|
|
Adli Bilimler,Cinayetler,Katiller,İzler... | |
|
|
||
evet arkadaslar daha önceden açtıgım fakat yok olan başlığımı yeniden canlandırmak istedim...kendi okudugum röportajları olayları adli bilimlerle ilgili bilgileri sunmak istiyorum(prof.dr.sevil atasoy'un kaleminden)...adli toksikolog olarak sizinlede bunları paylaşmak istedim ..umarım begeniyle okursunuz...
1 defa değiştirildi
En Son: 2007-05-09 14:56:13
Adli bilimler, cinayetlerin ve öteki tür suçların çözülmesini sağlayan faaliyetlerin tümüne verilen isim. Bir katilin bulunması, tecavüzcünün ortaya çıkarılması veya bir banka soyguncusunun yakalanması hep bu faaliyet alanına giriyor.
Adli tıpta çok büyük gelişmeler var. Katiller eskisine göre daha mı kolay bulunuyor? Kusursuz cinayet dönemi kapanıyor mu?
-Kusursuz cinayet dönemi kapanmaz. Yani insan zekası her zaman karşısındakini öldürmek için mutlaka ilginç bazı şeyler bulacaktır. Biz genel olarak yeraltı dünyasının yerüstü dünyasından daha ileride olduğunu kabul ederiz. Ciddi gelişmeler oldu evet. Ama sadece DNA değil, pek çok alanda fizikten matematiğe, jeolojiden biyolojinin en uç noktalarına kadar birçok dal kendisini suçla mücadelenin içerisinde buldu.
Bir zamanlar adli tabip deyince aklımıza otopsi yapan doktor gelirdi. Adli tıp uzmanının temel eğitimi nedir? Ekonomist midir, doktor mudur?
- Sizin bahsettiğiniz ‘Forensic sciences’ denen meslek, fizik, kimya, biyoloji gibi temel dallardan gelen insanların katkısıyla gelişti. Otopsi asırlardır yapılan ve çok iyi yapılan bir şey. Şimdi artık sadece ölüm olaylarında değil, cinayet ve yaralama dışındaki suçların aydınlatılması için birçok başka dal birdenbire destek vermeye başladı.
DEDEKTİF ÖNCE CESEDE Mİ BAKAR
Bir adli bilimci en çok nerede çalışır? Morgda mı, yoksa başka bir yerde mi?
- Şimdi burada çok ciddi bir ayırım yapmak lazım. Adli tıp yani hekimlerin içinde bulunduğu bölüm bunun bir parçasıdır. Bunun dışında diğer pek çok mesleğin de burada katkısı vardır. Filmlerde, dizilerde gördüğünüz olayların büyük bölümü esasen hekim olmayanların yaptığı işlerdir. Bütün bu olaylarda esas liderliği yapan bugünün polis kimya laboratuvarları ya da jandarma kimya laboratuvarlarıdır ve bunların içerisinde hekimler yoktur. Orada otopsi yapılmaz.
Bir olay yeri incelemesi yapan kişi önce neye bakar? Cesede mi bakar? Yani bunun pilotlar gibi bir Check-list’i (Kontrol listesi) var mıdır?
-Evet var. Burada önemli olan bir olayın aydınlatılabilmesi için esas can damarı hadisenin, olay yeri incelemesi olduğunu bilmek gerekir. Önce delilleri koruyacak insanlar vardır. Sonra oraya intikal eden o dedelilleri oradan toplayacak olan insanlar gelir ve onlar hiçbir zaman tek kişi olmaz. Başında bir lider vardır ve bu bir takımdır. Olayın biçimine göre farklı meslekten insanlardan oluşan bir takımdır.
BİZİM İÇİN KAN KADAR DETERJAN DA ÖNEMLİDİR
Peki neye bakarlar en önce bunlar?
- Gittiğiniz yerde bir ceset bile bulunmayabilir. Öldürmüştür ama alıp götürmüştür, mesela başka bir yere atmıştır. Evde hiçbir şey bulamayabilirsiniz ama halının mesela belli bir yerinin daha fazla deterjan koktuğunu fark edebilirsiniz.
Deterjanın ne alakası var?
-Halının bir kısmı özel olarak temizlenmişse, orada saklanmak istenen bir delil var demektir. Bu sadece eğitimle değil, içgüdü ile de bulunabilecek bir şeydir.
Cinayet işleyen bir insan bütün delilleri yok edebilir mi?
- Olabilir tabii. Faili meçhul çok olay var. Haksız yere cezaevinde yatan insanlar var.
Faili meçhul sayısı çok mu?
- Yavaş yavaş azaldı. Bu azalmanın nedeni tabii ki kamuoyunun giderek daha fazla bilgilenmesi, basının buna daha fazla merak sarması ve insanların gerçekten failin bulunması için hep birlikte düşünmeye başlaması.
TÜRK KATİLLER EN ÇOK HANGİ DELİLİ BIRAKIR
Türkiye’de cinayet işleyen insanların en çok bıraktıkları delil nedir? Yani Türk katiller en fazla hangi yanlışı yaparlar?
-Hálá parmak izidir.
Türk katiller bu kadar aptal mı? Filmlerde bu kadar sahne var. Hiç mi ders almıyorlar?
-Bakın mesela bir yere girdiniz. Elinizde eldiven var. Bir suç işlediniz. Fakat o sırada tuvalete girme ihtiyacı hissettiniz. İnsanlar orada eldivenini çıkarıyor.
Türk katiller en fazla neyi yok etmeye çalışırlar?
-Silahı. Çünkü silah olmayınca en önemli delil de gidiyor.
Yabancı filmlerde katillerin daha çok cesedi ortadan kaldırmaya çalıştığını görüyoruz. Mesela Arka Pencere filminde. Veya halıya sarılıp göle atılan cesetler.
- Bunlar Türkiye’de de oluyor. Dünyanın her yerinde çok ilginç suçlar işleniyor. Ama olay sadece adam öldürme suçu değil. Mesela ırza geçme olayları var. Uyuşturucu suçları var. Ama tabii cinayetler insana daha cazip geliyor.
Adli tıpta çok büyük gelişmeler var. Katiller eskisine göre daha mı kolay bulunuyor? Kusursuz cinayet dönemi kapanıyor mu?
-Kusursuz cinayet dönemi kapanmaz. Yani insan zekası her zaman karşısındakini öldürmek için mutlaka ilginç bazı şeyler bulacaktır. Biz genel olarak yeraltı dünyasının yerüstü dünyasından daha ileride olduğunu kabul ederiz. Ciddi gelişmeler oldu evet. Ama sadece DNA değil, pek çok alanda fizikten matematiğe, jeolojiden biyolojinin en uç noktalarına kadar birçok dal kendisini suçla mücadelenin içerisinde buldu.
Bir zamanlar adli tabip deyince aklımıza otopsi yapan doktor gelirdi. Adli tıp uzmanının temel eğitimi nedir? Ekonomist midir, doktor mudur?
- Sizin bahsettiğiniz ‘Forensic sciences’ denen meslek, fizik, kimya, biyoloji gibi temel dallardan gelen insanların katkısıyla gelişti. Otopsi asırlardır yapılan ve çok iyi yapılan bir şey. Şimdi artık sadece ölüm olaylarında değil, cinayet ve yaralama dışındaki suçların aydınlatılması için birçok başka dal birdenbire destek vermeye başladı.
DEDEKTİF ÖNCE CESEDE Mİ BAKAR
Bir adli bilimci en çok nerede çalışır? Morgda mı, yoksa başka bir yerde mi?
- Şimdi burada çok ciddi bir ayırım yapmak lazım. Adli tıp yani hekimlerin içinde bulunduğu bölüm bunun bir parçasıdır. Bunun dışında diğer pek çok mesleğin de burada katkısı vardır. Filmlerde, dizilerde gördüğünüz olayların büyük bölümü esasen hekim olmayanların yaptığı işlerdir. Bütün bu olaylarda esas liderliği yapan bugünün polis kimya laboratuvarları ya da jandarma kimya laboratuvarlarıdır ve bunların içerisinde hekimler yoktur. Orada otopsi yapılmaz.
Bir olay yeri incelemesi yapan kişi önce neye bakar? Cesede mi bakar? Yani bunun pilotlar gibi bir Check-list’i (Kontrol listesi) var mıdır?
-Evet var. Burada önemli olan bir olayın aydınlatılabilmesi için esas can damarı hadisenin, olay yeri incelemesi olduğunu bilmek gerekir. Önce delilleri koruyacak insanlar vardır. Sonra oraya intikal eden o dedelilleri oradan toplayacak olan insanlar gelir ve onlar hiçbir zaman tek kişi olmaz. Başında bir lider vardır ve bu bir takımdır. Olayın biçimine göre farklı meslekten insanlardan oluşan bir takımdır.
BİZİM İÇİN KAN KADAR DETERJAN DA ÖNEMLİDİR
Peki neye bakarlar en önce bunlar?
- Gittiğiniz yerde bir ceset bile bulunmayabilir. Öldürmüştür ama alıp götürmüştür, mesela başka bir yere atmıştır. Evde hiçbir şey bulamayabilirsiniz ama halının mesela belli bir yerinin daha fazla deterjan koktuğunu fark edebilirsiniz.
Deterjanın ne alakası var?
-Halının bir kısmı özel olarak temizlenmişse, orada saklanmak istenen bir delil var demektir. Bu sadece eğitimle değil, içgüdü ile de bulunabilecek bir şeydir.
Cinayet işleyen bir insan bütün delilleri yok edebilir mi?
- Olabilir tabii. Faili meçhul çok olay var. Haksız yere cezaevinde yatan insanlar var.
Faili meçhul sayısı çok mu?
- Yavaş yavaş azaldı. Bu azalmanın nedeni tabii ki kamuoyunun giderek daha fazla bilgilenmesi, basının buna daha fazla merak sarması ve insanların gerçekten failin bulunması için hep birlikte düşünmeye başlaması.
TÜRK KATİLLER EN ÇOK HANGİ DELİLİ BIRAKIR
Türkiye’de cinayet işleyen insanların en çok bıraktıkları delil nedir? Yani Türk katiller en fazla hangi yanlışı yaparlar?
-Hálá parmak izidir.
Türk katiller bu kadar aptal mı? Filmlerde bu kadar sahne var. Hiç mi ders almıyorlar?
-Bakın mesela bir yere girdiniz. Elinizde eldiven var. Bir suç işlediniz. Fakat o sırada tuvalete girme ihtiyacı hissettiniz. İnsanlar orada eldivenini çıkarıyor.
Türk katiller en fazla neyi yok etmeye çalışırlar?
-Silahı. Çünkü silah olmayınca en önemli delil de gidiyor.
Yabancı filmlerde katillerin daha çok cesedi ortadan kaldırmaya çalıştığını görüyoruz. Mesela Arka Pencere filminde. Veya halıya sarılıp göle atılan cesetler.
- Bunlar Türkiye’de de oluyor. Dünyanın her yerinde çok ilginç suçlar işleniyor. Ama olay sadece adam öldürme suçu değil. Mesela ırza geçme olayları var. Uyuşturucu suçları var. Ama tabii cinayetler insana daha cazip geliyor.
TÜRKİYE’DE NİYE SERİ KATİL YOK
Türkiye’de niye seri katil çıkmıyor?
- Mutlaka vardır. Evvelden DNA gibi araçlar olmadığı için cinayetler arasında ilişki kurulamıyordu. Artık DNA bankaları kuruluyor. Bundan böyle birçok cinayet aydınlatılacak. Faili meçhuller arasında seri cinayetler de çıkacak.
Romanlarda ve filmlerde seri cinayetlerde hep ortak bazı motifler görürüz. Mesela çocukluğunda yaşadığı bir travmadan kadınlara düşman olur vesaire. Bunlar gerçek mi?
-Hayır her zaman böyle değil. Zaten öyle olduğu zaman aydınlatılması daha kolay oluyor. Ama mesela Belçika’da çocukları öldüren Mark Dutroux olayını alın. Erişkin bir erkeği de öldürdüğünü biliyoruz. Arada başka bir erişkin daha var.
O niye öldürülmüş?
- Olayları ortaya çıkaracak birisi olabilir. Dolayısıyla onun ortadan kaldırılması gerekmiştir. Başka bir yerde bir ana-kızdır ama annesi başka bir yerde kızı başka bir yerde ölü bulunur. Yani ille de hepsinin aynı özellikleri taşıması gerekmez.
SERİ KATİL KÜÇÜK SUÇLARLA BAŞLAR
Seri katil olayı öteki cinayetlerden daha mı önemlidir?
-Şu anda tüm dünya polislerinin tek bir hedefi var. Seri cinayeti önlemek. Yani ikinci, üçüncü kişinin öldürülmesini önlemek.
Neden bu kadar önemli?
- Artık şu gerçeği biliyoruz. Bir kere suç işleyenin yeniden suç işleme ihtimali, daha önce suç işlememiş kişiye oranla çok daha yüksektir. Katiller suç işlemeye adam öldürmekle başlamıyor. Daha önce başka kriminal kayıtları var. Küçük suçlar var. Evveli var. Bu evveli fark edebildiğiniz ve onu önleyebildiğiniz takdirde siz zaten insanların kaybedilmesini engellemeye başlarsınız.
Bu söylediğiniz çok önemli. Demek ki genel af çok tehlikeli ve zararlı bir şey.
-Tabii ki. Nitekim benim örnek olarak verdiğim Dutroux şartlı tahliyeden çıkmıştı. Ve çıktıktan sonra da öldürmeye başlamıştı. Çıkmamış olsaydı bunların hiçbirini yapamayacaktı.
Peki seri katillikle ülkenin gelişmişlik düzeyi arasında bir ilişki var mı?
- Hayır, yok. Yani Rusya’dan Güney Afrika’ya, Amerika’dan Japonya’ya Avustralya’ya kadar çok örnek var. Hiçbir ülke yok ki seri katil çıkmamış olsun.
