Mesaj Panosu

Göktürkler uzaylıymış!
Yeni Konu Aç Cevap Gönder

Sayfa /4Birinci SayfaÖnceki Sayfa 1234


2008-04-27 (07:50)
sureyya13
Bay
sureyya13
Türkiye, Kars
Kafkas Üniversitesi
Kayıt: 2008-04-20 (00:36)
Mesaj: 43
irfan3334 demiş ki:
KISACA EL CEZERİ
Tarihin gölge düşmüş yaprakları arasından Bediüzzaman Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezeri bize bakarken, bunları söylemek hiç de kolay değil. Çünkü Artuklu Türklerinin Diyarbakır’da hüküm sürdüğü yıllarda Artukoğulları Sultanı Mahmut bin Mehmet bin Kara Aslan’ın sarayında 32 yıl mühendislik yapan Cezeri’nin buluşları, asırlar sonra hayat bulan birçok teknik aracın temelini oluşturdu.
Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte 1136-1206 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Cezeri’nin su saatleri, su robotları, otomatik termos gibi birçok teknik ve mekanik buluşu yaşadığı dönemde de izleyenleri şaşırtırdı. Ama asıl ilginç olan Cezeri’nin bilgisayarın dayandığı sistemin ve sibernetik biliminin temellerini atan bilim adamı olmasıdır. Ebû’l İz El Cezeri, bilgisayarın babası olarak bilinen İngiliz matematikçi Charles Babbage’den 6 yüzyıl önce aynı sisteme dayalı makineler ve otomatik aletler yaptı ve bunları çalıştırdı; sibernetiğin kurucusu olarak bilinen nörolog Ross Ashby’den 800 yıl önce de sibernetik ve otomatik makinelerin kendi kendine çalışması konusunda bilimsel çalışmalar yaptı; bu bilimin temellerini attı.
Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim adamı olan Ebû’l İz El Cezeri, çalışmalarını Artukoğulları Sultanı için yazdığı Kitab’ül-Cami Beyn’el İlmi ve el-Ameli’en Nafi fi Sınaati’l Hiyel (Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap) adlı eserinde ortaya koydu. 50’den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma olanaklarını çizimlerle gösterdiği bu olağanüstü kitapta Cezeri, “Tatbikata çevrilmeyen her teknik ilmin, doğru ile yanlış arasında kalacağını” söyler. Bu kitabın orijinali günümüze kadar ulaşamadıysa da, bilinen 15 kopyasından 10’u Avrupa’nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde yer almaktadır.
Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri 6 bölümden oluşur. Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında 10 şekil; ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında 10 şekil, üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında 10 şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında 10 şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil; 6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır.
Teorik çalışmalardan çok pratik ve el yordamıyla ampirik çalışmalar yapan Cezeri’nin kullandığı bir başka yöntem de yapacağı cihazların önceden kağıttan maketlerini inşa edip geometri kurallarından yararlanmaktı. İlk hesap makinesinden asırlar önce aynı sistemle çalışan benzer bir mekanizmayı, geliştirdiği saatte kullanan Cezeri, sadece otomatik sistemler kurmakla kalmamış, otomatik olarak çalışan sistemler arasında denge kurmayı da başarmıştı. Cezeri, Jacquard’ın otomatik kontrollü makinelerin ilki sayılan otomatik dokuma tezgahından 600 yıl önce değişik haznelerdeki suyun seviyesine göre ne zaman su dökeceğine, ne zaman meyve ve içecek sunacağına karar veren otomatik hizmetçiyi geliştirdi. Bazı makinelerinde hidro mekanik etkilerle denge kurma ve harekette bulunma sistemine yönelen Cezeri, bazılarında ise şamandıra ve palangalar arasında dişli çarklar kullanarak karşılıklı etkileme sistemini kurmaya çalıştı. Kendiliğinden çalışan otomatik sistemlerden sonra su gücü ve basınç etkisinden yararlanarak kendi kendine denge kuran ve ayarlama yapan dengeyi oluşturması, Cezeri’nin otomasyon konusundaki en önemli katkısıdır.
