde bulunduğu politik, sosyal,ekonomik durumu dikkate almadan harekete geçilemez.

Merkez bankasının yasal bağımsızlığını tamamen ayrı bir dünyadan gerçekleşmeyeceği, kendi koşulları ve kendisine verilmiş yetkiler çerçevesinde biri bağımsızlığın söz konusu olduğu açıktır.

Nitekim hükümetlerin maliye politikaları ve izledikleri kur politikaları ekonomik olayları öncelikle etkileyen olaylardır. Kur politikası ile para politikası arasında gelişmiş ülkelerde hassas bağlantı unsuru, faiz oranıdır Bu münasebetle bağımsız bir merkez bankası ile siyasi iktidar arasında her zaman bir anlaşmazlık çıkabilir. Bu tür anlaşmazlıklar ancak merkez bankalarının hükümetlerin ekonomik politikalarına gerekli desteği vermeleri halinde bertaraf edilebilir.

5.3.6. Devlet Yapısına Benzerlik

Merkez bankalarının siyasi yapılanmayla ilişkileri en açık şekilde ülkelerin fedenatif ve üniter nitelikleriyle ilgilidir. İngiltere, Japonya, İtalya gibi üniter devlet yapısı olan ülkelerde merkez bankası hükümetlere bağlıdır. Almanya, İsviçre, ABD, gibi federatif yapısı olan federatif ülkelerin tersine olarak üniter devletlerde ulusal para ve bütçeler merkezi
idare tarafından yönetilip, yönlendirilir.

Merkez bankalarının son zamanlardaki yapısal değişiklikleri dikkate alınmazsa (Fransa Merkez Bankası),değişik ülkelerin tarihi, siyasi gelişimleri ile merkez bankalarının yapılanmalarının birbiriyle benzerlik gösterdiği görülür.


Almanya Merkez Bankalarının kendi yasal yapısında da ülkenin federal yapısının izleri açıkça görülür. Merkez bankasının yapısının bağımsız olmasının nedeni, esasen bağımlı olacağı gibi merkezi idarenin bulunmamasından kaynaklanmıştır.

5.3.7. Amaçlar

Bağımsız merkez bankalarının amaçları statülerinde, belirlenirken bu amaçların çeşitlilik gösteren ifadeler ihtiva etmesi merkez bankalarının bu bağımsızlık ölçüleri içinde sorunları olmasına sebep olmaktadır. Çünkü belirlenen amaçlar için alınacak tedbirlerin birbirleri ile çelişme ihtimali olduğundan başka, belirlenen amaç çok yerde hükümetlerin çalışma alanlarını da girmektedir.

Temel Hedefler:

Alman merkez bankası statüsünde paranın değerini korumak ve fiyat istikrarını sağlamak şeklinde belirtilmiştir.

İsviçre merkez bankası statüsünde; ülkenin menfaatlerini hizmet edecek bir para kredi politikası uygulamak amacı taşır.


FED'in statüsünde ise bu amaç; tam istihdam fiyat istikrarı ve uzun vadede faizlerin indirilmesini sağlamak olarak belirtmiştir.

FED'in hem tam istihdam hem de düşük enflasyon olan ikili temel amacı birbirleri ile çelişki halindedir. İşsizlik yükseldikçe, toplum FED' in daha gevşek bir politika izlemesini bekler. Bu durum ise enflasyonu körükler. Bununla beraber FED her iki amaca da uyum sağlamaya çalışır. Çok katı davrandığı taktirde bağımsızlığın tehlikeye girebileceğini düşünmek zorundadır.

5.3.8. Bütçe Açığı

Merkez bankalarının bağımsızlığından söz edilirken devlet borçlarının merkez bankası kaynaklarından finanse edilmesi ve bunun sonuçlarının enflasyona götürmesi konusu önem kazanmaktadır. Nitekim bunun en çarpıcı örneği Almanya'nın 1.ve 2. cihan savaşı sonlarında yaşadığı büyük enflasyonlardır. Devlet bu dönemlerde bütçe açıkları daima merkez bank-ası kaynaklarını zorlayarak kapatmaya çalışmıştır.