YUMURTA İKİZİNİ DNA AYIRAMAZ AMA PARMAK İZİ AYIRIR
Bir adli bilimci olarak bir dosyayı kapatırken ne hissedersiniz? İçiniz her zaman rahat mıdır?
-Şöyle: Bugün için elimizdeki en güvenilir delil DNA delilleridir. DNA delillerinde bile eğer elinizdeki materyal taze bir kan örneği değilse, mesela 30 yıllık, 40 yıllık bir kemikten yola çıkıyorsanız, hiçbir zaman istenen 99,999.. gibi yüksek bir orana varamazsınız. Orada mutlaka bir hata payı olur.
Yani DNA’nın bile çözemediği vakalar mı var?
- Var tabii. Eğer bu kimse bir akraba evliliğinden geliyorsa ya da bir ikizi varsa siz odur dediğiniz anda aslında hata yapıyorsunuz demektir. Çünkü DNA bile ikizleri tefrik edemiyor.
Yani tek yumurta ikizleri cinayet işlerse bunu ispatlamak mümkün değil mi?
- O durumda parmak izine bakarsınız. Çünkü tek yumurta ikizlerinin dahi parmak izleri birbirinden farklıdır. Bunun dışında şu anda elimizde tek yumurta ikizini ayırt edecek teknolojik bir araç yok..
POLİS Mİ BECERİKSİZ KATİLLER Mİ ZEKİ
Türkiye’de faili meçhul cinayet oranı nedir?
-Bilmiyorum ama en son yayınlanan istatistikler var. Çok ciddi bir rakam olduğu ortada.
Peki Türk polisi ve adli tıbbı mı yetersiz, yoksa katiller mi çok becerikli ve zeki?
- Ne yazık ki, Türkiye’nin her noktasında aynı kalitede servis veremiyoruz. Yani İstanbul’da meydana gelen bir olayla, periferide olan bir olaya aynı ölçüde uzmanlaşmış ekipler gönderemiyorsunuz. Ama bu sadece bizim için değil Amerika için de geçerli
Yeterli delil bulamayınca üzülüyor musunuz?
- Tabii ki. Artık böyle bir şeyin olmaması gerekir.
Anladığım kadarıyla siz hálá parmak izi taraftarısınız.
-Önemli diyorum. Çünkü biz artık parmak izinden de DNA analizi yapabiliyoruz. Parmak izinden o kimsenin beslenme biçimini öğrenebiliyoruz. Yani sadece kimliği değil o kimsenin hayatıyla ilgili bilgi de alıyoruz.
Türkiye’de niye seri katil çıkmıyor?
- Mutlaka vardır. Evvelden DNA gibi araçlar olmadığı için cinayetler arasında ilişki kurulamıyordu. Artık DNA bankaları kuruluyor. Bundan böyle birçok cinayet aydınlatılacak. Faili meçhuller arasında seri cinayetler de çıkacak.
Romanlarda ve filmlerde seri cinayetlerde hep ortak bazı motifler görürüz. Mesela çocukluğunda yaşadığı bir travmadan kadınlara düşman olur vesaire. Bunlar gerçek mi?
-Hayır her zaman böyle değil. Zaten öyle olduğu zaman aydınlatılması daha kolay oluyor. Ama mesela Belçika’da çocukları öldüren Mark Dutroux olayını alın. Erişkin bir erkeği de öldürdüğünü biliyoruz. Arada başka bir erişkin daha var.
O niye öldürülmüş?
- Olayları ortaya çıkaracak birisi olabilir. Dolayısıyla onun ortadan kaldırılması gerekmiştir. Başka bir yerde bir ana-kızdır ama annesi başka bir yerde kızı başka bir yerde ölü bulunur. Yani ille de hepsinin aynı özellikleri taşıması gerekmez.
SERİ KATİL KÜÇÜK SUÇLARLA BAŞLAR
Seri katil olayı öteki cinayetlerden daha mı önemlidir?
-Şu anda tüm dünya polislerinin tek bir hedefi var. Seri cinayeti önlemek. Yani ikinci, üçüncü kişinin öldürülmesini önlemek.
Neden bu kadar önemli?
- Artık şu gerçeği biliyoruz. Bir kere suç işleyenin yeniden suç işleme ihtimali, daha önce suç işlememiş kişiye oranla çok daha yüksektir. Katiller suç işlemeye adam öldürmekle başlamıyor. Daha önce başka kriminal kayıtları var. Küçük suçlar var. Evveli var. Bu evveli fark edebildiğiniz ve onu önleyebildiğiniz takdirde siz zaten insanların kaybedilmesini engellemeye başlarsınız.
Bu söylediğiniz çok önemli. Demek ki genel af çok tehlikeli ve zararlı bir şey.
-Tabii ki. Nitekim benim örnek olarak verdiğim Dutroux şartlı tahliyeden çıkmıştı. Ve çıktıktan sonra da öldürmeye başlamıştı. Çıkmamış olsaydı bunların hiçbirini yapamayacaktı.
Peki seri katillikle ülkenin gelişmişlik düzeyi arasında bir ilişki var mı?
- Hayır, yok. Yani Rusya’dan Güney Afrika’ya, Amerika’dan Japonya’ya Avustralya’ya kadar çok örnek var. Hiçbir ülke yok ki seri katil çıkmamış olsun.
YUMURTA İKİZİNİ DNA AYIRAMAZ AMA PARMAK İZİ AYIRIR
Bir adli bilimci olarak bir dosyayı kapatırken ne hissedersiniz? İçiniz her zaman rahat mıdır?
-Şöyle: Bugün için elimizdeki en güvenilir delil DNA delilleridir. DNA delillerinde bile eğer elinizdeki materyal taze bir kan örneği değilse, mesela 30 yıllık, 40 yıllık bir kemikten yola çıkıyorsanız, hiçbir zaman istenen 99,999.. gibi yüksek bir orana varamazsınız. Orada mutlaka bir hata payı olur.
Yani DNA’nın bile çözemediği vakalar mı var?
- Var tabii. Eğer bu kimse bir akraba evliliğinden geliyorsa ya da bir ikizi varsa siz odur dediğiniz anda aslında hata yapıyorsunuz demektir. Çünkü DNA bile ikizleri tefrik edemiyor.
Yani tek yumurta ikizleri cinayet işlerse bunu ispatlamak mümkün değil mi?
- O durumda parmak izine bakarsınız. Çünkü tek yumurta ikizlerinin dahi parmak izleri birbirinden farklıdır. Bunun dışında şu anda elimizde tek yumurta ikizini ayırt edecek teknolojik bir araç yok..
POLİS Mİ BECERİKSİZ KATİLLER Mİ ZEKİ
Türkiye’de faili meçhul cinayet oranı nedir?
-Bilmiyorum ama en son yayınlanan istatistikler var. Çok ciddi bir rakam olduğu ortada.
Peki Türk polisi ve adli tıbbı mı yetersiz, yoksa katiller mi çok becerikli ve zeki?
- Ne yazık ki, Türkiye’nin her noktasında aynı kalitede servis veremiyoruz. Yani İstanbul’da meydana gelen bir olayla, periferide olan bir olaya aynı ölçüde uzmanlaşmış ekipler gönderemiyorsunuz. Ama bu sadece bizim için değil Amerika için de geçerli
Yeterli delil bulamayınca üzülüyor musunuz?
- Tabii ki. Artık böyle bir şeyin olmaması gerekir.
Anladığım kadarıyla siz hálá parmak izi taraftarısınız.
-Önemli diyorum. Çünkü biz artık parmak izinden de DNA analizi yapabiliyoruz. Parmak izinden o kimsenin beslenme biçimini öğrenebiliyoruz. Yani sadece kimliği değil o kimsenin hayatıyla ilgili bilgi de alıyoruz.
NEHİRDEKİ BAŞSIZ CESET NASIL ÇÖZÜLDÜ
Ama bildiğimiz otopsi hálá çok önemli bir şey değil mi?
- Evet çok önemli.
Çarpıcı bir örnek verebilir misiniz?
- Londra’da nehirden 6-7 yaşlarında bir çocuk cesedi çıkarmışlardı. Kafası yok, kolları yok, bacakları yok. Sadece torso var. Biliyor musunuz kim olduğu nasıl bulundu?
Otopsiyle mi?
- Hayır, çünkü otopsiden bir şey çıkmadı. Kemiklerindeki strosyum analizinden, bu çocuğun Batı Afrika’da beslendiği anlaşıldı. Yani oradan gelen bir göçmen olduğu anlaşıldı. Akciğer ve midesindeki polenlerinden çok kısa bir süreliğine Londra’da kaldığı öğrenildi. Midesindeki yiyecek kalıntılarından, bitki kalıntılarından yakın bir geçmişte Afrika’da bulunduğu belirlendi. Böylelikle Batı Afrika’dan İngiltere’ye insan kaçakçılığı yapan bir çete ortaya çıkarıldı. İpuçları artık bir insanın vücudundaki kalıntılardan, iliğinden, kemiğinden, saçından tırnağından çıkarılıyor. Mesele sadece nasıl öldüğü meselesi değildir. Belli ki kafası kolları kesilirse bir insan ölür. Ama mühim olan bunu kimin yaptığını bulabilmektir.
Bugüne kadar rastladığınız mükemmele yakın cinayet olayı var mı?
-Türkiye için söyleyemem.
Dünyada var mı böyle örnekler?
-Mükemmel cinayet değil ama mükemmel çözüm olayı var. Mesela Almanya’da bir modacı öldürülmüştü. Evinde ölü bulunmuştu. Boğazında telefon kablosu vardı. Boğularak öldürülmüştü. Hiçbir görgü tanığı ve delil olmadığı halde 8 saat içinde katili buldular. Kablonun üzerindeki ter izinden DNA örneği aldılar. DNA bankasında bulunan bir fail olduğu için hemen buldular. Eminim ki 10 seneye kadar Avrupa’nın tek bir tane büyük kriminal kimya laboratuvarı olacak ve öbürlerinin hepsi zaten daha uzmanlaşacak.
BABALIK TAYİNİNDE ÇOK HATA YAPILIYOR
Yerdeki veya gövdedeki kan kuruduktan sonra grubunu tespit etmek çok zorlaşıyormuş, doğru mu?
- Evet çok büyük bir problemdir. Geçmiş yıllarda sadece olay yerindeki kanın kime ait olduğunu aradığımız ve sadece kan grubu yapmasını bildiğimiz ve başka bir şey bilmediğimiz günlerde eminim ki çok insan fail olmadığı halde katil denilerek ceza görmüştür.
Ya babalık tayinleri?
-Babalık tayinlerinde çok hatalar yapıldığına eminim.
Kan hangi bakımlardan bilgi kaynağıdır sizin için?
- Sadece kan grubu ve kimlik için kullanmayız. Beslenme biçimi vardır. Zehirlenmeyse, nasıl bir zehir aldığı öğrenilebilir. Bir genetik hastalığı olup olmadığını bulabilirsiniz, kimin ailesinden geldiğini, beş kuşak önceki birinin mesela o sülaleden gelip gelmediğini, hatta daha da ileri giderek efendim işte, dünyanın başka neresindeki insanlarla akraba olabileceği gibi bilgilere ulaşırsınız. Yani bir damla kandan bir roman yazmak mümkün artık.
Peki DNA tetkiki pahalı bir şey midir?
-Şu anda DNA analizleri kriminal amaçla konuştuğumuzda ucuzdur artık. Ama ciddi cihaz yatırımı gerekir. Çünkü full otomasyonda, yani insan elinin hiç değmediği biçimde cihazlar var, aynı anda 90 küsur tahlil yapabiliyor. Ama hálá insan elinin değdiği bir ön hazırlık aşaması var. Eğer elinizdeki kansa mesele yok. Şu anda maliyet 10-12 dolara düşmüş durumda. Eğer elinizdeki örnek 1 tek saç teli veya kepekse ya da terse, spermse, karışık sperm, vajinal sperm karışımıysa, maliyet giderek artıyor. Çünkü insan emeği daha fazla oluyor.
KONDOMLA IRZA GEÇEN TECAVÜZCÜ VAR
Tecavüz olayında vajinal spermle teşhis mümkün müdür acaba?
-Her ırza geçme olayında sperm bulmak durumunda değilsiniz. Şimdilerde ırza geçmelerde kondom dahi kullanılır oldu. Evet çünkü bazı insanlar kendileri mesela AIDS olmaktan korkuyor
Yani tecavüz ederek başkasına en büyük kötülüğü yaparken kendisini koruyacak kadar aşağılık ve egoist öyle mi?
-Elbette. Dolayısıyla sperm bulmanız şart değil. O zaman başka şeyleri aramanız lazım. Bir kondomun dışından kim olduğunu, içinden kim olduğunu bulmanız mümkün... Bütün mesele onun delil olduğunu fark edebilmeniz. Oradaki çöplere filan bakacak olay yeri inceleme uzmanı lazım.
Son günlerde başka bir suç türü ortaya çıkmaya başladı. Düğünlerde havaya ateş etme dolayısıyla öldürülen insanlar. Sanırım bu adli bilimlerin özel bir inceleme konusu olacak önümüzdeki günlerde.
- Ben size kriminalistikten bahsediyorum yani delillerin kendisinden. Bir de bu insanlar neden bu işleri yapıyorlar sorusu var. Onu cevaplayan tabii kriminoloji bilimidir. Hiç kuşkusuz Türkiye’de silahla ilgili, yüzyılların oluşturduğu geleneksel bir durum var. Bundan vazgeçebilmek sadece eğitimle olabilecek bir şey. Bu yapılmadığı takdirde silah kullanımını kolay kolay engelleyebileceğinizi zannetmiyorum.
Olay yerine giden bir dedektife ne tavsiye edersiniz?