Bugün sibernetiğin ve bilgisayarın ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Ebû’l İz El Cezeri, Anadolu’da yaşadı.
Cezeri, günümüzden 9 asır önce su ve basınç gücünden faydalanarak otomatik saatler, robotlar icat etmiştir. Dolayısıyla sibernetiğin ilk kurucularından sayılır.
Artuklu Türklerinin Diyarbakır’da hüküm sürdüğü yıllarda yaşayan El Cezeri’nin ( Ebu el İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezeri) 1136-1206 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim adamı olan Ebû’l Beyn’el İlmi ve el-Ameli’en Nafi fi Sınaati’l Hiyel (Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap) adlı eserinde ortaya koydu. 50’den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma olanaklarını çizimlerle gösterdiği bu olağanüstü kitapta Cezeri, “Tatbikata çevrilmeyen her teknik ilmin, doğru ile yanlış arasında kalacağını” söyler. Bu kitabın orijinali günümüze kadar ulaşamadıysa da, bilinen 15 kopyasından 10’u Avrupa’nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde yer almaktadır. Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri 6 bölümden oluşur. Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında 10 şekil; ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında 10 şekil, üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında 10 şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında 10 şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil; 6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır. Teorik çalışmalardan çok pratik ve el yordamıyla ampirik çalışmalar yapan Cezeri’nin kullandığı bir başka yöntem de yapacağı cihazların önceden kağıttan maketlerini inşa edip geometri kurallarından yararlanmaktı. İlk hesap makinesinden asırlar önce aynı sistemle çalışan benzer bir mekanizmayı, geliştirdiği saatte kullanan Cezeri, sadece otomatik sistemler kurmakla kalmamış, otomatik olarak çalışan sistemler arasında denge kurmayı da başarmıştı. Cezeri, Jacquard’ın otomatik kontrollü makinelerin ilki sayılan otomatik dokuma tezgahından 600 yıl önce değişik haznelerdeki suyun seviyesine göre ne zaman su dökeceğine, ne zaman meyve ve içecek sunacağına karar veren otomatik hizmetçiyi geliştirdi. Bazı makinelerinde hidro mekanik etkilerle denge kurma ve harekette bulunma sistemine yönelen Cezeri, bazılarında ise şamandıra ve palangalar arasında dişli çarklar kullanarak karşılıklı etkileme sistemini kurmaya çalıştı. Kendiliğinden çalışan otomatik sistemlerden sonra su gücü ve basınç etkisinden yararlanarak kendi kendine denge kuran ve ayarlama yapan dengeyi oluşturması, Cezeri’nin otomasyon konusundaki en önemli katkısıdır. Bugün sibernetiğin ve bilgisayarın ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Ebû’l İz El Cezeri, Anadolu’da yaşadı.
Kitab-ül Hiyel 6 bölümden oluşmaktadır:
=== Kitab-ül Hiyel den örnekler (hüseyin özdil)
Otomatik Kuşlar
Filli saat
Otomatik yüzen kayık ve çalgıcılar
Birbirine şerbet ikram eden iki şeyh
Dört çıkışlı iki şamandıralı otomatik sistem
İki bölümlü testi (termos)
Otomatik su akıtma , ikramda bulunma ve kurulama makinası
Su çarkı kepçe mekanizması
Motor-kompresör mekanizması
Su çarkı su dolabı