Nitekim T.C. Merkez bankası kaynaklarının kullanılması konusunda da şu ifadeler şu ifadeler dikkati çekiyor.

"Bütçeler sürekli açık verilmiştir. Bu açığın kapatılması için ya merkez bankası kaynakları kullanımı yada piyasada borçlanılmıştır. Çünkü devlet Türkiye'de vergi tahsilatını tam anlamıyla başaramamıştır. Bu durum Merkez bankası kaynaklarına dayanmayı zorunlu kılmıştır. Kamu idareleri ve kamu girişimlerine Merkez bankası kaynaklarından parasal tabanı büyük ölçüde etkileyecek aktarmalar yapılmıştır.

Merkez bankaları bağımsızlıklarında üzerinde durulan temel sorun, kamunun finansman açıklarını merkez bankaları kaynaklarından finans edilmesi hususudur. Bu konuda Almanya, İsviçre, Hollanda gibi ülkelerin kanunlarında sıkı limit bulunmaktadır. Ve bankaya ancak hükümet bono ve tahvillerini piyasaları satın alması izni verilmektedir.

5.3.9. Bağımsızlığı Etkileyen Diğer Unsurlar

Reel faiz hadlerine bağlı olarak nispeten inelastik fon arzıyla karşı karşıya bulunan ülkeler kamu harcamaları ile vergi gelirleri arasındaki açıkları kapatmak için büyük ölçüde Seigniorage gelirlerine dayanma eğilimi gösterirler. Bu nedenle, bu ülkeler nispeten bağımlı merkez bankalarının tercih ederler. Çünkü merkez bankalarının bağımlı olması Seigniorage gelirlerinin yaratılmasını kolaylaştırır.

Mevcut iç borç yükünün büyüklüğü, siyasi otorite için merkez bankalarının bağımsızlığını çekici olmaktan çıkarır. Bu durum iki nedenle ortaya çıkar. Birincisi: Hükümetlerinin kamu-borcunun para basılarak diğer bir deyişle enflasyon yaratarak karşılamak imkanına sahip bulunmaları, kamu-borcunun artmasına yol açar. İkinci nedense: kamu kağıtlarının (Tahvil ve hazine bonosu) talep elastikiyeti, borç/GSYİH hükümetin gelecekte kredi piyasasına girişi geçici olarak durdurması nedeniyle kayıpları fazla olmaz. Her iki nedenle de merkez bankasının bağımsızlığını hükümet nezdin deki çekiciliğini azaltır.

Kamu harcamaları ve gelirleri üzerinde şokların etkisinin büyük olduğu ülkelerde, Seigniorage gelirlerin temel kaynak olarak kabul edilmesi ve bu gelir kaynağına sürekli başvurulması yaygın bir eğilimdir.

Bu nedenle bu eğilimin görüldüğü ülkelerde hükümetler, bağımsızlığı nispeten daha düşük olan merkez bankalarını tercih ederler.

Ücret esnekliğini nispeten yükse ve bundan dolayı da istihdamın ve çıktının nominal şoklara karşı duyarlılığının az olduğu ülkelerde hükümetler, merkez bankalarının bağımsızlığına muhtemelen daha hoş görülüdür. Japonya'daki ikramiye sistemi istihdam ve çıktı düzeyinin nominal şoklara karşı duyarlılık derecesini düşürür. Buna karşılık Birleşik Amerika'da bu duyarlılık daha yüksektir.