Ölü karşısında önce şunu düşünmeli. Burada bir ölü var. Ama belki burada öldürülmedi, buraya getirildi. Bundan şüphelenmesi bana yetiyor. Çünkü bunu düşünebildiği anda onun elbisesine, ayakkabısına vs. çok dikkat edecektir. Ayakkabısının altında toprak olabileceğini, o toprağın başka bir yerin toprağı olduğunun ispat edilebileceğini düşünecektir. Yani benim için önemli olan o ilk cümledir: ‘Belki burada öldürülmemiştir.’
Ama bildiğimiz otopsi hálá çok önemli bir şey değil mi?
- Evet çok önemli.
Çarpıcı bir örnek verebilir misiniz?
- Londra’da nehirden 6-7 yaşlarında bir çocuk cesedi çıkarmışlardı. Kafası yok, kolları yok, bacakları yok. Sadece torso var. Biliyor musunuz kim olduğu nasıl bulundu?
Otopsiyle mi?
- Hayır, çünkü otopsiden bir şey çıkmadı. Kemiklerindeki strosyum analizinden, bu çocuğun Batı Afrika’da beslendiği anlaşıldı. Yani oradan gelen bir göçmen olduğu anlaşıldı. Akciğer ve midesindeki polenlerinden çok kısa bir süreliğine Londra’da kaldığı öğrenildi. Midesindeki yiyecek kalıntılarından, bitki kalıntılarından yakın bir geçmişte Afrika’da bulunduğu belirlendi. Böylelikle Batı Afrika’dan İngiltere’ye insan kaçakçılığı yapan bir çete ortaya çıkarıldı. İpuçları artık bir insanın vücudundaki kalıntılardan, iliğinden, kemiğinden, saçından tırnağından çıkarılıyor. Mesele sadece nasıl öldüğü meselesi değildir. Belli ki kafası kolları kesilirse bir insan ölür. Ama mühim olan bunu kimin yaptığını bulabilmektir.
Bugüne kadar rastladığınız mükemmele yakın cinayet olayı var mı?
-Türkiye için söyleyemem.
Dünyada var mı böyle örnekler?
-Mükemmel cinayet değil ama mükemmel çözüm olayı var. Mesela Almanya’da bir modacı öldürülmüştü. Evinde ölü bulunmuştu. Boğazında telefon kablosu vardı. Boğularak öldürülmüştü. Hiçbir görgü tanığı ve delil olmadığı halde 8 saat içinde katili buldular. Kablonun üzerindeki ter izinden DNA örneği aldılar. DNA bankasında bulunan bir fail olduğu için hemen buldular. Eminim ki 10 seneye kadar Avrupa’nın tek bir tane büyük kriminal kimya laboratuvarı olacak ve öbürlerinin hepsi zaten daha uzmanlaşacak.
BABALIK TAYİNİNDE ÇOK HATA YAPILIYOR
Yerdeki veya gövdedeki kan kuruduktan sonra grubunu tespit etmek çok zorlaşıyormuş, doğru mu?
- Evet çok büyük bir problemdir. Geçmiş yıllarda sadece olay yerindeki kanın kime ait olduğunu aradığımız ve sadece kan grubu yapmasını bildiğimiz ve başka bir şey bilmediğimiz günlerde eminim ki çok insan fail olmadığı halde katil denilerek ceza görmüştür.
Ya babalık tayinleri?
-Babalık tayinlerinde çok hatalar yapıldığına eminim.
Kan hangi bakımlardan bilgi kaynağıdır sizin için?
- Sadece kan grubu ve kimlik için kullanmayız. Beslenme biçimi vardır. Zehirlenmeyse, nasıl bir zehir aldığı öğrenilebilir. Bir genetik hastalığı olup olmadığını bulabilirsiniz, kimin ailesinden geldiğini, beş kuşak önceki birinin mesela o sülaleden gelip gelmediğini, hatta daha da ileri giderek efendim işte, dünyanın başka neresindeki insanlarla akraba olabileceği gibi bilgilere ulaşırsınız. Yani bir damla kandan bir roman yazmak mümkün artık.
Peki DNA tetkiki pahalı bir şey midir?
-Şu anda DNA analizleri kriminal amaçla konuştuğumuzda ucuzdur artık. Ama ciddi cihaz yatırımı gerekir. Çünkü full otomasyonda, yani insan elinin hiç değmediği biçimde cihazlar var, aynı anda 90 küsur tahlil yapabiliyor. Ama hálá insan elinin değdiği bir ön hazırlık aşaması var. Eğer elinizdeki kansa mesele yok. Şu anda maliyet 10-12 dolara düşmüş durumda. Eğer elinizdeki örnek 1 tek saç teli veya kepekse ya da terse, spermse, karışık sperm, vajinal sperm karışımıysa, maliyet giderek artıyor. Çünkü insan emeği daha fazla oluyor.
KONDOMLA IRZA GEÇEN TECAVÜZCÜ VAR
Tecavüz olayında vajinal spermle teşhis mümkün müdür acaba?
-Her ırza geçme olayında sperm bulmak durumunda değilsiniz. Şimdilerde ırza geçmelerde kondom dahi kullanılır oldu. Evet çünkü bazı insanlar kendileri mesela AIDS olmaktan korkuyor
Yani tecavüz ederek başkasına en büyük kötülüğü yaparken kendisini koruyacak kadar aşağılık ve egoist öyle mi?
-Elbette. Dolayısıyla sperm bulmanız şart değil. O zaman başka şeyleri aramanız lazım. Bir kondomun dışından kim olduğunu, içinden kim olduğunu bulmanız mümkün... Bütün mesele onun delil olduğunu fark edebilmeniz. Oradaki çöplere filan bakacak olay yeri inceleme uzmanı lazım.
Son günlerde başka bir suç türü ortaya çıkmaya başladı. Düğünlerde havaya ateş etme dolayısıyla öldürülen insanlar. Sanırım bu adli bilimlerin özel bir inceleme konusu olacak önümüzdeki günlerde.
- Ben size kriminalistikten bahsediyorum yani delillerin kendisinden. Bir de bu insanlar neden bu işleri yapıyorlar sorusu var. Onu cevaplayan tabii kriminoloji bilimidir. Hiç kuşkusuz Türkiye’de silahla ilgili, yüzyılların oluşturduğu geleneksel bir durum var. Bundan vazgeçebilmek sadece eğitimle olabilecek bir şey. Bu yapılmadığı takdirde silah kullanımını kolay kolay engelleyebileceğinizi zannetmiyorum.
Olay yerine giden bir dedektife ne tavsiye edersiniz?
Ölü karşısında önce şunu düşünmeli. Burada bir ölü var. Ama belki burada öldürülmedi, buraya getirildi. Bundan şüphelenmesi bana yetiyor. Çünkü bunu düşünebildiği anda onun elbisesine, ayakkabısına vs. çok dikkat edecektir. Ayakkabısının altında toprak olabileceğini, o toprağın başka bir yerin toprağı olduğunun ispat edilebileceğini düşünecektir. Yani benim için önemli olan o ilk cümledir: ‘Belki burada öldürülmemiştir.’
OLAY YERİ TEK ŞANS
Olay yeri incelemede hatalar olduğunu düşünüyor musunuz?
Olay yerine varan ilk ekipte, öncelikle olay yerine çekebileceği bir güvenlik şeridi olması gerekir. Bu çemberi ne kadar geniş tutarsanız, o kadar fazla delil bulma şansınız olur. Bu işin ustaları olanların güvenlik çemberini isteği kadar geniş çekip, ordan içeri kimseyi sokmamaları maalesef hiyerarşik olarak çok zor. Çünkü onun üzerinde de amirleri var. Fakat bu yapılmadığı takdirde deliller yer değiştirebilir veya kaybolur. En iyi incelenebilen olay yeri, en uzun kalınabilen olay yeridir. Çünkü bu sizin tek şansınızdır ve bir daha oraya geri geldiğinizde olanları bile bulamayabilirsiniz. Bu olayda bunu göremedik. Cesedin çok yakınına kadar, işinin ehli olup olmadığı anlaşılmayan pekçok kişi vardı. Tek tip bir giysi göremedik. Bu olayda sözkonusu değil ama kan olan yerde muhtemel bir biyolojik tehlike olacağı düşünülmeli. Yerdeki kanın hastalık taşıyıcı olabileceği düşünülmeli.
Olay yeri hemen yıkandı?
Evet ama yıkadığın anda sen artık birşeyleri kaybediyorsun demektir. Kan izleri, olayın cereyan biçimini gösteren hadiselerdir. Nereden kanın aktığı, ne tarafa doğru saçıldığı, hangi mezarlığa kadar ve ne yönde fışkırdığı önemli. Kan lekesi uzmanlığı diye bir ihtisas var. Kanın damlasının elips mi daire mi olmasından, onun hangi yönden fışkırdığını ayrıca çapından da yukarıdan mı aşağıdan mı olduğunu tespit edebilirsiniz. Bu senaryoyu oluşturabilmek için önemli.
AYAK İZİ ÇOK ÖNEMLİYDİ
Ayrıca, toprak bulunan bir yerde ayakkabı izi çok büyük bir önem taşır. Ayakkabı izi, suçluyu olayla bağlayan en önemli parametrelerden biri. Ayakkabıdan onu giyenin boyu posu kilosunu bulabildiğin gibi, nereye doğru meyilli yürüdüğüne kadar öğrenebilirsin. Ayakkabının markası ve modeli sizi suçluya götüren en önemli delillerdir. Halbuki burada hiç buna dikkat edilmeden, herkes basıp geçti oralardan.
DNA BANKASI
Bütün bunların sonunda, bir DNA bankasına sahip olmamız gerektiği sonucu ortaya çıkıyor. Katil zanlısının ilk suçu otodan teyp çalmak, ikincisi işyerinden hırsızlık, üçüncüsü cinayet. Türkiye, eğer teyp çalma noktasında suçlunun DNA'sını alabilse, bu karşılaştırma için bu kadar uğraşmak zorunda kalınmaz. Mesela mezarın üzerindeki kadın kanı daha önce suç işlemiş bir kişiye aitse, hiç bu kadar uğraşmaz kolayca kime ait olduğunu bulursunuz. Soruşturma için mutlak bir DNA bankası olması gerekiyor.
Her temas bir iz bırakır
Böyle bir cinayette, katillerin birden fazla kişi olduğu saptanabilir mi?
O.J. Simpson hadisesinde iki kişi öldürülmüştü ve ölenlerin herbirinin üzerinde kırkın üzerinde bıçak darbeleri vardı. Orda bile, otopsi yara bulgularından katilin iki kişi mi, üç kişi mi olduğu ortaya çıkarılamadı.
Üzeyir Garih'in vücudu incelenip, teninin üzerinde başka kişiye ait bir parmak izi bulunabilir miydi?
Parmak izi insan vücudu üzerinde zor bulunabilir. Garih'in vücudunun üzerinde parmak izi tespiti yapıp yapmadıklarını bilmiyorum. Tenin üzerindeki parmak izi karşı taraf o kişiye ancak sıkıca bastırdıysa bulunabilir. İnsan vücudu üzerindeki parmak izlerini tespit etmek için özel kabinler var. Otopsi yapılmadan önce, ceset olduğu gibi bu kabinlere sokulur ve özel bir ışık altında parmak izi aranır. Ama bu kabinler Türkiye'de henüz yok. Katil, maktülün boynuna onu etkisiz hale getirmek için kolunu doladıysa teri oraya bulaşmış olabilir ve o terden DNA'sına çok rahat ulaşabilirsiniz. Biz her temas bir iz bırakır diyoruz. Giysilerin otopsiden önce çok dikkatli bir şekilde korunup, katile ait olabileceği düşünülen delillerin mesala bir kılın araştırılması gerekir.
Monica'nın eteğinde temizlemeye rağmen DNA bulunmuştu
Tanıkların bu kadar ortada olması doğru mu?
Tanıkların ne birbirleriyle, ne de medyayla birlikte olmaları kesinlikle doğru değil. Çünkü birinin anlattığını diğeriyle birleştiren başkaları, kafasında tam bir senaryo hazırlayıp tanığım diye ortaya çıkabilir. Bu da polisin işinin daha da zorlaşması demektir.
Zanlının kanlı pantolununu yıkadığı ama yeni bir gömlek alarak kışlaya geri döndüğü söyleniyor. Bu kadar kanlı bir cinayette pantolona niye kan bulaşmaz?
Bu kadar çok yarada, üstelik boyundan gelen bir bıçak darbesinde kan öyle böyle değil çok fazla fışkırır. Bu kandan, katilin kendisini koruması mümkün olmaz. Dolayısıyla, hem gömleğinde hem pantolunda çok büyük oranda kan olması gerekir. Mutlaka eşyalarını bir yerde değiştirmiş olmalı. Böyle bir cinayette, sadece iç cepte kan olması mümkün değil. Pantolununu yıkasa dahi Garih'in kanı üzerinde bulunabilir. Monica Lewinsky'nin elbisesi temizleyeciye gidip gelmişti. Buna rağmen Clinton'un DNA'sını izole edebildiler.
Kanın taze ya da kuru olması inceleme sonucunu etkiler mi?
Kan çok eski, kuru ve deformasyona uğramışsa DNA'yı izole edemezsiniz. DNA ya izole edilebilir, ya edilemez. Yani testi yaptım yanlış yaptım diyemezsiniz. Sonuç ya çıkar ya çıkmaz. Taze kanla çalışmak işinizi her zaman daha kolaylaştırır.
DNA incelemesi en az 8 saat sürer
DNA'yı oluşturan temel yapı taşlarının adı baz çiftidir. Baz çifti bir birimdir. Bu baz çiftleri 112 ise bir kadına, 118 ise bir erkeğe ait demektir. Kan, kıl, tükrük ne olursa bunu tespit edebilirsiniz. Mesela sınav kağıtlarının çalınma hadisesinde çok insandan kan alınmıştı. Kanın kadına mı erkeğe mi ait olduğuna bakılsaydı, binaya giren herkesten kan alınmasına gerek kalmazdı. Herşey elinizin altında olsa, bir DNA incelemesi yapmak en az sekiz saatinizi alır. Laboratuvarcılar böyle bir olayda zamanla yarıştıkları için çok baskı altında çalışıyorlar. En ufak bir hatada tekrar başa dönülmesi gerekir. O nedenle baskı altında olmamaları çok önemli.
