alın bakın ırana gormeyen arkadaslar
Yeni Konu Aç Cevap Gönder
Sayfa / 3
123 Sonraki SayfaSon Sayfa

alın bakın ırana gormeyen arkadaslar 2008-03-02 (18:05)
İnfi Dance (patofi)
İnfi Dance (patofi)
Kayıt: 2007-10-04 (13:49)
Mesaj: 149
2008-04-02 (18:12)
Eda Soysal (açheliaa)
Eda Soysal (açheliaa)
Kayıt: 2008-03-31 (13:13)
Mesaj: 943
yazık cok yazık eskıden ne guzel bır ulkeymıs ama sımdı malum ! onlar dın ı alet edenler dın ı yanlıs kullanıyorlar carsaf mıs öyle her tarafını örtup dısarı cıkmakmıs onlar tamamen onların uydurması.hıc bır zaman hıcbırseyın asırısı ıyı degıl.iraz aslında gayet guzel ve örnek alınacak nıtelıkte bır ulkeymıs ama sımdı ise maleseff Çok kızmış gecenlerde haberlerde gördum bayanlar ın bazıları basının yarısını acmıs gezıormus ve dar kotlarla onlar ıcın devlet adamalrından bırısı bayanlara daha sıkı bır yönetım getırecegız demiş.daha sıkılacak ne kaldıysa artık Kızmış
2008-04-02 (18:31)
Ugur Koclar (La-Turco)
Ugur Koclar (La-Turco)
Kayıt: 2008-03-31 (19:43)
Mesaj: 114
toplumlar hakettikleri sekilde yönetilirmis.Ve toplumlar hakettiklerini yasarlarmis...

kahrolsun fasizm
2008-04-02 (23:42)
Eda Soysal (açheliaa)
Eda Soysal (açheliaa)
Kayıt: 2008-03-31 (13:13)
Mesaj: 943
video nun sonunda gözunu ac turkıye den mıs ama söyle bır gercek var onların kaıdnları boyun egıyor bızım kaıdnlarımız sa heryerde herzaman örgutlenıp kafa tutmayı bılırler.orada kaıdnın bırı bas örtusu ıstemıyor(haklıda sart degıl basını örtmek vucut hatlarını örtmek en önemlısı)sımdı bu kaıdn ıstemıyorum bas örtusu demıs kafasına job yemıs Çok kızmış ama bızde kadın kafasına job yeıdkce daha da örgutlenır kalabalıklasır ve daha cok kemalıst ve cagdas kadın olmanın gucunu gösterır dıyorum ben(yanı ben sahsen böyle ınanıyorum)
2008-04-03 (00:03)
Recep Tayyip Erdoğan (pentagraman)
Recep Tayyip Erdoğan (pentagraman)
Kayıt: 2007-09-13 (01:26)
Mesaj: 2.143
DAHA ÖNCE ÇOK KEZ ANLATTIM YİNE ANLATIYORUM TÜRKİYE İRAN OLMAZ, YA BUNU AKLINIZ ALMIYOR YA DA TÜRKİYE HAKKINDA HİÇBİRŞEY BİLMİYORSUNUZ ,Bİ DAHA DA APTAL APTAL TÜRKİYE İRAN OLUR ŞEKLİNDE BAŞLIKLAR AÇMAYIN


bu tip serzenişlerin, benzer türdeki bütün o amaların, ve fakatların, "haydi sen de şuna bir şey söyle" kipi bağlarında gezinen samimiyet, iyiniyet arayışlarının arkasında hep aynı duygu var: KORKU
korku, bu toplumun kafasına katman katman itildi. bu artık delicesine bir seviyeye ulaştı, ülke kendi gerçekliğinden kopmuş bir halde bir tür fantazi dünyasında tartışıyor. akıl sağlığımız bozuk, algılamamız gerçek dışı ve öne sürümlerimiz olgusal değil hayali. bu tipte bir olayı abd türkiye'ye saldırsa olabilecekler farzında da gördük, yaşadık, kişi başına düşen geliri 3000 $ seviylerinde, 10 milyon işsiz, 21 milyon yoksulluk sınırı altında yaşayan insandan oluşan türkiye'nin bütün ihracatının, ithalatının bağlı olduğu, ekonomisinin %60'ından fazlasını teşkil eden, dünyanın tek hegemon gücü ve nato'da ortağı, silahlı kuvvetlerinin kumanda kademesinin bağlı bulunduğu bir ülkeyle savaş ihtimali ve korkusu dahi bu ülkede var. yalnız kendimizi tanımıyor değiliz, başımıza geleceklerin paranoyak hayallerinden de götümüz düşüyor.