Temel ekonomik değişkenlere reel değerinin kısmen korunması için endekslemeye gidilmesi, enflasyonun maliyetini enflasyona bağlı olarak düşürür. Bu da, fiyat istikrarının ve dolayısıyla merkez bankasının endekslemeye uygulamasını uzun sürdüğü ülkelerde siyasi otorite, merkez bankasına yetki devrine gitmede daha istekli davranmaktadır. Diğer bir deyişle, hükümetler merkez bankalarını bağımsız olmaları yönündeki gör-üşü yokuşa sürükler, engelleme çabası gösterirler. Nitekim Latin Amerika ülkelerinin ve İsrail'in yakın yıllarda yaşadıkları deneyin bu görüşü doğrulamaktadır. Söz konusu ülkelerde endekslemenin uzun bir zaman sürecine yayılmış olması, merkez bankalarının bağımsızlığı konusunun gündeme gelmesini engellemiştir.

5.4. Merkez Bankalarının Bağımsızlığı ve Seigniorage

Para arzının genişletilmesi diğer bir deyişle paranın basımı, devletin enflasyon yaratmak suretiyle topladığı bir vergidir. Açık finansmana dayalı bu vergi enflasyon vergisi olarak bilinir.

Fiyatlar genel düzeyinin her dönemde yükselmesi sonucu, bireyler ellerinde tuttukları paranın değerindeki kayıplarla otomatik olarak bu vergiyi öderler. Devletin para yaratma hakkını kullanarak para basımı yolu ile gelirlerini yükseltme kabiliyeti, "Enflasyon vergisi" (Seigniorage) olarak isimlendirilir.

Seigniorage kaynak yaratmanın en kolay yoludur. Diğer bir deyişle Seigniorage, kamu gelirlerini nispeten maliyetsiz bir kaynağıdır.

Ancak, hükümetlerin para basımı yolunu, sürekli olarak ve böylece ekonomide para arzının arttırılması, enflasyon hızının da artmasına neden olur.


Bu tür gelirlerin artışı, ülkelerin gelişmiş düzeylerine göre değişme eğilimi göstermekle birlikte; esas belirleyici olan ülkelerin merkez bankalarının bağımsız olup olmamalarıdır. Yüksek enflasyon yaşayan ülkelerin genellikle bağımlı merkez bankalarına sahip oldukları gerçeğinden bakıldığında, seigniorage gelirlerinin de merkez bankalarını fiilen bağımlı oldukları ülkelerde artış eğilim doğal olmaktadır.

Grilli, Maskiandaro ve Tablellini'nin 1950-87 yılları arasını kapsayan araştırmaların sonuçlarına göre merkez bankalarının bağımlı olduğu Yunanistan, İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde seigniorage gelirlerinin sürekli olarak artış eğilimi gösterdiği belirlenmiştir. Adı geçen ülkelerde seigniorage gelirlerini GSMH' ya oranı 1980'li yıllar boyunca ortalama ol arak % 3 düzeylerde gerçekleşmiştir.

Hükümetlerin iktidarlarını sürdürmek uğruna yaptıkları ölçüsüz ve keyfi para basımının enflasyon yaratması nedeniyle, bu olumsuzluğu engellemek için para basma hakkını sınırlayıcı yasal düzenlemeler gerektiği kabul edilmektedir. Siyasi iktidarın tekrar seçilebilmek amacı üzerine temellenen ve toplumun kısa dönemde çıkarlarını hedefleyen ancak uzun dönemli çıkarlara ters düşen popülist politikalar sonuçta, ekonomik krizlerinde kaynağı haline gelmektedir.

Uygulanan genişleme politikaları, kısa dönemde getirdiği rahatlama nedeniyle geniş toplum kesimleri tarafından desteklenirken, bu politikalarının uzun dönemde yeni açmazlar yaratması ve çıkan maliyetlerin yine toplumun kendisi tarafında ödenecek olması pek dikkate alınmamaktadır.

Siyasi iktidarda, toplumsal kesimlerin bu zaafından sürekli olarak kendi çıkarları yönünde yararlanmakta; ancak çıkarların korunması enflasyon yaratmaktadır.

5.5. Mer