Olay yeri incelemede hatalar olduğunu düşünüyor musunuz?
Olay yerine varan ilk ekipte, öncelikle olay yerine çekebileceği bir güvenlik şeridi olması gerekir. Bu çemberi ne kadar geniş tutarsanız, o kadar fazla delil bulma şansınız olur. Bu işin ustaları olanların güvenlik çemberini isteği kadar geniş çekip, ordan içeri kimseyi sokmamaları maalesef hiyerarşik olarak çok zor. Çünkü onun üzerinde de amirleri var. Fakat bu yapılmadığı takdirde deliller yer değiştirebilir veya kaybolur. En iyi incelenebilen olay yeri, en uzun kalınabilen olay yeridir. Çünkü bu sizin tek şansınızdır ve bir daha oraya geri geldiğinizde olanları bile bulamayabilirsiniz. Bu olayda bunu göremedik. Cesedin çok yakınına kadar, işinin ehli olup olmadığı anlaşılmayan pekçok kişi vardı. Tek tip bir giysi göremedik. Bu olayda sözkonusu değil ama kan olan yerde muhtemel bir biyolojik tehlike olacağı düşünülmeli. Yerdeki kanın hastalık taşıyıcı olabileceği düşünülmeli.
Olay yeri hemen yıkandı?
Evet ama yıkadığın anda sen artık birşeyleri kaybediyorsun demektir. Kan izleri, olayın cereyan biçimini gösteren hadiselerdir. Nereden kanın aktığı, ne tarafa doğru saçıldığı, hangi mezarlığa kadar ve ne yönde fışkırdığı önemli. Kan lekesi uzmanlığı diye bir ihtisas var. Kanın damlasının elips mi daire mi olmasından, onun hangi yönden fışkırdığını ayrıca çapından da yukarıdan mı aşağıdan mı olduğunu tespit edebilirsiniz. Bu senaryoyu oluşturabilmek için önemli.
AYAK İZİ ÇOK ÖNEMLİYDİ
Ayrıca, toprak bulunan bir yerde ayakkabı izi çok büyük bir önem taşır. Ayakkabı izi, suçluyu olayla bağlayan en önemli parametrelerden biri. Ayakkabıdan onu giyenin boyu posu kilosunu bulabildiğin gibi, nereye doğru meyilli yürüdüğüne kadar öğrenebilirsin. Ayakkabının markası ve modeli sizi suçluya götüren en önemli delillerdir. Halbuki burada hiç buna dikkat edilmeden, herkes basıp geçti oralardan.
DNA BANKASI
Bütün bunların sonunda, bir DNA bankasına sahip olmamız gerektiği sonucu ortaya çıkıyor. Katil zanlısının ilk suçu otodan teyp çalmak, ikincisi işyerinden hırsızlık, üçüncüsü cinayet. Türkiye, eğer teyp çalma noktasında suçlunun DNA'sını alabilse, bu karşılaştırma için bu kadar uğraşmak zorunda kalınmaz. Mesela mezarın üzerindeki kadın kanı daha önce suç işlemiş bir kişiye aitse, hiç bu kadar uğraşmaz kolayca kime ait olduğunu bulursunuz. Soruşturma için mutlak bir DNA bankası olması gerekiyor.
Her temas bir iz bırakır
Böyle bir cinayette, katillerin birden fazla kişi olduğu saptanabilir mi?
O.J. Simpson hadisesinde iki kişi öldürülmüştü ve ölenlerin herbirinin üzerinde kırkın üzerinde bıçak darbeleri vardı. Orda bile, otopsi yara bulgularından katilin iki kişi mi, üç kişi mi olduğu ortaya çıkarılamadı.
Üzeyir Garih'in vücudu incelenip, teninin üzerinde başka kişiye ait bir parmak izi bulunabilir miydi?
Parmak izi insan vücudu üzerinde zor bulunabilir. Garih'in vücudunun üzerinde parmak izi tespiti yapıp yapmadıklarını bilmiyorum. Tenin üzerindeki parmak izi karşı taraf o kişiye ancak sıkıca bastırdıysa bulunabilir. İnsan vücudu üzerindeki parmak izlerini tespit etmek için özel kabinler var. Otopsi yapılmadan önce, ceset olduğu gibi bu kabinlere sokulur ve özel bir ışık altında parmak izi aranır. Ama bu kabinler Türkiye'de henüz yok. Katil, maktülün boynuna onu etkisiz hale getirmek için kolunu doladıysa teri oraya bulaşmış olabilir ve o terden DNA'sına çok rahat ulaşabilirsiniz. Biz her temas bir iz bırakır diyoruz. Giysilerin otopsiden önce çok dikkatli bir şekilde korunup, katile ait olabileceği düşünülen delillerin mesala bir kılın araştırılması gerekir.
Monica'nın eteğinde temizlemeye rağmen DNA bulunmuştu
Tanıkların bu kadar ortada olması doğru mu?
Tanıkların ne birbirleriyle, ne de medyayla birlikte olmaları kesinlikle doğru değil. Çünkü birinin anlattığını diğeriyle birleştiren başkaları, kafasında tam bir senaryo hazırlayıp tanığım diye ortaya çıkabilir. Bu da polisin işinin daha da zorlaşması demektir.
Zanlının kanlı pantolununu yıkadığı ama yeni bir gömlek alarak kışlaya geri döndüğü söyleniyor. Bu kadar kanlı bir cinayette pantolona niye kan bulaşmaz?
Bu kadar çok yarada, üstelik boyundan gelen bir bıçak darbesinde kan öyle böyle değil çok fazla fışkırır. Bu kandan, katilin kendisini koruması mümkün olmaz. Dolayısıyla, hem gömleğinde hem pantolunda çok büyük oranda kan olması gerekir. Mutlaka eşyalarını bir yerde değiştirmiş olmalı. Böyle bir cinayette, sadece iç cepte kan olması mümkün değil. Pantolununu yıkasa dahi Garih'in kanı üzerinde bulunabilir. Monica Lewinsky'nin elbisesi temizleyeciye gidip gelmişti. Buna rağmen Clinton'un DNA'sını izole edebildiler.
Kanın taze ya da kuru olması inceleme sonucunu etkiler mi?
Kan çok eski, kuru ve deformasyona uğramışsa DNA'yı izole edemezsiniz. DNA ya izole edilebilir, ya edilemez. Yani testi yaptım yanlış yaptım diyemezsiniz. Sonuç ya çıkar ya çıkmaz. Taze kanla çalışmak işinizi her zaman daha kolaylaştırır.
DNA incelemesi en az 8 saat sürer
DNA'yı oluşturan temel yapı taşlarının adı baz çiftidir. Baz çifti bir birimdir. Bu baz çiftleri 112 ise bir kadına, 118 ise bir erkeğe ait demektir. Kan, kıl, tükrük ne olursa bunu tespit edebilirsiniz. Mesela sınav kağıtlarının çalınma hadisesinde çok insandan kan alınmıştı. Kanın kadına mı erkeğe mi ait olduğuna bakılsaydı, binaya giren herkesten kan alınmasına gerek kalmazdı. Herşey elinizin altında olsa, bir DNA incelemesi yapmak en az sekiz saatinizi alır. Laboratuvarcılar böyle bir olayda zamanla yarıştıkları için çok baskı altında çalışıyorlar. En ufak bir hatada tekrar başa dönülmesi gerekir. O nedenle baskı altında olmamaları çok önemli.
Orta malı deliller
Sıcak bir öğle vakti, kentin en kalabalık caddelerinden birinde, yaşlıca adam kaldırıma tükürdü ve yoluna devam etti.
Hemen ardından, birkaç kişi tükürüğün etrafını çevirdi, eldivenli olanı, yere çömeldi, ucuna pamuk sarılı ince bir çubuğu ona değdirdi, ince, uzun bir kabın içerisine koydu. Olan biteni kimse fark etmedi. Birkaç ay sonra, yere tüküren adam, 33 yıl önce işlenmiş bir cinayetin zanlısı olarak tutuklandı. Anlattığım, bir film senaryosu değil, gerçek ve giderek yaygınlaşan bir uygulama. Polis memurları, şüphelendikleri kişilerin DNA’sını normal yollardan elde edemeyince, onları izliyor, geride bıraktıkları sakız, sigara izmariti, kepek, saç ve benzerlerini alıp gidiyorlar. Sizce bu durum, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek midir, yoksa terk edilen tükürük ya da dışkı, kapı önüne bırakılan çöp gibi "orta malı" kabul edilebilir mi?
1984 başlarıydı. Polis, Kaliforniya’nın ressamlarıyla ünlü sahil kasabası Laguna Beach’te tek başına oturan Billy Greenwood’un uyuşturucu sattığından şüphelendi, evini aramayı planladı, ancak şüphenin "makul" olmadığı gerekçesiyle, arama kararı çıkartamadı. Bunun üzerine, Bay Greenwood’un sokak kapısının önüne bıraktığı, siyah naylon poşetteki çöplerine, belediyenin temizlik işçileri tarafından toplandıktan sonra, el koydu. İçinde, uyuşturucu kullanımında işe yarayan bazı malzemeler buldu, arama kararını aldı ve evde, öngördüğü gibi, bir bölümü satışa sunulacak biçimde paketlenmiş, çok miktarda kokain ve esrar ele geçirdi. Greenwood tutuklandı.
Kaliforniya eyalet mahkemesi, arama emri olmaksızın çöplerin incelenmesini, gerek eyalet, gerekse ABD anayasasına aykırı buldu. Konu, üst mahkemelerden sonra Federal Yüksek Mahkeme’ye götürüldü. Yüksek Mahkeme, zanlının, kapı önüne bırakmak üzere taşıdığı çöp poşetine izinsiz el konamayacağına, ancak sokağa bırakılmış çöplerin, hayvanlar, çocuklar ve dilencilerin kolayca ulaşabileceği "terk edilmiş malzemeler" olduğuna, dolayısıyla arama emri bulunmaksızın incelenebileceğine ikiye karşı altı oyla karar verdi.
Hukukçular arasında hálá tartışılan bu karar, Amerikan polisinin çöpler bir yana, umuma açık mahallerdeki tükürük ve benzeri biyolojik örnekleri de "terk edilmiş, orta malı" şeklinde değerlendirmesine yasal dayanak oluşturuyor. Aslında, Amerikan polisinin bu uygulaması icat değil. İlk kez Avusturya polisi, şüphelendiği kişiyi izlemiş, berberde kesilen saçlarını toplamış, DNA analiziyle katil olduğunu kanıtlamıştı.
33 YIL SONRA YERE TÜKÜRDÜ VE YAKALANDI
Bundan 33 yıl önce bir mart sabahı evine dönen Bay Lloyd, biri dokuz aylık, diğeri üç yaşında, iki çocuğunun annesi Barbara’yı, yatağında, bir kan gölünün ortasında yatarken buldu. Barbara’nın ırzına geçilmiş ve 16 yerinden bıçaklanmıştı. Buffalo polisi, kocadan şüphelendi, günlerce sorguladı, ancak katil olduğunu gösterir hiçbir kanıta ulaşamadı.
Yıllar geçti, Barbara Lloyd cinayeti çözülemedi. Olay yerinden ve mağdurun üzerinden toplanan ne varsa kocaman, beyaz bir karton kutu içerisine kondu, Buffalo adli emanetinin soğuk odasındaki rafların birine yerleştirildi. Beyaz kutu, çocuklar büyüyüp, katilin enişteleri olduğundan şüphelenmelerine ve polisin cinayet dosyasını yeniden açmasını talep etmelerine dek, 33 yıl sessizce bekledi.
2006 yılı baharında, Buffalo polis kriminal laboratuvarı, kutuyu açtı, öldürülen kadının iç çamaşırından katilin sperm lekelerini, buradan da DNA’sını elde edebildi. Karşılaştırma için, enişte Leon Chatt’ın DNA’sına ihtiyacı vardı, ama örnek alabilmek için yasal dayanağı yoktu.
Bunun üzerine polis, enişteyi haftalarca izledi. 2006 Ağustos’unda Leon Chatt, otobüse binmeden kaldırıma tükürdü. Böylelikle tüm genetik bilgisini "terk etti". Polise göre, kaldırımdaki tükürük ve buradaki DNA, sokağa bırakılan çöpler gibi, artık orta malıydı ve incelenmesi için hiçbir yasal engel yoktu. Tükürüğün DNA’sı, çamaşır üzerindeki sperm lekesinin DNA’sını tuttu, Leon Chatt 1 Şubat 2007 günü tutuklandı, yargılanması sürüyor.
Buffalo polisi ve savcı Frank Clark, kentin en eski faili meçhul cinayetinin aydınlatıldığından emin. Buna karşılık çok sayıda hukukçu, sokaktaki tükürüğün çöpe benzetilemeyeceğini, yere tüküren sıradan bir kişinin, en değerli bilgisi olan DNA’sını sokağa terk ettiğinin farkında olamayacağını ileri sürüyor ve uygulamayı hukuka aykırı buluyor. Bakalım, yargı ne diyecek.
Görgü tanıklığıyla mahkûm oldu, 22 yıl sonra kurtuldu
1980’li yılların ilk yarısında altı kadın, Buffalo’nun Delaware Parkı’nda, birer-ikişer yıl arayla, arkalarından yaklaşan birinin dayadığı silahla tehdit edildi ve tecavüze uğradı. Emekli polis memuru, belediyenin insan kaynakları müdürü William A. Buyers, tecavüzlerden birinin gerçekleştiği günün öncesinde, yani 8 Temmuz 1984’te, park civarında garip davranışlı bir adam görmüş, bindiği otomobilin plakasını kaydetmişti. Araç, Anthony J. Capozzi’nin üzerine kayıtlıydı ve müdür Buyers’in, park civarında gördüğü kişinin Capozzi olduğundan, hiç kuşkusu yoktu.
