Mesaj Panosu

Sabit --Atatürk Köşesi--
Yeni Konu Aç Cevap Gönder

Sayfa /18Birinci SayfaÖnceki Sayfa 12345 … Sonraki SayfaSon Sayfa


2006-09-21 (15:18)
Kayıt: 2006-04-10 (17:23)
Mesaj: 4.960
Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur -tefsirler, hurafeler- binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır.
1922


Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamağa çalışıyor; kaste ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
1922

Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür; tanrısal inanışların belirtilerine bakarak diyebiliriz ki: İnsanlar iki sınıfta, iki devirde mütalâa olunabilir. İlk devir insanlığın çocukluk ve gençlik devridir. İkinci devir, beşeriyetin erginlik ve olgunluk devridir.
1922

İnsanlık birinci devirde tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddaî vasıtalarla kendisiyle meşgul olunmayı gerektirir. Allah, kullarının lâzım olan olgunlaşma noktasına erişinceye kadar içlerinden vasıtalarla dahi kullariyle meşgul olmayı tanrılık özelliğinin gereklerinden saymıştır. Onlara Hazreti Âdem Aleyhisselâmdan itibaren bilinen ve bilinmeyen sayısız denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve elçiler göndermiştir. Fakat Peygamberimiz vasıtasiyle en son dinî, medenî gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmağa lüzum görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Cenabı Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır.
1922

Muhammed'i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve tatbik edebilir?
1923


Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harbte bile askerî dehâsı kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed bu harb sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.
1923

Bizim dinimiz en mâkul ve en tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lâzımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.
1923

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla alâkası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir.
1923

Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor.
1923


Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, islâmın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı.
1923

Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı, ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor.
1923

Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.
1923

Baylar ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensublar memleketi olamaz. En doğru ve en hakikî tarikat, medeniyet tarikatıdır.
1925

Bizi yanlış yola sevkeden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, sâf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.
1923
2006-09-25 (14:45)
salihlevend1299
Bay
salihlevend1299
Türkiye, Niğde
Kayıt: 2005-09-26 (14:26)
Mesaj: 2.513
Muharrem Bayraktar/Atatürk, Ramazan ve oruç


Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkenin Cumhurbaşkanı.

Ve bu Müslümanların büyük bir çoğunluğu Ramazan ayında oruç tutuyor.

Cumhurbaşkanı Sezer, 10 Kasım’da Anıtkabir’de Atatürk’ün huzurunda saygı duruşunda bulunduktan sonra “su içerken”, bu ülke insanlarının büyük çoğunluğunun oruçlu olduğunu biliyordu.

Kendisi oruç tutmasa bile, oruç tutan insanlara saygısını göstermek için “su içmese” ne kaybederdi?

Hiçbir şey kaybetmez aksine kazanırdı. Zira huzurunda saygı duruşunda bulunduğu Köşk’ün ilk sakini olan Atatürk, Ramazan ayı geldiğinde çok farklı bir havaya bürünürdü.

Ramazan ayında Dolmabahçe Sarayı’na gelen ve oruç tutan misafirlerine özel ilgi gösterir, iftar sofrasıyla bizzat ilgilenir, ibadet etmek isteyenlere büyük saygı gösterir ve bu konuda gereken tüm kolaylıkları sağlardı.

Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım bu konuda şunları söylemektedir:

“... Her Ramazan’ın bir günü ve ekseriyetle Kadir Gecesi bana iftara gelirdi. O gün imkân bulabilirse oruç da tutardı. İftar sofrasını tam eski tarzda isterdi. Oruçlu olduğu zaman, iftara başlarken dua ederdi” (Sinan Meydan, Bir Ömrün Öteki Hikâyesi, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, s.445).

Atatürk’ün Ramazan ayında kız kardeşi Makbule’ye:

“Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme!” diye hatırlatmada bulunup, hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içinde para verdiği bilinmektedir.

Atatürk Ramazan’da oruç tutan Müslümanlara karşı saygılı davranırdı.

Milletin yüzüne baka baka su içmez, bazı davranışlarından vazgeçerdi.

Hafız Yaşar Okur da, Atatürk’ün Ramazan aylarındaki davranışlarını şöyle gözlemlemişti:

“Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı. Ramazan gelir gelmez, ince saz heyeti Çankaya Köşkü’ne giremezdi. Kandil geceleri de saz çaldırmazdı. Sadece beni huzurlarına çağırır, Kur’an–ı Kerim’den bazı sureler okuturdu.

Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu içinde dinlerdi.

Ramazanlarda bir ay müddetle Hacı Bayram–ı Veli ve Zincirlikuyu Camilerinden şehitlerin ruhuna Hatm–i Şerif okumamı emrederlerdi. O günlerde civar kasaba ve köylerden gelenlerle cami hınca hınç dolardı” (A.g.e).

İlk Cumhurbaşkanı Atatürk, kendisini o makama getiren Türk halkının inancına işte böyle saygı gösterirdi.

Atatürk oruç tutmasa bile, oruç tutan halkın ibadetine çok önem verir, çok saygı gösterirdi.

Bugün Atatürk’ün koltuğunda oturan Sezer’in, O’nun kabrinin başında mübarek Ramazan ayında su içmesi, Atatürk’ün hatırasına karşı yanlış bir davranış olmuştur.

Laik devleti kuran Atatürk böyle yapmamıştı.

Dine, dindara ve Müslüman’ın ibadetine saygılıydı.

Bugünün Cumhurbaşkanlarından da bunu beklemek hakkımız değil mi?

Eğer O’nun peşinden gidiyor iseler.
2006-09-30 (14:06)
mehmet462
Bay
mehmet462
Burkina Faso
Kayıt: 2006-06-15 (12:21)
Mesaj: 2.593
Siz beni hala anlamadınız Ve cağlarca da anlamayacaksınız. Hep tutturlmuş "Yıl 1919 Mayıs"ın 19'u diyorsunuz Ve eskimiş sözlerle beni övüyorsunuz, övünüyorsunuz Mustafa Kemal'i anlamak bu değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil!
Bırakın o altın yaprağı artık, bırakın rahat etsin anılarda şehitler. Siz bana; "neler yaptınız?" ondan haber verin.
Hakkından Gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin?..Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil!
Bana Buluşlar getirin bir daha. Uygar oluşlara eşit yeni buluşlardan; kuru sözler değil, iş istiyorum sizlerden anladınızmı!
Uzaya Türk adını, Atatürk kapsülü ile yazdınız mı? Mustafa Kemal'i anlamak avunmak deil, Mustafa kemal ülküsü sadece söz deil!
Hala o acıklı ağıtlar dudaklarınızda, hala 10 Kasım'larda Bana Ağlıyormusunuz Uyanın artık diyorum uyanın uyanın!
Uluslar uzak dünyaların fethine çıkıyor. Mustafa kemal'i anlamak göz boyamak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz deil!
Beni Seviyorsanız ve anlıyorsanız, laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil, Bilimle ve kitaplarla ağarsın saçlarınız. Ancak böyle aydınlanır sonsuz karanlıklar.
Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil,Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil! Demokrasi ve özgürlüğü getirmiştim size;görüyorum ki ilerlememişsiniz hala aynı yerdesiniz.
Halka eğilmek yerine, birbirinize düşmüşsünüz Meclis'lerde! Hani köylerde ışık hani bolluk, hangi kaygısızca gülümseyen insanlar?..Mustafa kemal'i anlamak işitmek değil, Mustafa kemal ülküsü sadece söz değil!
Arayı Kapatmanızı bekliyorum, uygar uluslarla, Bilime ve sanata varılmaz, rezil dalkavuklarla. Bu canım vatan, bu topraklar, çalışmak ister, akılcı üretim ister... Paydos, Hak edilmemiş övünmelere ve avuntulara; YETER!
Mustafa Kemal'i Anlamak anlatmak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil..
Hiçbir devrim, gerçeği görenler dışında çoğunluğun oyuna başvurarak yapılamaz. Uysal ve Asyalılara özgü inançlara bağlı sinsi ve sindirici batıl inançlar, köstekleyici yanlış alışkanlıklarla, tekelci (inhisar) güçlerin etkisine sürüklenebilecek yığınlarda iyi devrimler içim halkoyu yapılamaz...
2006-10-02 (21:25)
Kayıt: 2006-04-10 (17:23)
Mesaj: 4.960
"Memleketin her tarafında çetin bir mücadele ve mukavemet başlamıştı. Ankara
bir kurtuluş burcu ve Mustafa Kemal''in adı bir bayrak olmuştu. Antep,
mücadele günlerinin acı bir devresiydi. Memlekette istiklâl şuurlaşmış,
topyekûn bir vuzuh kazanmıştı.