1- GÖRÜNMEZLİK

Yirminci yüzyılda üç büyük buluş gerçekleştirilmiş ve trajik bir biçimde yitirilmişlerdi. Bunların ilki görünmezlik sırrıdır.

Görünmezliğin sırrı, 1909 yılında, Yedinci Edward'ın kraliyet meclisi tarafından, Osmanlı İmparatorluğuna gevşek bağlarla bağlı küçük bir eyaletin hükümdarı olan Sultan Abdülkerim'in sarayına elçi olarak gönderilen Archibald Praeter tarafından keşfedilmişti.

Amatör ama pek hevesli bir biyolog olan Praeter, mutasyonlara yolaçacak bir serum bulabilmek amacıyla farelere çeşitli sıvılar enjekte etmekteydi. 3019'uncu faresini de aşıladığında, hayvancağız ortadan kayboldu. Yaratık hala oradaydı; onu eliyle hissedebiliyor, ama ne bir kılını ne de bir tırnağını görebiliyordu. Fareyi özenle kafesine yerleştirdi ve iki saate kalmadan hayvan sapasağlam durumda yine görünür hale geldi. Praeter deney yapmayı gittikçe artan dozlarla sürdürdü ve bir fareyi yirmidört saat boyunca görünmez hale getirebileceğini keşfetti. Daha yüksek dozlar hayvanı uyuşturuyor ya da hasta ediyordu. Aynı zamanda, görünmez haldeyken öldürülen bir farenin anında görünür hale geldiğini de öğrendi.

Buluşunun taşıdığı önemi kavrayarak, istifasını telgrafla İngiltere'ye bildirdi, hizmetçilerine yol verdi ve dairesine kapanıp kendi üzerinde deneyler yapmaya girişti. Onu sadece birkaç dakikalığına görünmez hale getiren küçük enjeksiyonlarla başlayıp, toleransı farelerinkiyle denk oluncaya dek dozu yavaş yavaş arttırdı; yirmidört saatten daha uzun bir süre görünmez kalmasını sağlayacak doz onu da hasta ediyordu. Ayrıca, vücudunun heryeri, hatta ağzını kapalı tuttuğu zaman diş dolguları bile gözden kayboldukları halde, çıplaklığın elzem olduğunu da anlamıştı; giysileri onunla birlikte yoklara karışmıyorlardı.

Praeter dürüst ve iyi niyetli bir adamdı, dolayısıyla suç işlemek aklının ucundan bile geçmedi. İngiltere'ye dönmeye ve buluşunu casusluk veya savaşta kullanılmak üzere Majestelerinin hükümetine sunmaya karar verdi.

Ama önce kendine ufak bir kaçamak hakkını tanımak istedi. Sarayına atandığı Sultanın çok sıkı korunan haremini merak etmişti hep. Şöyle yakından niçin bir göz atmasındı ki? Dahası, buluşu hakkında birşeyler -beynini sürekli olarak kurcalayan ama bir türlü tanımlayamadığı bir kuşku- onu huzursuz edip duruyordu. İşin içinde bir bit yeniği vardı ama... Zihninde bu noktadan öteye bir türlü geçemiyordu. Onu son bir deneyin daha beklemekte olduğu kesindi. Çırılçıplak soyundu ve kendini en uzun süre için görünmez hale getirdi. Pürsilah haremağalarının yanından geçip içeri dalmak işten bile olmamıştı. Bütün bir öğleden sonrasını, günlerini kendilerini daha da güzelleştirmekle, banyo yapmakla, vücutlarını kokulu yağ ve parfümlerle ovmakla geçiren elli küsur dünya güzelini seyretmeye ayırdı.

İçlerinden biri, bir Çerkez kızı, özellikle ilgisini çekmişti. Her erkeğin de hemen akıl edeceği gibi, eğer geceyi orada geçirmeyi göze alırsa -öbür gün öğle vaktine dek görünmez kalacağına göre tamamen güvenlikteydi-hangi odada uyuduğunu öğreninceye dek kızı gözden kaybetmez ve ışıklar söndükten sonra yanına sızıverirdi; nasıl olsa kız Sultanın onu ziyaret ederek onurlandırmakta olduğunu sanacaktı.