Polis, Capozzi’yi yan yana dizdiği 10 erkeğin arasına yerleştirdi ve teşhis için kadınlara gösterdi. Altı mağdurdan üçü, erkekler arasında saldırganın olmadığını söyledi, kalan üçü, aynı kişiyi işaret ettiler. Bu, Anthony J. Capozzi’ydi.
Kadınların tamamı, ilk ifadelerinde saldırganın 60-65 kilogram ağırlığında olduğunu söylemişlerdi. Capozzi, tam 99 kiloydu. Kadınlara göre, saldırganın yüzünde herhangi bir yara izi yoktu. Halbuki Capozzi’nin sol kaşı üzerinde 8 santimlik derin bir iz vardı. Kadınlar, saldırganın şortlu olduğunu söylemişti. Bacaklarındaki kılların fazlalığından yakınan Capozzi’nin şort giymediğini bütün mahalleli bilirdi.
Mağdurlardan birinin üzerindeki sperm lekesinin kan grubu, Capozzi’ninkini tutunca (20 yıl önce, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, ABD’de de sadece kan grubu karşılaştırılması yapılabiliyordu), 13 Eylül 1985’te Anthony J. Capozzi, 35 yıl hapse mahkûm oldu. Capozzi’nin kan grubu 0 (sıfır) Rh pozitifti. ABD’de her üç kişiden birinin kan grubu, 0 (sıfır) Rh pozitiftir. Masum olduğunu söylüyordu, 29 yaşındaydı ve şizofreni tedavisi görmekteydi.
22 yıl sonra, 3 Nisan 2007 Salı sabahı, 28 yıllık polis Dennis Delano ile 22 yıllık mahkûm Capozzi, Attica cezaevinin bir görüşme odasında ilk kez karşılaştılar. İki adam sessizce bakıştı ve birbirine sarılmakla yetindi. Capozzi, birkaç saat sonra salıverilecek, iddianameyi hazırlayarak mahkûmiyetine neden olan zamanın savcısı, şimdinin yargıcı Sheila A. DiTullio, 22 yıl önce yaptığı hatadan dolayı ondan ve ailesinden özür dileyecek ve zavallı adam, DNA delilleri sayesinde masumiyeti kanıtlanarak serbest bırakılan New York Eyaleti’nden 23. kişi olarak tarihe geçecekti. Capozzi özgürlüğünü, polis Delano’nun, bir lokantada yemek yiyip giden müşterinin ardından, masanın üzerinden aldığı su bardağına borçluydu.
BİSİKLET YOLUNDAKİ KATİL
Aralarında Dennis Delano’nun da bulunduğu 12 polis memurlu özel ekip, "bisiklet yolu cinayetleri"ni işleyen ya da işleyenlerin peşindeydiler. Bisiklet yolu, Delaware Parkı’nın ortasından geçiyordu ve 1986 ile 2006 arasında bu yolda 11 kadına tecavüz edilmiş, 1990, 1992 ve 2006’da, tecavüze uğrayan üç kadın, telle boğularak öldürülmüştü. Sonuncusu bir profesörün karısıydı, polisin üzerindeki baskı büyüktü.
Kadınların hepsine, sabahın erken saatlerinde arkalarından yaklaşılmıştı, öldürülenlerin boğazına tel hep iki kez dolanmıştı, hayatta kalanlar, saldırganın aynı sözcükleri kullandığını, aynı emirleri verdiğini anımsıyordu ve son bir yılını evinin duvarlarına astığı mağdur fotoğraflarını, olay yeri inceleme krokilerini, tanıkların çizdirdiği robot resimleri seyrederek geçiren polis dedektifi Delano, saldırganın tek kişi olduğundan adı gibi emindi. "Eğer aynı kişiyse" diyordu deneyimli polis, "1986 öncesinde de saldırmış olabilir."
Bu nedenle Delano, Delaware Parkı’nda ve yakın çevresinde 1986 öncesinde ne kadar tecavüz olayı gerçekleşmişse, hepsinin dosyasını incelemeye kalktı ve garip bir şey fark etti. Aralarından üçünde saldırı biçimi, polis terimiyle MO’su (modus operandi), peşinde oldukları "bisiklet yolu cinayetleri"ni işleyen kişinin davranışlarıyla bire bir örtüşüyordu. Bu üç tecavüzün faili, yıllar önce yakalanmıştı, adı Anthony J. Capozzi’ydi ve 1985’ten bu yana cezaevindeydi "Yoksa Capozzi masum muydu?" diye aklından ilk kez geçirdi Delano.
2006 sonlarında, Buffalo polis kriminal laboratuvarı, üç cinayet mağduru kadının otopsi sırasında alınmış vajinal yaymalarındaki sperm hücrelerinin DNA profilinin, aynı kişiye ait olduğunu bildirdi. Delano haklıydı, bisiklet yolu cinayetlerini işleyen aynı kişiydi. Henüz kim olduğunu bilmedikleri bu kişi, park ve çevresinde ırzına geçilmiş ve hayatta kalmayı başarmış diğer kadınlara da saldırmış olabilirdi. Delano’nun ikna etmeyi başardığı savcı, geçmiş 30 yılda Delaware Parkı ve çevresinde ne kadar kadına saldırılmışsa, hepsinin ilk muayenelerinde alınan vajinal yaymalarında DNA analizi yapılmasını emretti.
2002 ve sonrasındaki olaylarda alınan örnekler, polis kriminal laboratuvarında korunmakla birlikte, önceki yıllara ait olanlar Erie eyalet tıp merkezindeydi ve merkez bir türlü yaymaları bulamıyordu. Bulunamayanlardan biri, 22 yıl öncesine aitti ve kan grubu tuttuğundan Anthony J. Capozzi’yi 35 yıla mahkûm ettirendi. "Umarım bir yerlerden çıkar da DNA analizi yapılabilir" diyordu dedektif Delano. Capozzi’nin, başkasının suçlarının cezasını çekmekte olabileceği kuşkusu, aklından çıkmıyordu.
SU BARDAĞINDAKİ TÜKÜRÜK
Bisiklet yolu cinayetleri soruşturmasında ortaya çıkan ve ayrıntılarını anlatmakla vaktinizi almak istemediğim ipuçları, 2007 yılının ocak ayında, Delano ile arkadaşlarını, 48 yaşındaki, evli, iki çocuk babası Altemio Sanchez’e götürdü. Son 25 yılda, üç kez ırza geçmeye teşebbüsten tutuklanmış, delil yetersizliğinden serbest kalmış bu Porto Riko göçmenini, bisiklet yolu cinayet ve tecavüzlerinin zanlısı olarak sorguya çekecek "makul bir şüphe"leri yoktu. Bölge savcısından DNA profili için tükürük alma iznini ise, hiç kopartamazlardı. Bunun üzerine, Sanchez’i izlemeye, ortalık yere bırakacağı bir biyolojik örneği ele geçirmeye karar verdiler.
13 Ocak 2007 Cumartesi öğleden sonrasıydı. Bay ve Bayan Sanchez bir alışveriş merkezindeki lokantaya girdi. Polisler de peşlerinden. Saat 17.30’da karı-koca hesap isteyip kalktı. Garsonlar aldıkları talimata uyarak masaya dokunmadı. Polisler, Bay Sanchez’in dudağına değmiş ne varsa götürdüler. Kriminal laboratuvar o hafta sonu durmadan çalıştı. Polisler hiç uyumadan sonuçları beklediler. Su bardağındaki DNA, vajinal yaymalardakine bire bir uydu. Altemio Sanchez, pazartesi sabahı evinden çıkarken tutuklandı.
1 Mart günü beklenmedik bir şey oldu. Erie Tıp Merkezi başkanı ve eyalet adli tabibi Dr. James J. Woytash, 2002 öncesi tecavüze uğramış kadınlardan sekizinin ilk muayenesi sırasında alınan vajinal yaymaların, hastanenin patoloji arşivinde bulunduğunu bildirdi. Polis kriminal laboratuvarı gece boyunca çalıştı ve 12 polis memuru o gece polis kriminalin kapısında bekledi. Sekiz yaymanın sekizindeki DNA profili aynıydı ve Altemio Sanchez’inkine eşitti. İncelenenlerden biri, kan grubu tuttuğundan, 1985’te Capozzi’yi 35 yıl hapse mahkûm ettirendi.
Gerçek suçlu Altemio Sanchez ile haksız yere 22 yılını demir parmaklıklar ardında geçiren Anthony Capozzi’nin yüzleri birbirine benziyordu, her ikisinin kan grubu 0 Rh pozitifti, ama DNA’ları arasında en ufak bir benzerlik yoktu. Dedektif Delano adaleti ararken, adaletsizliği bulmuş, görgü tanıklığının ne denli hatalı olabileceğini, zamanında kan grubuyla yapılmış kimliklendirmelerin, yeniden DNA ile kontrol edilmesinin ne kadar önem taşıdığını bir kez daha kanıtlamıştı.
Sıcak bir öğle vakti, kentin en kalabalık caddelerinden birinde, yaşlıca adam kaldırıma tükürdü ve yoluna devam etti.
Hemen ardından, birkaç kişi tükürüğün etrafını çevirdi, eldivenli olanı, yere çömeldi, ucuna pamuk sarılı ince bir çubuğu ona değdirdi, ince, uzun bir kabın içerisine koydu. Olan biteni kimse fark etmedi. Birkaç ay sonra, yere tüküren adam, 33 yıl önce işlenmiş bir cinayetin zanlısı olarak tutuklandı. Anlattığım, bir film senaryosu değil, gerçek ve giderek yaygınlaşan bir uygulama. Polis memurları, şüphelendikleri kişilerin DNA’sını normal yollardan elde edemeyince, onları izliyor, geride bıraktıkları sakız, sigara izmariti, kepek, saç ve benzerlerini alıp gidiyorlar. Sizce bu durum, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek midir, yoksa terk edilen tükürük ya da dışkı, kapı önüne bırakılan çöp gibi "orta malı" kabul edilebilir mi?
1984 başlarıydı. Polis, Kaliforniya’nın ressamlarıyla ünlü sahil kasabası Laguna Beach’te tek başına oturan Billy Greenwood’un uyuşturucu sattığından şüphelendi, evini aramayı planladı, ancak şüphenin "makul" olmadığı gerekçesiyle, arama kararı çıkartamadı. Bunun üzerine, Bay Greenwood’un sokak kapısının önüne bıraktığı, siyah naylon poşetteki çöplerine, belediyenin temizlik işçileri tarafından toplandıktan sonra, el koydu. İçinde, uyuşturucu kullanımında işe yarayan bazı malzemeler buldu, arama kararını aldı ve evde, öngördüğü gibi, bir bölümü satışa sunulacak biçimde paketlenmiş, çok miktarda kokain ve esrar ele geçirdi. Greenwood tutuklandı.
Kaliforniya eyalet mahkemesi, arama emri olmaksızın çöplerin incelenmesini, gerek eyalet, gerekse ABD anayasasına aykırı buldu. Konu, üst mahkemelerden sonra Federal Yüksek Mahkeme’ye götürüldü. Yüksek Mahkeme, zanlının, kapı önüne bırakmak üzere taşıdığı çöp poşetine izinsiz el konamayacağına, ancak sokağa bırakılmış çöplerin, hayvanlar, çocuklar ve dilencilerin kolayca ulaşabileceği "terk edilmiş malzemeler" olduğuna, dolayısıyla arama emri bulunmaksızın incelenebileceğine ikiye karşı altı oyla karar verdi.
Hukukçular arasında hálá tartışılan bu karar, Amerikan polisinin çöpler bir yana, umuma açık mahallerdeki tükürük ve benzeri biyolojik örnekleri de "terk edilmiş, orta malı" şeklinde değerlendirmesine yasal dayanak oluşturuyor. Aslında, Amerikan polisinin bu uygulaması icat değil. İlk kez Avusturya polisi, şüphelendiği kişiyi izlemiş, berberde kesilen saçlarını toplamış, DNA analiziyle katil olduğunu kanıtlamıştı.
33 YIL SONRA YERE TÜKÜRDÜ VE YAKALANDI
Bundan 33 yıl önce bir mart sabahı evine dönen Bay Lloyd, biri dokuz aylık, diğeri üç yaşında, iki çocuğunun annesi Barbara’yı, yatağında, bir kan gölünün ortasında yatarken buldu. Barbara’nın ırzına geçilmiş ve 16 yerinden bıçaklanmıştı. Buffalo polisi, kocadan şüphelendi, günlerce sorguladı, ancak katil olduğunu gösterir hiçbir kanıta ulaşamadı.
Yıllar geçti, Barbara Lloyd cinayeti çözülemedi. Olay yerinden ve mağdurun üzerinden toplanan ne varsa kocaman, beyaz bir karton kutu içerisine kondu, Buffalo adli emanetinin soğuk odasındaki rafların birine yerleştirildi. Beyaz kutu, çocuklar büyüyüp, katilin enişteleri olduğundan şüphelenmelerine ve polisin cinayet dosyasını yeniden açmasını talep etmelerine dek, 33 yıl sessizce bekledi.
2006 yılı baharında, Buffalo polis kriminal laboratuvarı, kutuyu açtı, öldürülen kadının iç çamaşırından katilin sperm lekelerini, buradan da DNA’sını elde edebildi. Karşılaştırma için, enişte Leon Chatt’ın DNA’sına ihtiyacı vardı, ama örnek alabilmek için yasal dayanağı yoktu.
Bunun üzerine polis, enişteyi haftalarca izledi. 2006 Ağustos’unda Leon Chatt, otobüse binmeden kaldırıma tükürdü. Böylelikle tüm genetik bilgisini "terk etti". Polise göre, kaldırımdaki tükürük ve buradaki DNA, sokağa bırakılan çöpler gibi, artık orta malıydı ve incelenmesi için hiçbir yasal engel yoktu. Tükürüğün DNA’sı, çamaşır üzerindeki sperm lekesinin DNA’sını tuttu, Leon Chatt 1 Şubat 2007 günü tutuklandı, yargılanması sürüyor.