O zaman ilkokulun ihtiyari sınıfındaydım. Bir sabah okula geldiğim zaman
çocukların bahçede toplanmış olduğunu gördüm. Din dersleri muallimi Hafız
Halil Efendi''nin konuşacağını söylediler. Halk da okulun bahçesinde
toplanmıştı. Az sonra Hafız Halil Efendi kürsüye çıktı. Titrek fakat
heyecanlı bir sesle:

''- Din kardeşlerim, sizi Şeyh Sunusî Hazretlerinin bir tebşiri için buraya
topladım'' dedi ve şu vakayı anlattı:

''- Şeyh Sunusî Hazretleri bir gece Peygamberimizi rüyasında görmüş ve koşup
elini öpmek istemiş. Peygamber kendisine sol elini uzatmış, buna şaşıran ve
mahzun olan Şeyh, Peygambere hitaben:

- Ya Resulâllah niçin sağ elinizi vermediniz? Diye sual edince şu cevabı
almış:

"Sağ elimi Ankara''da Mustafa Kemal''e uzattım."

Bu rüyayı anlatan Hafız Halil Efendi''nin elleri, çenesi ve dili titriyordu.
Gözleri dolu doluydu; hitabesi kalabalığı etkilemişti. Birden gür ve imânlı
bir sesle:

-Ey ahali, Mustafa Kemal muzaffer olacak, Peygamber Efendimizin sağ eli onun
elindedir. Buna iman edin!.. diye haykırdı ve kürsüden indi.

Sonradan öğrendiğime göre, Merhum Hafız Halil Efendi bu rüyayı camide
va''zetmiş ve onu imanlı tefsirlerle tamamlamıştır."

"Avni Altıner, Her Yönüyle Atatürk, s. 153-155)


***

İstiklal Harbi günlerinde, Sakarya Meydan Muharebe''lerinin en kritik
dönemlerinde, top seslerinin Ankara''dan duyulmaya başlandığı ve Büyük
Millet Meclisi''nin Kayseri''ye nakledilmesinin bile düşünüldüğü günlerde
Atatürk, günlük çalışmalarının büyük bir kısmını yürüttüğü ve bugün müze
olarak değerlendirilen Ankara Tren İstasyonundaki evde, bir sabah erken
kalktığı bir sırada Çavuş Ali Metin''e:

Acele olarak Fevzi Paşa''yı telefonla ara, bul ve hemen buraya gelmesini
söyle. Diyor.

Ali Metin, Fevzi Paşa''yı telefonla arayıp bulduğunda, Fevzi Paşa da
Atatürk''ün yanına gelmek üzere, hemen evden çıkmakta olduğunu söylüyor.
Fevzi Paşa Atatürk''ün yanına girince, Atatürk ona bir kâğıt kalem uzatıp:

Bugün gördüğün rüyayı yaz ve bana ver, diyor.

Kendisi de bir kâğıt kalem alıp aynı şekilde o gün gördüğü rüyayı, Fevzi
Paşa''ya vermek üzere yazmaya başlıyor. Yazma işi bittikten sonra, her iki
Paşa da karşılıklı olarak yazdıklarını alıp okuyorlar ve okuma işi bittikten
sonra birbirlerine bakıp sevinçle gülümsüyorlar.

Her ikisinin de yazdıklarını kendi kâğıtlarından okuyan Ali Metin, her iki
kâğıtta da şu rüyanın yazılmış olduğunu görüyor:

Hz.Peygamber (s.a.v) Efendimiz, Hacı Bayrâm-ı Velî''ye diyor ki:

"-Mustafa''ya söyle, korkmasın, sonunda zafer onların olacak."

Bilindiği gibi, aynı gecede rüyalarında Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizi,
Hacı Bayrâm-ı Velîye bu sözleri söylerken gören o iki muzaffer kumandanın o
günkü isimleri, ''Mustafa Kemal'' ve ''Mustafa Fevzi''dir.
(Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s.160-161)
2006-10-03 (13:41)
çiğdem84
çiğdem84
ATATÜRK'ÜN VASİYETİ

1. Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.

2. Her seneki gibi nemadan, nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule'ye ayda bin, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdiki yüzer lira verilecektir.