Kızdan gözünü ayırmadı ve girdiği odayı mimledi. Perdeli kapının önünde, diğer yatak odalarının önlerinde de olduğu üzere, silahlı bir haremağası yerini almıştı. Kızın uyuduğundan emin oluncaya dek bekledi ve sonra, perdenin kımıldadığını farketmemesi için, haremağasının öte yana baktığı bir anı fırsat bilerek içeri sızdı. Koridorun aydınlatması oldukça loştu, içerisi ise zifir karanlıktı. Ama çevresini dikkatle yoklayarak ilerledi ve yatağı bulmakta gecikmedi. Elini özenle uzatarak uyumakta olan kadına dokundu. Aniden bir kadın çığlığı yükseliverdi. (Praeter'in habersiz olduğu nokta şuydu ki, Sultan geceleri hareme hiçbir zaman gelmez, ama eşlerinden bazen bir, bazen ise birkaçını yanına getirtirdi.) Dışarıdaki haremağası anında içeri dalmış ve onu kolundan yakalayıvermişti. Görünmezlik hakkında zihnini meşgul edip duran endişenin ne olduğunu sonunda anlayabilmek kafasından geçen son düşüncesi oldu: Görünmezlik, zifiri karanlıkta tamamen yararsız

2- YARALANMAZLIK

İkinci yitik büyük keşif, yaralanmazlığın sırrıydı. Birleşik Devletler Donanmasında bir radar subayı olan Paul Hickendorf tarafından, 1952 yılında keşfedilmişti. Aygıt elektronikti ve rahatlıkla cepte taşınabilen küçük bir kutudan ibaretti; kutunun üzerinde yeralan bir düğme çevrildiğinde aygıtı taşıyan kişi, Hickendorf'un mükemmel matematiğiyle ölçebildiği kadarıyla, sonsuz dayanıklıktaki bir güç alanıyla çevreleniyordu. Üstelik, ısının her derecesi ve radyasyonun her miktarı da bu güç alanına vız geliyorlardı.

Teğmen Hickendorf, böyle bir alanla çevrelenmiş bir adamın -veya kadının veya çocuğun veya köpeğin- hemen dibinde patlayacak bir hidrojen bombasına bile dayanabileceğine ve en ufak bir yara dahi almayacağına inanmıştı. O vakitler henüz hiç hidrojen bombası patlamamıştı ama teğmen, aygıtını tamamladığı sırada, Pasifik Okyanusu'ndaki Eniwetok adlı atole doğru yolalmakta olan bir kruvazörde görevliydi ve ilk kez bir hidrojen bombası denemesinde yardımcı olmak üzere o bölgede bulundukları fısıltısı mürettebat arasında yayılmıştı.

Teğmen Hickendorf ortadan kaybolmaya karar verdi. Hedef adada saklanarak bomba patlatıldığında orada bulunmak, sonra hiç zarar görmemiş halde ortaya çıkıp keşfinin işe yaradığını, tüm zamanların en güçlü silâhına karşı bile rahatlıkla kullanılabileceğini, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde cümle aleme kanıtlamak niyetindeydi. Gerçi biraz zor olmuştu ama adada saklanmayı başardı ve geri sayım boyunca yavaş yavaş emekleyerek, patladığı esnada H bombasının sadece birkaç metre yakınına dek yaklaşabildi.

Hesapları tastamam doğru çıkmışlardı ve vücudunda en ufak bir yara, ya da bere, ya da çizik, ya da yanık dahi oluşmamıştı.

Ama Teğmen Hickendorf'un atladığı tek olasılık, tek şey gerçekleşti. Yerçekiminden kurtulma hızından çok daha büyük bir süratle dünyanın yüzeyinden savrulmuştu.

Yörüngeye bile değil, ama dosdoğru dışarıya. Kırkdokuz gün sonra, vücudu hala sapasağlam durumda, ama güç alanı ne yazık ki ona birkaç saat yetecek kadar hava taşıyabildiği için çoktan kaskatı ölmüş olarak güneşe düştü ve böylece bu büyük buluşu da, en azından yirminci yüzyılın kalan kısmı boyunca, insanlık açısından yitirilmiş oldu.