Buffalo polisi ve savcı Frank Clark, kentin en eski faili meçhul cinayetinin aydınlatıldığından emin. Buna karşılık çok sayıda hukukçu, sokaktaki tükürüğün çöpe benzetilemeyeceğini, yere tüküren sıradan bir kişinin, en değerli bilgisi olan DNA’sını sokağa terk ettiğinin farkında olamayacağını ileri sürüyor ve uygulamayı hukuka aykırı buluyor. Bakalım, yargı ne diyecek.
Görgü tanıklığıyla mahkûm oldu, 22 yıl sonra kurtuldu
1980’li yılların ilk yarısında altı kadın, Buffalo’nun Delaware Parkı’nda, birer-ikişer yıl arayla, arkalarından yaklaşan birinin dayadığı silahla tehdit edildi ve tecavüze uğradı. Emekli polis memuru, belediyenin insan kaynakları müdürü William A. Buyers, tecavüzlerden birinin gerçekleştiği günün öncesinde, yani 8 Temmuz 1984’te, park civarında garip davranışlı bir adam görmüş, bindiği otomobilin plakasını kaydetmişti. Araç, Anthony J. Capozzi’nin üzerine kayıtlıydı ve müdür Buyers’in, park civarında gördüğü kişinin Capozzi olduğundan, hiç kuşkusu yoktu.
Polis, Capozzi’yi yan yana dizdiği 10 erkeğin arasına yerleştirdi ve teşhis için kadınlara gösterdi. Altı mağdurdan üçü, erkekler arasında saldırganın olmadığını söyledi, kalan üçü, aynı kişiyi işaret ettiler. Bu, Anthony J. Capozzi’ydi.
Kadınların tamamı, ilk ifadelerinde saldırganın 60-65 kilogram ağırlığında olduğunu söylemişlerdi. Capozzi, tam 99 kiloydu. Kadınlara göre, saldırganın yüzünde herhangi bir yara izi yoktu. Halbuki Capozzi’nin sol kaşı üzerinde 8 santimlik derin bir iz vardı. Kadınlar, saldırganın şortlu olduğunu söylemişti. Bacaklarındaki kılların fazlalığından yakınan Capozzi’nin şort giymediğini bütün mahalleli bilirdi.
Mağdurlardan birinin üzerindeki sperm lekesinin kan grubu, Capozzi’ninkini tutunca (20 yıl önce, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, ABD’de de sadece kan grubu karşılaştırılması yapılabiliyordu), 13 Eylül 1985’te Anthony J. Capozzi, 35 yıl hapse mahkûm oldu. Capozzi’nin kan grubu 0 (sıfır) Rh pozitifti. ABD’de her üç kişiden birinin kan grubu, 0 (sıfır) Rh pozitiftir. Masum olduğunu söylüyordu, 29 yaşındaydı ve şizofreni tedavisi görmekteydi.
22 yıl sonra, 3 Nisan 2007 Salı sabahı, 28 yıllık polis Dennis Delano ile 22 yıllık mahkûm Capozzi, Attica cezaevinin bir görüşme odasında ilk kez karşılaştılar. İki adam sessizce bakıştı ve birbirine sarılmakla yetindi. Capozzi, birkaç saat sonra salıverilecek, iddianameyi hazırlayarak mahkûmiyetine neden olan zamanın savcısı, şimdinin yargıcı Sheila A. DiTullio, 22 yıl önce yaptığı hatadan dolayı ondan ve ailesinden özür dileyecek ve zavallı adam, DNA delilleri sayesinde masumiyeti kanıtlanarak serbest bırakılan New York Eyaleti’nden 23. kişi olarak tarihe geçecekti. Capozzi özgürlüğünü, polis Delano’nun, bir lokantada yemek yiyip giden müşterinin ardından, masanın üzerinden aldığı su bardağına borçluydu.
BİSİKLET YOLUNDAKİ KATİL
Aralarında Dennis Delano’nun da bulunduğu 12 polis memurlu özel ekip, "bisiklet yolu cinayetleri"ni işleyen ya da işleyenlerin peşindeydiler. Bisiklet yolu, Delaware Parkı’nın ortasından geçiyordu ve 1986 ile 2006 arasında bu yolda 11 kadına tecavüz edilmiş, 1990, 1992 ve 2006’da, tecavüze uğrayan üç kadın, telle boğularak öldürülmüştü. Sonuncusu bir profesörün karısıydı, polisin üzerindeki baskı büyüktü.
Kadınların hepsine, sabahın erken saatlerinde arkalarından yaklaşılmıştı, öldürülenlerin boğazına tel hep iki kez dolanmıştı, hayatta kalanlar, saldırganın aynı sözcükleri kullandığını, aynı emirleri verdiğini anımsıyordu ve son bir yılını evinin duvarlarına astığı mağdur fotoğraflarını, olay yeri inceleme krokilerini, tanıkların çizdirdiği robot resimleri seyrederek geçiren polis dedektifi Delano, saldırganın tek kişi olduğundan adı gibi emindi. "Eğer aynı kişiyse" diyordu deneyimli polis, "1986 öncesinde de saldırmış olabilir."
Bu nedenle Delano, Delaware Parkı’nda ve yakın çevresinde 1986 öncesinde ne kadar tecavüz olayı gerçekleşmişse, hepsinin dosyasını incelemeye kalktı ve garip bir şey fark etti. Aralarından üçünde saldırı biçimi, polis terimiyle MO’su (modus operandi), peşinde oldukları "bisiklet yolu cinayetleri"ni işleyen kişinin davranışlarıyla bire bir örtüşüyordu. Bu üç tecavüzün faili, yıllar önce yakalanmıştı, adı Anthony J. Capozzi’ydi ve 1985’ten bu yana cezaevindeydi "Yoksa Capozzi masum muydu?" diye aklından ilk kez geçirdi Delano.
2006 sonlarında, Buffalo polis kriminal laboratuvarı, üç cinayet mağduru kadının otopsi sırasında alınmış vajinal yaymalarındaki sperm hücrelerinin DNA profilinin, aynı kişiye ait olduğunu bildirdi. Delano haklıydı, bisiklet yolu cinayetlerini işleyen aynı kişiydi. Henüz kim olduğunu bilmedikleri bu kişi, park ve çevresinde ırzına geçilmiş ve hayatta kalmayı başarmış diğer kadınlara da saldırmış olabilirdi. Delano’nun ikna etmeyi başardığı savcı, geçmiş 30 yılda Delaware Parkı ve çevresinde ne kadar kadına saldırılmışsa, hepsinin ilk muayenelerinde alınan vajinal yaymalarında DNA analizi yapılmasını emretti.
2002 ve sonrasındaki olaylarda alınan örnekler, polis kriminal laboratuvarında korunmakla birlikte, önceki yıllara ait olanlar Erie eyalet tıp merkezindeydi ve merkez bir türlü yaymaları bulamıyordu. Bulunamayanlardan biri, 22 yıl öncesine aitti ve kan grubu tuttuğundan Anthony J. Capozzi’yi 35 yıla mahkûm ettirendi. "Umarım bir yerlerden çıkar da DNA analizi yapılabilir" diyordu dedektif Delano. Capozzi’nin, başkasının suçlarının cezasını çekmekte olabileceği kuşkusu, aklından çıkmıyordu.
SU BARDAĞINDAKİ TÜKÜRÜK
Bisiklet yolu cinayetleri soruşturmasında ortaya çıkan ve ayrıntılarını anlatmakla vaktinizi almak istemediğim ipuçları, 2007 yılının ocak ayında, Delano ile arkadaşlarını, 48 yaşındaki, evli, iki çocuk babası Altemio Sanchez’e götürdü. Son 25 yılda, üç kez ırza geçmeye teşebbüsten tutuklanmış, delil yetersizliğinden serbest kalmış bu Porto Riko göçmenini, bisiklet yolu cinayet ve tecavüzlerinin zanlısı olarak sorguya çekecek "makul bir şüphe"leri yoktu. Bölge savcısından DNA profili için tükürük alma iznini ise, hiç kopartamazlardı. Bunun üzerine, Sanchez’i izlemeye, ortalık yere bırakacağı bir biyolojik örneği ele geçirmeye karar verdiler.
13 Ocak 2007 Cumartesi öğleden sonrasıydı. Bay ve Bayan Sanchez bir alışveriş merkezindeki lokantaya girdi. Polisler de peşlerinden. Saat 17.30’da karı-koca hesap isteyip kalktı. Garsonlar aldıkları talimata uyarak masaya dokunmadı. Polisler, Bay Sanchez’in dudağına değmiş ne varsa götürdüler. Kriminal laboratuvar o hafta sonu durmadan çalıştı. Polisler hiç uyumadan sonuçları beklediler. Su bardağındaki DNA, vajinal yaymalardakine bire bir uydu. Altemio Sanchez, pazartesi sabahı evinden çıkarken tutuklandı.
1 Mart günü beklenmedik bir şey oldu. Erie Tıp Merkezi başkanı ve eyalet adli tabibi Dr. James J. Woytash, 2002 öncesi tecavüze uğramış kadınlardan sekizinin ilk muayenesi sırasında alınan vajinal yaymaların, hastanenin patoloji arşivinde bulunduğunu bildirdi. Polis kriminal laboratuvarı gece boyunca çalıştı ve 12 polis memuru o gece polis kriminalin kapısında bekledi. Sekiz yaymanın sekizindeki DNA profili aynıydı ve Altemio Sanchez’inkine eşitti. İncelenenlerden biri, kan grubu tuttuğundan, 1985’te Capozzi’yi 35 yıl hapse mahkûm ettirendi.
Gerçek suçlu Altemio Sanchez ile haksız yere 22 yılını demir parmaklıklar ardında geçiren Anthony Capozzi’nin yüzleri birbirine benziyordu, her ikisinin kan grubu 0 Rh pozitifti, ama DNA’ları arasında en ufak bir benzerlik yoktu. Dedektif Delano adaleti ararken, adaletsizliği bulmuş, görgü tanıklığının ne denli hatalı olabileceğini, zamanında kan grubuyla yapılmış kimliklendirmelerin, yeniden DNA ile kontrol edilmesinin ne kadar önem taşıdığını bir kez daha kanıtlamıştı.
Giuliani'sini bekleyen İstanbul
New York'un efsanevi belediye başkanı, Harlem'i bile güvenli bir bölge haline getirmeyi başarmıştı. Onun 'sıfır tolerans' politikası çok etkili olmuş ve sırf bu başarısı Giuliani'yi Amerikan siyasetinin en güvenilir simalarından biri haline getirmişti" diye yazdı. Belki, Rudolph Giuliani'nin sırrını merak edersiniz diye düşündüm.
15 yılda, suçun her türlüsü ikiye katlanmıştı. "Böyle giderse, 1990'ların ortasına varmadan suç patlaması yaşanır" deniyordu. Beklenen olmadı. 1990'ların başında Amerika Birleşik Devletleri'nin her köşesinde, suçun her türlüsü azalmaya başladı ve 2001'e gelindiğinde, ülke genelinde adam öldürme, yaralama, gasp ve hırsızlıkta yarıya yakın bir düşüşe ulaşılmıştı.
Kent sıralamasında, New York birinciydi. Cinayet sayısında yüzde 73.6'lük bir azalma sağlanmıştı. "Dünya suç başkenti", artık "dünya suçla mücadele başkenti"ydi ve bu başarı, 1994'ten 2001'e, üst üste iki dönem belediye başkanlığı yapan, İtalyan asıllı, New York doğumlu, hukukçu Rudolph (Rudy) Giuliani'nin politikalarına mal edildi.
Halbuki aynı dönem içinde San Diego, cinayetleri yüzde 72.8, Austin, San Jose, Seattle yüzde 69 oranında azaltmayı başarmıştı. Medya, bu kentlerin başarısıyla ilgilenmeyince, kimse ilgilenmedi. New York'un nüfusu az eksik, San Diego'nunki az fazla ya da New York'ta 10 yılda öldürülenlerin sayısı 20-25 kişi daha fazla olsaydı, listenin başına San Diego yerleşecek, herkes kuzeydoğunun değil, güneybatının mucizesinden söz edecekti. İlginç olan, Giuliani, New York'ta görev yaparken, San Diego belediye başkanı bir kadındı ve Susan Golding'in suçla mücadele stratejisi, "sıfır toleransın" s'sini bile içermiyordu, kısacası New York'takine taban tabana zıttı.
KIRIK CAMLARDAN SIFIR TOLERANSA
1982 yılıydı. The Atlantic Monthly dergisinde iki sosyolog, James Wilson ve George Kelling "Kırık Camlar" adlı bir makale yayınladılar.
"Birkaç kırık camı olan bir bina düşünün" diyorlardı. "Camları yenilemezseniz, birileri gelir birkaçını daha kırar, bir süre sonra birileri binaya girmeyi dener, eğer oturan yoksa, bir güzel yerleşirler."
Ya da "Bir kaldırım düşünün" diyorlardı. "Az buçuk çöp atılmış, çöpleri kaldırmazsanız giderek artar. Başka sokaklardan gelip oraya çöp boşaltırlar. Sonunda, o sokakta park edilen araç çalınır."
Wilson ve Kelling'e göre, kırık camlar, boyası dökük evler, çöp içinde sokaklar, yanmayan lambalar, üzeri yazılı duvarlar, terk edilmiş otolar, ilgisizliğin, düzensizliğin, otorite boşluğunun işaretiydi. Bu tür mekanlar suç işlenmesine fırsat yaratıyordu ve mutlaka ortadan kaldırılmalıydı.
1984'te, New York Metro İdaresi Kelling'i çağırdı ve kırık camlar teorisini denemesini istedi. Birkaç yıl içinde New York metrosunun tüm duvarları boyanmış, tüm istasyonları yenilenmiş, ışıklandırılmış, kameralarla donatılmıştı. Ancak, suçun önlenmesine bunlar yetmiyordu.