3. Sabiha Gökçen'e bir ev de alınabilecek, ayrıca para verilecektir.

4. Makbule'nin yaşadığı müddetçe Çankaya'da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

5. İsmet İnönü'nün Çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

6. Her sene nemedan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.

K.Atatürk
2006-10-18 (21:10)
çiğdem84
çiğdem84
BASINDA ATATÜRK

Çağımızın en büyük liderlerinden biriydi.Türkiye'nin,dünyanın en ileri ülkeleri arasında hakettiği yeri almasını sağlamıştır.
General Mc.Artur (A.B.D 1938)


Atatürk,yalnız Türkiye'nin değil bütün Doğu'nun Ata'sı idi.
Altes Veli Han(Afganistan,1938)


Atatürk,kişilik ve yeteneğin dev gibi bir simgesiydi.
National Tidense Gazetesi(Danimarka,1938)


Çökmüş bir ülkeye geçmişin tarihsel değerini geri veren Atatürk olmuştur.
Massagero Gazetesi (İtalya 1938)


Atatürk,tarihte ülkesinin en büyük adamlarından biri olarak kalacaktır.
Le Morgen Bladet Gazetesi


Atatürk Türkiye'yi utanma ve çöküntüye uğramaktan kurtardı.
Gazete Polka(Polonya 1938)


Atatürk'ün ölümü yalnız Türk Ulusu için değil,O'nun örneğine çok muhtaç olan bütün doğu ulusları için de büyük kayıptır.
Eleyyam Gazetesi(Suriye 1938)


Atatürk'ün ölümü gerek Türkiye için gerekse bütün dostları için derinliği ölçülmez bir kayıptır.
İzvestia Gazetesi(Rusya)



Eşsiz Kahraman Atatürk,vatan sana minnettardır.
İsmet İnönü Cumhurbaşkanı


Çoktan, pek çoktan beri bu millet bir oğlunun kişiliğinde böylesine kendini bulmamıştı.
Yahya Kemal Beyatlı


Atatürk düşünceleriyle bitmeyen insandır.
Orhan Seyfi Orhon


Gerçeğe giden bütün yollar O'nda birleşiyor.O'nda tamamlanıyoruz.O'na sırtını çeviren çeviren düşünce bizden değildir.
Cahit Tanrıyol


Atatürk,dinamik bir ruha sahiptir.O'na tutunan insan olduğu yerde kalmaz. Atatürk,geliştirici ve genişletici bir düşünceye sahiptir.O'nun arkasından gidenler geride kalmaz.
Cemal Gürsel


O'na "Ordu yok"dediler "Yapılır"dedi;"para yok"dediler."Bulunur"dedi;"Düşman çok"dediler, "yenilir!" dedi ve bütün dedikleri oldu.
İ.Habib Sevük
2006-10-20 (23:36)
bahardoru
Bayan
bahardoru
Türkiye, Balıkesir
Balıkesir Üniversitesi
Kayıt: 2006-10-09 (23:02)
Mesaj: 207
Atatürk ve Türk Dili



“Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” (2.9.1930)

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

“Millet dil, kültür ve ülke ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir toplumdur.” Yine bir başka sözünde “Türk milletindenim diyen insanlar, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.” der.

Atatürk, dil meselesine ilk olarak harf devrimiyle başlar.28 Ağustos 1928’de çağdaş dünyaya uyum sağlamak amacıyla harf devrimini gerçekleştirir. Bunu izleyen çalışmalar, Türk dilinin dünya dilleri arasındaki yerinin belirlenmesi, köklerinin araştırılması, Türk lehçe, şive ve ağızlarının bilimsel yöntemlerle incelenmesi olmuştur. Atatürk bu amaçlarla 12 Ekim 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni(Türk Dil Kurumu’nu) kurdurur. Kurumun tüzük taslağını kendisi hazırlar. Sonradan mirasının bir bölümünü bu kuruma bırakacaktır. “Ben her şeyimi milletimden aldım. Tekrar milletime iade ediyorum. Ne kadar param varsa Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu’na bırakıyorum.” demiştir. Türk Dil Kurumu, 26 Eylül 1932’de “Birinci Türk Dil Kurultayı”nı toplar ve Türk diliyle ilgili ciddi kararlar alır.