3- ÖLÜMSÜZLÜK

Yirminci yüzyılda bulunan ve yitirilen üçüncü büyük buluş ise ölümsüzlük sırrıydı. Ivan Ivanovitch Smetakovsky adlı Moskovalı silik bir kimyager tarafından 1978 yılında bulunmuştu. Smetakovsky, iki nedenden dolayı ödü koptuğu için, bu keşfini nasıl gerçekleştirdiğine ya da denemezden önce bile işe yarayacağını nasıl olupta bilebildiğine dair hiçbir kayıt bırakmamıştı.

Buluşunu dünyaya açıklamaktan çekiniyordu ve eğer kendi hükümetine de bir kez iletirse, sırrının kaçınılmaz olarak Demirperdeden sızacağına ve kaosa neden olacağına emindi. SSCB her durumun üstesinden gelebilirdi, ama daha barbar ve daha az disiplinli ülkelerde ölümsüzlük ilacının kaçınılmaz sonucunun ergeç komünist ülkelere topyekun saldırıya yolaçacak bir nüfus patlaması olacağı su götürmez bir gerçekti. Ve ilacı kendisine de uygulamak istemiyordu, çünkü ölümsüzlüğü arzuladığından pek emin değildi. İşlerin SSCB'de olduğu kadarıyla bile -ki dışarda nasıl olduklarını düşünmek bile gereksizdi- bu hayat sonsuza dek ve hatta süresiz yaşanmaya değer miydi? Bu konuda karar verinceye dek, şimdilik, sırrını ne kendi kullanmak ne de başkalarına vermek şeklinde bir orta yol buldu.

Bu arada, ilacın imal ettiği tek dozunu da sürekli yanında taşıyordu. Küçücük, çözünmez bir kapsüle sığacak kadar az bir miktardı ve ağzında taşıyabiliyordu. Onu kaplama dişlerinden birinin kenarına iliştirmişti ki kaplamayla yanağı arasında güvenlice dursun ve farkında olmaksızın yutmak tehlikesinden korunabilsin. Ama eğer öyle karar verirse, canı istediği zaman parmağını ağzının içine sokup kapsülü tırnağıyla ezer ve ölümsüz oluverirdi.

Birgün zatürree nedeniyle yatağa düşüp bir Moskova hastanesine götürüldüğünde, yanlışlıkla onun uyuduğunu sanan bir doktorla hemşire arasında geçen konuşmaya kulak kabartıp, birkaç saat içinde ölümünün beklendiğini öğrendi ve kararını verdi.Ölümsüzlük beraberinde her ne getirecek olursa olsun, ölüm korkusu ölümsüzlük korkusuna üstün geldi ve böylece, doktorla hemşire odayı terkeder etmez, kapsülü ezerek içindekileri yuttu. Ölümü pek yakın sayıldığına göre, ilacının hayatını kurtarmaya yetecek süreyi bulabileceğini ümit ediyordu. Aslında buldu da, ama ilaç etkisini göstermeye başladığında o çoktan yarıkomaya ve deliriuma girmişti bile.

Üç yıl sonra, 1981'de, hala yarıkoma ve deliriumdaydı ve Rus doktorları sonunda tanısını koymuşlar ve bu vaka üzerinde kafa patlatmayı bırakmıştılar.

Smetakovsky'nin bir çeşit ölümsüzlük ilacı -ayrıştırıp incelemeyi olanaksız buldukları bir tanesini- aldığı aşikârdı ve bu onu ölmekten alıkoyuyordu ve sonsuza dek olmasa bile, süresiz böyle yapacağından kuşku yoktu.

Ama kör talihe bakın ki, ilaç vücudundaki pnömokokları, işin başında zatürreye yolaçan bakterileri de (diplococci pneumoniade) ölümsüzleştirmişti ve bunu sonuna dek sürdürecekti. Böylece doktorlar, gerçekçi insanlar olduklarından ve bitip tükenmek bilmeyen bir yoğun bakım meşakkatini de üstlenmek istemediklerinden, onu gömüverdiler.