Kelling, "kırık camlar" tezini "sıfır tolerans"a genişletti. "İlgisizliğin, otorite boşluğunun esas işareti, dilenciler, fahişeler, sarhoşlar, duvarlara yazı yazanlar, oto camlarını zorla silmeye kalkışanlar, parklarda uyuyanlar, biletsiz metroya binenler, otoları çizen, sokakta idrar yapanlar" diyordu. "Bu kişiler yüzünden, yasalara saygılı vatandaş evine çekiliyor, dış dünya suçlulara kalıyor. Düzene karşı gelenlere kesinlikle tolerans gösterilmemeli, sokaklar ve meydanlar bunların ve suçluların elinden teker teker geri alınmalı."
Teorinin tek eksiği, uygulayacak bir polis müdürüydü. Sıfır toleransın suça etkisi, ancak o zaman kanıtlanacaktı.
1990'da William Bratton, New York metrosunun güvenliğinden sorumlu polis müdürlüğüne atandı. Hayranı olduğu Kelling'in önerilerini harfiyen uygulamaya başladı. Biletsiz geçenler, vagonları kirletenler, metroda geceleyenler, dilenenler, kumar oynayanlar, içki içenler, laf atan ve sarkıntılık edenlerin üstü aranıyor, tutuklanıyor, geçmişleri, yakınları araştırılıyordu.
ABD'NİN BİR NUMARALI POLİSİ
Bratton, toplam uzunluğu 1056 kilometre olan raylar üzerinde, yılda 1 milyar yolcunun taşındığı, yerin altındaki bu ikinci New York'un tek sahibiydi. Kurduğu bilgisayar ağı sayesinde olan biteni, önündeki dijital haritadan izliyor, analizliyor, güvenlik stratejileri üretiyor, uyguluyordu. "Sıfır tolerans" sayesinde New York'un altında, cinayet, yaralama, hırsızlık, gasp, tecavüz, uyuşturucu satışı, fuhuş gibi bir zamanların olağan işlerinden hiçbiri, artık yaşanmıyordu.
Rudolph Giuliani 1994'te belediye başkanı seçilince, Bratton'u New York polis müdürlüğüne atadı. Bratton, metro güvenliği için idari ve operasyonel olarak ne yaptıysa, aynısını toprağın üzerinde tekrarladı. İki yıl sonra suç azalmaya yüz tuttuğunda ve Giuliani bunun tadını çıkartmaya çalıştığında, "Eğer New York başardıysa, her yer başarır. ABD'nin bir numaralı polisiyim. Suç salgınını tersine çeviren esas kişi benim" demeye başladı. Ve tabii, koltuğundan oldu.
Bratton, yıllar sonra 2002'de, Los Angeles polis müdürlüğüne getirildi. İlk işi Kelling'i yanına çağırmak oldu. (Hálá oradalar, birlikteler ve kitap yazıyorlar). Giuliani ise, onun yerine itfaiye müdürü Howard Safir'i atadı, kurduğu "Sokak Suçları Birimi"nin üniformasız ve genç polislerine "sıfır tolerans" politikasını sıkı sıkı ve acımasızca uygulatarak, yoluna devam etti.
GIULIANI ZAMANI DEDİLER...
Polis memuru Justin Volpe, sanat hırsızlarının korkulu rüyası, dünyaca ünlü ressam polis Robert Volpe'nin oğluydu. O sabah elindeki copu başının hizasına kadar kaldırmış "Bununla onu dize getirdim" dercesine, New York 70. bölge karakolunda bir boydan diğerine gururla yürüyordu.
Copa kan ve dışkı bulaşmıştı ve kanla dışkının sahibi, bu yürüyüşten birkaç saat sonra Coney Island Hastanesi acil servisindeydi. Zavallı adamı hastaneye bırakan polisler, "anormal eşcinsel ilişki nedeniyle yaralanmış" deyip, gittiler.
Neyse ki, Magalie Laurent deneyimli bir hemşireydi. Önce yaralının ailesini, hemen ardından emniyetin iç işler bürosunu aradı ve 70. bölge karakolunda Abner Louima adlı bir kişiye zorla tecavüz edildiğinden kuşkulandığını bildirdi.
Abner Louima iki ay hastanede kaldı, parçalanan idrar torbası ve bağırsaklarının düzelebilmesi için defalarca ameliyat edildi. Kendisini tutuklayan, "Pis zenci, şimdi Giuliani zamanı" diyerek döven ve karakol tuvaletinde copla ırzına geçen memur Justin Volpe, 1999 Aralık'ında 30 yıl hapse mahkum edildi. Halen Minnesota'nın düşük güvenlikli bir cezaevinde tutuluyor. 2025'te serbest kalacak. Louima, New York kenti aleyhine açtığı tazminat davasından 8.75 milyon dolar aldı.
30 yaşında, evli, iki çocuk babası güvenlik elemanı Abner Louima'yı bu hale düşüren, 9 Ağustos 1997 gecesi iki kadın arasında başlayan, daha sonra 20-30 kişinin katıldığı bir bar kavgasıydı. Olay yerine sevk edilen 70. bölge karakolu polislerinden birine, Justin Volpe'ye, yumruk attığı iddiasıyla tutuklanmıştı.
Polis otosunda başlayan, gözaltındayken süren ve tuvaletteki olayla noktalanan olay, sadece New York'ta değil, ülkenin pek çok yerinde göçmen ve azınlık gruplarının protestolarına yol açtı. Binlerce kişi yürüdü, karakolları çevirdi. Onlara göre, polisin bu davranışının tek bir sorumlusu vardı: New York belediye reisi Rudy Giuliani'nin, azınlıkları, zencileri, fakirleri, evsizleri hedefleyen "sıfır toleransı".
AMADOU DIALLO CİNAYETİ
Amadou Bailo Diallo, 23 yaşındaydı. Afrika'nın Gine'sinden New York'a, bilgisayar mühendisi olmak için gelmişti. 4 Şubat 1999 sabahı kahvaltı etmiş, Wheeler Caddesi'ndeki evinden çıkmıştı ki, sivil plakalı bir Ford Taurus yaklaştı, önünde durdu, içinden sivil giyimli, beyaz tenli dört kişi fırladı. Birkaç dakika sonra Amadou Diallo, bedenine isabet eden 19 kurşunla yerde yatıyordu. Gelenler polisti. Sokak Suçları Birimi'nde görevliydiler. Mahkemede, Diallo'yu aranan bir seri katile benzettiklerini anlattılar (Katil daha sonra yakalandı). Polis olduklarını yeterince yüksek sesle söylediklerini, ellerini yukarıya kaldırmasını istediklerini, bu sırada elini cebine attığını, silah çıkartacağını düşünerek ateş ettiklerini bildirdiler. 41 el ateş etmişlerdi. Genç adamın üzerinde, cüzdanından başka hiçbir şey bulunamadı.
Afrikalı Diallo'nun öldürülüşü büyük yankı uyandırdı ve Rudy Giuliani, New York polisini, aşırı güce başvurmaya, ırkçı davranmaya, süratle silaha davranmaya teşvikle suçlandı.
Polislerin 25 Şubat 2000'de beraatleri üzerine ayaklanmalar çıktı. 1700 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, 2001 ve 2005 belediye başkanlığı seçimlerine adaylığını koyacak Porto Riko asıllı Fernando Ferrer de vardı.
New York kenti, Diallo'nun annesine 3 milyon dolar tazminat ödedi. Bu arada, 11 Eylül faciası gerçekleşmiş, belediye başkanlık seçimleri yinelenmişti. Yeni başkan Michael Bloomberg'in ilk icraatlarından biri, Giuliani'nin Sokak Suçları Birimi'ni lağvetmek ve "sıfır tolerans" politikasını terk etmek oldu. Suç, azalmaya devam etti.
Genç Afrikalı'nın ölümü, Bruce Springsteen'den Ziggy Marley'e 50'ye yakın müzisyenin şarkılarına, romanlara, TV dizilerine, sinema filmlerine de konu olmakla kalmadı, 2005 belediye başkanlığı seçimlerinin de kaderini etkiledi. Cumhuriyetçi Bloomberg'in göreve devam etmesini isteyen New York Times ve başka büyük gazeteler, beş yıl önce Diallo'nun ölümünü protesto ettiğinden tutuklanan Demokrat rakibi Fernando Ferrer'in, polis müdürlerinin basına kapalı bir yemekli toplantısında, "Diallo'nun ölümü bir cinayet değil, bir trajediydi" dediğini yazdılar. Ferrer, siyahların desteğini bir gecede kaybetti. Bloomberg yeniden belediye başkanı oldu.
Suçu azaltan kurşunsuz benzin
1990'lı yıllarda, dünyanın diğer ülkelerinde suç sürekli artarken, ABD'deki gidişin nasıl olup da aniden tersine döndüğünü açıklamaya çalışan pek çok görüş var. Toplum merkezli, problem merkezli ya da bilgisayar destekli polislik gibi yeni uygulamalar, polis memuru ve tutuklama sayısında artış, hapis cezalarının paraya çevrilmemesi, "crack" kokain bağımlılarının azalması, nüfusun yaşlanması, silah yasalarının sertleşmesi, ekonominin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.
Kolayca akla gelmeyen, ancak suçu azalttığına kesin gözüyle bakılan ve dönemin belediye başkanı ya da polis müdürlerine mal edilemeyecek başka etkenler de var. Örneğin, kurşunsuz benzin ve boyalar bunlardan biri.
1970'lerin başında Pittsburgh Tıp Fakültesi'nden çocuk psikiyatrı Dr. Needleman, kurşunun çocuklarda IQ değerinin düşmesine yol açtığını kanıtlamış, bu bulgular benzin, boya ve diğer pek çok üründeki kurşunun azaltılmasını sağlamıştı. 1990'ların sonlarına doğru, gelişmekte olan çocuk beyninin frontal lobunda, yani alın bölgesindeki kısmında biriken kurşun ve diğer ağır metallerin çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite, antisosyal davranış ve şiddete yol açtığını gösteren araştırmalar yayınlanmaya başladı. Böylelikle kurşun ve suç arasında bir ilişki olduğu anlaşıldı. 1970'lerde doğan çocuklar, kurşunsuz ortamlarda büyüme şansını yakalamıştı ve istatistiklere göre tüm toplumlarda en çok suç işlenen 18-25 yaş dilimine geldiklerinde, takvimler 1990'ların ortasını gösteriyordu.
İSTENMEYEN ÇOCUKLAR DOĞARSA
ABD'de suçun azalmasını sağlayan ve yine hiçbir belediye başkanıyla polisin başarı hanesine yazılamayacak etkenlerden bir diğerinin, 1970 yılında New York eyaletinde, kürtajın, 24 haftalık gebeliğe kadar ve isteme bağlı olarak serbest bırakılması olduğu söylenir. Kürtaj, New York'tan önce sadece Colorado eyaletinde yasaldı, ama durdurulabilmesi için, gebeliğin ya anne yaşamını tehdit etmesi ya da ırza geçme veya ensest sonucu gelişmesi gerekirdi.
Zenci, yoksul, evli olmayanlar gibi risk gruplarındaki istenmeyen çocukların aile içi şiddete, ihmal ve istismara uğrayabileceğini, bu yüzden evden kaçma, okulu terk, uyuşturucu bağımlılığı gibi risklere daha açık olduklarını ileri sürerek, kürtaj-suç ilişkisini ilk irdeleyen, 1999'da Chicago Üniversitesi'nden iktisatçı Steven Levitt'tir.
Levitt, 1970'te kabul edilen kürtaj yasası sayesinde istenmeyen çocukların doğmadığını, suç işleme riski taşıyan bu çocukların sistemde yer almaması nedeniyle 1990'lı yıllarda New York'ta suçun azaldığını ileri sürer.
New York'un efsanevi belediye başkanı, Harlem'i bile güvenli bir bölge haline getirmeyi başarmıştı. Onun 'sıfır tolerans' politikası çok etkili olmuş ve sırf bu başarısı Giuliani'yi Amerikan siyasetinin en güvenilir simalarından biri haline getirmişti" diye yazdı. Belki, Rudolph Giuliani'nin sırrını merak edersiniz diye düşündüm.
15 yılda, suçun her türlüsü ikiye katlanmıştı. "Böyle giderse, 1990'ların ortasına varmadan suç patlaması yaşanır" deniyordu. Beklenen olmadı. 1990'ların başında Amerika Birleşik Devletleri'nin her köşesinde, suçun her türlüsü azalmaya başladı ve 2001'e gelindiğinde, ülke genelinde adam öldürme, yaralama, gasp ve hırsızlıkta yarıya yakın bir düşüşe ulaşılmıştı.
Kent sıralamasında, New York birinciydi. Cinayet sayısında yüzde 73.6'lük bir azalma sağlanmıştı. "Dünya suç başkenti", artık "dünya suçla mücadele başkenti"ydi ve bu başarı, 1994'ten 2001'e, üst üste iki dönem belediye başkanlığı yapan, İtalyan asıllı, New York doğumlu, hukukçu Rudolph (Rudy) Giuliani'nin politikalarına mal edildi.
Halbuki aynı dönem içinde San Diego, cinayetleri yüzde 72.8, Austin, San Jose, Seattle yüzde 69 oranında azaltmayı başarmıştı. Medya, bu kentlerin başarısıyla ilgilenmeyince, kimse ilgilenmedi. New York'un nüfusu az eksik, San Diego'nunki az fazla ya da New York'ta 10 yılda öldürülenlerin sayısı 20-25 kişi daha fazla olsaydı, listenin başına San Diego yerleşecek, herkes kuzeydoğunun değil, güneybatının mucizesinden söz edecekti. İlginç olan, Giuliani, New York'ta görev yaparken, San Diego belediye başkanı bir kadındı ve Susan Golding'in suçla mücadele stratejisi, "sıfır toleransın" s'sini bile içermiyordu, kısacası New York'takine taban tabana zıttı.