Mustafa Kemal, Türk diliyle ilgili çalışmaların akademik seviyede yapılabilmesi ve bilim adamlarının yetişmesi için 1936 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni açtırır.
Atatürk, Türk diliyle ilgili çalışmalara bizzat katılmıştır. Bugün kullandığımız üçgen, dörtgen, açı gibi geometri terimlerini türetmiş ve bir geometri kitabı hazırlamıştır. Bu, Türkçe terimlerle nasıl eğitim yapılabildiğini gayet iyi gösterir. Yine o dönemde Almanya’daki Hitler zulmünden kaçarak gelen Musevi bilim adamları İstanbul Üniversitesi’nde sözleşmeli hoca olarak görevlendirilirler. Sözleşmeye konulan maddeye göre bu hocalar ancak Türkçe öğreninceye kadar kendi dillerinde, sürenin dolmasından sonra ise Türkçe olarak ders vereceklerdir. Türkçe öğrenemeyenlerin sözleşmeleri yenilenmeyecektir. Bu bilim adamları Türkçeyi çok iyi öğrenirler ve konularında Türkçe olarak kitap yazarlar.

“Dilimiz çok zengindir, güzeldir. Bunu ortaya çıkaracaklar, sizin gibi duygusu derin, yorulmaz TÜRK GENÇLERİDİR.”

bizlerin su siralar en cok ihtiyaci oldugu konulardan biride bu sanirim...
bizler farsca osmanlica kelimelrden kurtulamya calisirken simdi ingilizce almanca fransizca vb bir suru kelime dilimize girdi hersey gibi dilimizde elden gidiyor
2006-10-22 (19:26)
BEKİR
Bay
BEKİR
Türkiye, Sakarya
Sakarya Üniversitesi
Kayıt: 2005-09-27 (16:20)
Mesaj: 1.259
cumhuriyet ilanindan sonra istanbulda bir resepsiyon verilir elciler ve ataseler davet edilir
davetin seref konugu cumhurreis Ataturk dur
Ataturk bir cok ulkenin atesesiyle konusurken ingiliz atasemiliterinin bakislari ve tavri dikkatini ceker
yanindaki yaverine bu tavrin nedenini sorar
yaveri
-pasam babasi canakkalede sizin askerleriniz tarafindan oldurulmus
ataturk
-git sor bakalim babasinin canakkalede ne isi varmis
...

Ataturkun baska bir resepsiyonda romanya krali kendisine
-pasa hazretleri canakkale savasindan once fransizlar ingilizler ruslar bizden size karsi tavir almamizi beklediler ama biz reddettik
diyince ataturk
-verilmis sadakaniz varmis ekselanslari
...

Izmir kurtuldu, cok tatli bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler.
Trene binerler kompartimana cekilirler. Ertesi gun kompartimanin kapisini calar yaveri, acar yorgun, bitkin, kravatini yikamaktadir Ataturk. Yaveri "pasam bu ne hal hic uyumadiniz herhalde niye boylesiniz" der. "ocuk kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmussunuz. Kolumu yastik yaptim agridi setremi yastik yaptim usudum bende uyumadim kalktim" der. Yaveri; "aman pasam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastikla battaniye getirirdik" der. Ve bir ulke kurtarmaktan donen komutan soyluyor bunlari tarihi bir cevap der ki "Gec farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hicbirinize kiyamadim. Onemli olan benim uyumam degil milletimin rahat uyumasi".
ÜST TARAFLARDA YAZILDIĞI GİBİ ANMAK ANLAMAK DEĞİLDİR...
ANLAMAK UYGULAMAYA GEÇİRMEKTİR YOKSA ATATÜRK ÜN ANLAŞILMASININ HİÇ BİR HÜKMÜ KALMIYOR...
2006-11-03 (12:20)
salihlevend1299
Bay
salihlevend1299
Türkiye, Niğde
Kayıt: 2005-09-26 (14:26)
Mesaj: 2.513
Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu,Trakyalı ve Makedonyalı hep bir milletin evlatları, hep aynı cevherlerin damarıdır. Bu damarlar birbirini tanısın, dediğim şey olduğu zaman başka bir alem görülecek ve dünyaya hayret verecektir.
2006-11-07 (10:33)
Kayıt: 2006-11-05 (16:29)
Mesaj: 70
NE YAPSA NE ETSE ÜSTÜNE GİTMİŞLER
MAVİ GÖKYÜZÜNÜ ONA DAR ETMİŞLER

Sayfa /18Birinci SayfaÖnceki Sayfa 12345 … Sonraki SayfaSon Sayfa


Ücretsiz Kayıt Ol