postmodern bir yeşilçam hikayesi idi bizimki.
elimizde kitaplar çarpışmasak da yolda bir tesadüf idi tanışmamız.
ağaçların arasında koşturmasak da yine de şahit idiler çekingen konuşmalarımıza.
kenarı desenli mektup kağıtları yoktu artık hayatımızda ama hissi kablel vuku diye bir şey vardı ve hala şaşırtıyordu bizi mesaj kutularımızda.
yalnız tren istasyonlarındaki hüzünlü ayrılıklar eskisi gibi idi. ancak pek takılmıyorduk buna. her ayrılığın bir sonu vardı malum. yavaş çekim koşmalar ve sarılmalar olmasa da en az eskisi kadar fiyakalı idi kavuşmalarımız.
bu gün de esas kızın doğum günü:
oğlanın elinde bir gül yok. ve sahilde kızı beklerken fonda çalan neşeli bir belkıs özener şarkısı yerine net kafede counter oynayan veletlerin cıyıklamaları duyuluyor
yine de oğlan mutlu:
esas kızın doğum günü bugün ve o kız iyiki onun hayatında...
iyi ki doğdun pirenses...
***ben ne isem sende o idin [senin daha güzel ve inatçı olduğun gerçeğini yadsımıyorum tabi] o yüzden bir şeyler yazmak zorlaşıyor. hele ki bu veletlerin arasında. bu nedenle yazıdaki romantiklik biraz olsun sekteye uğrasa da umarım hikayenin ana fikrini yansıtabilmişimdir sana geçen bunca zaman içinde.***
nice mutlu yıllara canım.