KIRIK CAMLARDAN SIFIR TOLERANSA
1982 yılıydı. The Atlantic Monthly dergisinde iki sosyolog, James Wilson ve George Kelling "Kırık Camlar" adlı bir makale yayınladılar.
"Birkaç kırık camı olan bir bina düşünün" diyorlardı. "Camları yenilemezseniz, birileri gelir birkaçını daha kırar, bir süre sonra birileri binaya girmeyi dener, eğer oturan yoksa, bir güzel yerleşirler."
Ya da "Bir kaldırım düşünün" diyorlardı. "Az buçuk çöp atılmış, çöpleri kaldırmazsanız giderek artar. Başka sokaklardan gelip oraya çöp boşaltırlar. Sonunda, o sokakta park edilen araç çalınır."
Wilson ve Kelling'e göre, kırık camlar, boyası dökük evler, çöp içinde sokaklar, yanmayan lambalar, üzeri yazılı duvarlar, terk edilmiş otolar, ilgisizliğin, düzensizliğin, otorite boşluğunun işaretiydi. Bu tür mekanlar suç işlenmesine fırsat yaratıyordu ve mutlaka ortadan kaldırılmalıydı.
1984'te, New York Metro İdaresi Kelling'i çağırdı ve kırık camlar teorisini denemesini istedi. Birkaç yıl içinde New York metrosunun tüm duvarları boyanmış, tüm istasyonları yenilenmiş, ışıklandırılmış, kameralarla donatılmıştı. Ancak, suçun önlenmesine bunlar yetmiyordu.
Kelling, "kırık camlar" tezini "sıfır tolerans"a genişletti. "İlgisizliğin, otorite boşluğunun esas işareti, dilenciler, fahişeler, sarhoşlar, duvarlara yazı yazanlar, oto camlarını zorla silmeye kalkışanlar, parklarda uyuyanlar, biletsiz metroya binenler, otoları çizen, sokakta idrar yapanlar" diyordu. "Bu kişiler yüzünden, yasalara saygılı vatandaş evine çekiliyor, dış dünya suçlulara kalıyor. Düzene karşı gelenlere kesinlikle tolerans gösterilmemeli, sokaklar ve meydanlar bunların ve suçluların elinden teker teker geri alınmalı."
Teorinin tek eksiği, uygulayacak bir polis müdürüydü. Sıfır toleransın suça etkisi, ancak o zaman kanıtlanacaktı.
1990'da William Bratton, New York metrosunun güvenliğinden sorumlu polis müdürlüğüne atandı. Hayranı olduğu Kelling'in önerilerini harfiyen uygulamaya başladı. Biletsiz geçenler, vagonları kirletenler, metroda geceleyenler, dilenenler, kumar oynayanlar, içki içenler, laf atan ve sarkıntılık edenlerin üstü aranıyor, tutuklanıyor, geçmişleri, yakınları araştırılıyordu.
ABD'NİN BİR NUMARALI POLİSİ
Bratton, toplam uzunluğu 1056 kilometre olan raylar üzerinde, yılda 1 milyar yolcunun taşındığı, yerin altındaki bu ikinci New York'un tek sahibiydi. Kurduğu bilgisayar ağı sayesinde olan biteni, önündeki dijital haritadan izliyor, analizliyor, güvenlik stratejileri üretiyor, uyguluyordu. "Sıfır tolerans" sayesinde New York'un altında, cinayet, yaralama, hırsızlık, gasp, tecavüz, uyuşturucu satışı, fuhuş gibi bir zamanların olağan işlerinden hiçbiri, artık yaşanmıyordu.
Rudolph Giuliani 1994'te belediye başkanı seçilince, Bratton'u New York polis müdürlüğüne atadı. Bratton, metro güvenliği için idari ve operasyonel olarak ne yaptıysa, aynısını toprağın üzerinde tekrarladı. İki yıl sonra suç azalmaya yüz tuttuğunda ve Giuliani bunun tadını çıkartmaya çalıştığında, "Eğer New York başardıysa, her yer başarır. ABD'nin bir numaralı polisiyim. Suç salgınını tersine çeviren esas kişi benim" demeye başladı. Ve tabii, koltuğundan oldu.
Bratton, yıllar sonra 2002'de, Los Angeles polis müdürlüğüne getirildi. İlk işi Kelling'i yanına çağırmak oldu. (Hálá oradalar, birlikteler ve kitap yazıyorlar). Giuliani ise, onun yerine itfaiye müdürü Howard Safir'i atadı, kurduğu "Sokak Suçları Birimi"nin üniformasız ve genç polislerine "sıfır tolerans" politikasını sıkı sıkı ve acımasızca uygulatarak, yoluna devam etti.
GIULIANI ZAMANI DEDİLER...
Polis memuru Justin Volpe, sanat hırsızlarının korkulu rüyası, dünyaca ünlü ressam polis Robert Volpe'nin oğluydu. O sabah elindeki copu başının hizasına kadar kaldırmış "Bununla onu dize getirdim" dercesine, New York 70. bölge karakolunda bir boydan diğerine gururla yürüyordu.
Copa kan ve dışkı bulaşmıştı ve kanla dışkının sahibi, bu yürüyüşten birkaç saat sonra Coney Island Hastanesi acil servisindeydi. Zavallı adamı hastaneye bırakan polisler, "anormal eşcinsel ilişki nedeniyle yaralanmış" deyip, gittiler.
Neyse ki, Magalie Laurent deneyimli bir hemşireydi. Önce yaralının ailesini, hemen ardından emniyetin iç işler bürosunu aradı ve 70. bölge karakolunda Abner Louima adlı bir kişiye zorla tecavüz edildiğinden kuşkulandığını bildirdi.
Abner Louima iki ay hastanede kaldı, parçalanan idrar torbası ve bağırsaklarının düzelebilmesi için defalarca ameliyat edildi. Kendisini tutuklayan, "Pis zenci, şimdi Giuliani zamanı" diyerek döven ve karakol tuvaletinde copla ırzına geçen memur Justin Volpe, 1999 Aralık'ında 30 yıl hapse mahkum edildi. Halen Minnesota'nın düşük güvenlikli bir cezaevinde tutuluyor. 2025'te serbest kalacak. Louima, New York kenti aleyhine açtığı tazminat davasından 8.75 milyon dolar aldı.
30 yaşında, evli, iki çocuk babası güvenlik elemanı Abner Louima'yı bu hale düşüren, 9 Ağustos 1997 gecesi iki kadın arasında başlayan, daha sonra 20-30 kişinin katıldığı bir bar kavgasıydı. Olay yerine sevk edilen 70. bölge karakolu polislerinden birine, Justin Volpe'ye, yumruk attığı iddiasıyla tutuklanmıştı.
Polis otosunda başlayan, gözaltındayken süren ve tuvaletteki olayla noktalanan olay, sadece New York'ta değil, ülkenin pek çok yerinde göçmen ve azınlık gruplarının protestolarına yol açtı. Binlerce kişi yürüdü, karakolları çevirdi. Onlara göre, polisin bu davranışının tek bir sorumlusu vardı: New York belediye reisi Rudy Giuliani'nin, azınlıkları, zencileri, fakirleri, evsizleri hedefleyen "sıfır toleransı".
AMADOU DIALLO CİNAYETİ
Amadou Bailo Diallo, 23 yaşındaydı. Afrika'nın Gine'sinden New York'a, bilgisayar mühendisi olmak için gelmişti. 4 Şubat 1999 sabahı kahvaltı etmiş, Wheeler Caddesi'ndeki evinden çıkmıştı ki, sivil plakalı bir Ford Taurus yaklaştı, önünde durdu, içinden sivil giyimli, beyaz tenli dört kişi fırladı. Birkaç dakika sonra Amadou Diallo, bedenine isabet eden 19 kurşunla yerde yatıyordu. Gelenler polisti. Sokak Suçları Birimi'nde görevliydiler. Mahkemede, Diallo'yu aranan bir seri katile benzettiklerini anlattılar (Katil daha sonra yakalandı). Polis olduklarını yeterince yüksek sesle söylediklerini, ellerini yukarıya kaldırmasını istediklerini, bu sırada elini cebine attığını, silah çıkartacağını düşünerek ateş ettiklerini bildirdiler. 41 el ateş etmişlerdi. Genç adamın üzerinde, cüzdanından başka hiçbir şey bulunamadı.
Afrikalı Diallo'nun öldürülüşü büyük yankı uyandırdı ve Rudy Giuliani, New York polisini, aşırı güce başvurmaya, ırkçı davranmaya, süratle silaha davranmaya teşvikle suçlandı.
Polislerin 25 Şubat 2000'de beraatleri üzerine ayaklanmalar çıktı. 1700 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, 2001 ve 2005 belediye başkanlığı seçimlerine adaylığını koyacak Porto Riko asıllı Fernando Ferrer de vardı.
New York kenti, Diallo'nun annesine 3 milyon dolar tazminat ödedi. Bu arada, 11 Eylül faciası gerçekleşmiş, belediye başkanlık seçimleri yinelenmişti. Yeni başkan Michael Bloomberg'in ilk icraatlarından biri, Giuliani'nin Sokak Suçları Birimi'ni lağvetmek ve "sıfır tolerans" politikasını terk etmek oldu. Suç, azalmaya devam etti.
Genç Afrikalı'nın ölümü, Bruce Springsteen'den Ziggy Marley'e 50'ye yakın müzisyenin şarkılarına, romanlara, TV dizilerine, sinema filmlerine de konu olmakla kalmadı, 2005 belediye başkanlığı seçimlerinin de kaderini etkiledi. Cumhuriyetçi Bloomberg'in göreve devam etmesini isteyen New York Times ve başka büyük gazeteler, beş yıl önce Diallo'nun ölümünü protesto ettiğinden tutuklanan Demokrat rakibi Fernando Ferrer'in, polis müdürlerinin basına kapalı bir yemekli toplantısında, "Diallo'nun ölümü bir cinayet değil, bir trajediydi" dediğini yazdılar. Ferrer, siyahların desteğini bir gecede kaybetti. Bloomberg yeniden belediye başkanı oldu.
Suçu azaltan kurşunsuz benzin
1990'lı yıllarda, dünyanın diğer ülkelerinde suç sürekli artarken, ABD'deki gidişin nasıl olup da aniden tersine döndüğünü açıklamaya çalışan pek çok görüş var. Toplum merkezli, problem merkezli ya da bilgisayar destekli polislik gibi yeni uygulamalar, polis memuru ve tutuklama sayısında artış, hapis cezalarının paraya çevrilmemesi, "crack" kokain bağımlılarının azalması, nüfusun yaşlanması, silah yasalarının sertleşmesi, ekonominin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.
Kolayca akla gelmeyen, ancak suçu azalttığına kesin gözüyle bakılan ve dönemin belediye başkanı ya da polis müdürlerine mal edilemeyecek başka etkenler de var. Örneğin, kurşunsuz benzin ve boyalar bunlardan biri.
1970'lerin başında Pittsburgh Tıp Fakültesi'nden çocuk psikiyatrı Dr. Needleman, kurşunun çocuklarda IQ değerinin düşmesine yol açtığını kanıtlamış, bu bulgular benzin, boya ve diğer pek çok üründeki kurşunun azaltılmasını sağlamıştı. 1990'ların sonlarına doğru, gelişmekte olan çocuk beyninin frontal lobunda, yani alın bölgesindeki kısmında biriken kurşun ve diğer ağır metallerin çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite, antisosyal davranış ve şiddete yol açtığını gösteren araştırmalar yayınlanmaya başladı. Böylelikle kurşun ve suç arasında bir ilişki olduğu anlaşıldı. 1970'lerde doğan çocuklar, kurşunsuz ortamlarda büyüme şansını yakalamıştı ve istatistiklere göre tüm toplumlarda en çok suç işlenen 18-25 yaş dilimine geldiklerinde, takvimler 1990'ların ortasını gösteriyordu.
İSTENMEYEN ÇOCUKLAR DOĞARSA
ABD'de suçun azalmasını sağlayan ve yine hiçbir belediye başkanıyla polisin başarı hanesine yazılamayacak etkenlerden bir diğerinin, 1970 yılında New York eyaletinde, kürtajın, 24 haftalık gebeliğe kadar ve isteme bağlı olarak serbest bırakılması olduğu söylenir. Kürtaj, New York'tan önce sadece Colorado eyaletinde yasaldı, ama durdurulabilmesi için, gebeliğin ya anne yaşamını tehdit etmesi ya da ırza geçme veya ensest sonucu gelişmesi gerekirdi.
Zenci, yoksul, evli olmayanlar gibi risk gruplarındaki istenmeyen çocukların aile içi şiddete, ihmal ve istismara uğrayabileceğini, bu yüzden evden kaçma, okulu terk, uyuşturucu bağımlılığı gibi risklere daha açık olduklarını ileri sürerek, kürtaj-suç ilişkisini ilk irdeleyen, 1999'da Chicago Üniversitesi'nden iktisatçı Steven Levitt'tir.
Levitt, 1970'te kabul edilen kürtaj yasası sayesinde istenmeyen çocukların doğmadığını, suç işleme riski taşıyan bu çocukların sistemde yer almaması nedeniyle 1990'lı yıllarda New York'ta suçun azaldığını ileri sürer.
Ayşe Tuğba Şengel (ayşe tuğba)
Kayıt: 2006-08-06 (01:43)
Mesaj: 200
Mesaj: 200
bardaktan dudak izinden ,tükürükten suçlunun bulunması müthiş bir şey gerçekten ,harika
Meltem Sasa (mydonose_)
Kayıt: 2005-04-23 (08:42)
Mesaj: 112
Mesaj: 112
uff gercekten süper ya.. discovery channeLda da war böLe oLayLarı anLatan bi program.. çok iLginç oLayLar yasanıyo.. bende merakLa izLiyorum.. yazın için teşekkürLer datronx..
sazanlar her zaman iz bırakır9)