Yazdiklariniz o kadar hosuma gitti ki, cok bilinclendirici ve guzel bir yazi.Ayrica ilk kez bunlari duydum. Iyi ki bu panoya girip mesajinizi okumusum demeden gecemeyecegim. Merak ettigim bir sey var. Yaralanmamazligi ve gorunmezligi kesfeden insanlar olduler. Peki hic bir bilim adami, olumsuzlugu kesfeden insani merak etmemis mi? Ben olsaydim, o adamin mezarini bulup, kazardim. Ya hala su an hayatta ise?
UZAYLILAR DESIFRE OLDU 2008-06-07 (13:15)
irfan3334
Bay
irfan3334
Türkiye, İstanbul
Yeditepe Üniversitesi
Kayıt: 2008-03-22 (22:30)
Mesaj: 61
UZAYLILAR 2013 YILINDA TÜM DÜNYAYA DESİFRE OLUCAK

TÜRK UFOLOGUMUZUN POPÜLER MEDYA DA DEGiL YEREL BIR KANALDA YAPTIGI BENIMDE TESADÜF ESERI RASGELDIGIM

UZAYLILAR KONUSU

OKUMANIZI VE VIDEOLARI IZLEMENIZI TAVSIYE EDERIM

saygılar

http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/06/uzaylilar-desifre-oldu-2013te-dnyaya.html
2008-06-08 (23:13)
asena1907
Bayan
asena1907
Türkiye, Konya
Selçuk Üniversitesi
Kayıt: 2008-01-03 (23:06)
Mesaj: 46
yukarda verdiğiniz siteya girdim okuduklarım gerçekten çok ilginç Şok olmuş Şok olmuş ! Şaşkın:
:) 2008-06-08 (23:22)
irfan3334
Bay
irfan3334
Türkiye, İstanbul
Yeditepe Üniversitesi
Kayıt: 2008-03-22 (22:30)
Mesaj: 61
videoları izledinmi peki dahada ilginc Gülümsüyor


bide foton kusagı konusu var ama o scientology örgütü haberinde konusunda yani

tom crouse ve dünyanın en ünlüleri üye bu tarikata

avrupadaki yeni din meshebi bizim mevlanamızı arastırıp incelediler 30 senedir simdi mevlananın dini bir takım buldugu sffreleri

deneyip sonuclara ulasmıslar ısınlama yapabiliyorlar

ayrıca uzaylılarla görüstüklerini ve talimatları onlardan aldıklarını idda ediyorlar tam bir hurafe

fakat mevlana hakkında cok sey bilmeleri ve bir takım görüsleri aynı olması cok ilginc


SIMDI BU ÖRGÜT TÜRKIYEYE EL ATTI HEDEFLERI GENC KESIM

OTELLERDE SEX PARTILERI DUZENLEYIP UYUSTURUCUYA HAYIR KAPANYALARI ADI ALTINDA CINSEL SAPKINLIKLARLA KANDIRIP

HIPNOZ SEANSINA SOKUYORLAR SONRA YAVAS YAVAS YOLDAN CIKIYORSUN SONRA SENDE ARKADASINI ALIP GIDIYORSUN BU BIR SÜRE SONRA 1LER 10 10LAR 100

BIN MILYON KISI HALINE GELEREK YAYILIYOR

AMAC KIMSENIN FARKINA VARMAYACAGI HIC ANLAMAYACAGI HISSETMEYECEGI YERLERDEN AKILLARINA GIRMEK YOLDAN CIKARMAK HERKES COK AMA COK DIKKATLI OLSUN

HER PARTIYI ARKADAS PARTISI SANMAYIN YANI ARKADASLAR

AYRINTILI BILGI


AYRICA FOTON KUSAGI 2012 DE OZON TABAKASINI ONARACAK VE DELIK KAPANACAK INSANLAR DNASAL OLARAK EVRIM SÜRECINE GIRICEK

http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/05/dnyanin-en-tehlikeli-rgt-scientology.html

Sayfa /4Birinci SayfaÖnceki Sayfa 1234


Ücretsiz Kayıt Ol