bu korku dili ve edebiyatı okullarda işlenmeye başlanıyor ve bütün kurumlarla türk halkına tekrar tekrar sunuluyor. türbanlılardan korkuluyor, gayet muhafazakar sosyal çevrelerde, son derece kısıtlı olanaklarla yaşayan, içinde yaşadığı kültürel atmosfer sebebiyle aktivist olmayan, esasında da geleneksel domestik kadın tipolojisine yakın bir yaşama biçimi olan bu kadınların ciddi ciddi türkiye'yi ele geçireceğini, kamu görevinde bulunacağını, bunların daha sonra da türkiye'yi dönüştüreceğini düşünüyoruz, imam hatip liseli, eskiden radikal şeriatçı bir başbakan ile cumhurbaşkanı'nın olduğu ülkede. korktuklarımızın gerçekleşmesinin türbanlıların engellenmesi ile engellenemeyeceğini şu dairede dahi anlayamıyorsak, bu korku edebiyatı üstüne biraz daha kelam etmek lazım,

ermenilerden korkuluyor, 10.000 kişiden az nüfuslarıyla türkiye işgale uğrarsa arkamızdan vurmasından, kürtlerden korkuluyor, 20 senedir pkk ile savaşan bir ülkedeyiz ve 20 senedir pkk mensubu insan sayısı senede 3000 sayısını aşmadı, 12 milyon kadar kürt var. Milyonlarca insan işsizken, bunlar ideolojik olarak son derece indoktrine edilmiş ve vatan için ölmenin "kutsal" kabul edildiği bir kültürel atmosferde. hristiyanlardan korkuyoruz, "islam dinine mensup çocuklarımızı çalacaklarından", bu ülkede 1200 sene müslümanlarla hristiyanların, üstelikde neredeyse denk nüfuslarda beraber yaşadıklarını unutarak. şeriat geleceğinden korkuyoruz, tarihte hiç olmamasına rağmen. ve bitmiyor. işgalden korkuyoruz, 20 sene öncesine kadar sovyet işgalinden, yunan işgalinden, bulgar işgalinden, ermeni işgalinden, suriye ve ırak'ın işgalinden. komunizmden, liberalizmden, faşizmden ve her tür ideolojiden korkuyoruz, sosyolojik kültürel katmanlara hiç bakmadan. rekabetten ve rekabet edememekten, ekonomik gelişmeden ve gelişememekten, din ve vicdan hürriyetinden ve onun yok olmasından, ülkenin aynı anda ateist, islamcı, hristiyan olmasından.

değişimden korkuyoruz.

demokrasiden korkuyoruz, bildiğimiz manada ülkenin elimizden gitmesinden, egemenliğimizin, zümresel, sınıfsal hakimiyetimizin elimizden gitmesinden korkuyoruz.

ve çocuklarımızın akıllarını korkularla zehirliyoruz. onlardan katiller yaratıyoruz. ilkokul 1 den başlayarak hayatının sonuna kadar her tür enformasyon ortamında korkuları pompalıyoruz.

bu toplum "çocuk" ve "öcü"lerden korkuyor.

ışığı yakalım, karanlık üstümüze çöktü.

Türkiye, bir şeriat devleti olmayacak. bu mümkün değil.

tarihi olarak mümkün değil, zira türkiye cumhuriyeti'nden önce bu coğrafyada çok partili rejim vardı, bu ülke serbest seçimlerle yöneticilerini seçiyordu. bu ülkede, selanik vardı, özgürlük kenti diye anılıyordu. bu ülkede, hristiyanlar, yahudiler, müslümanlar, ermeniler, rumlar beraberce hem de ayrı hukuk düzenlerinde hareket ediyorlardı. ideal değildi, zamanına göre değildi, ama vardı. bu coğrafyanın tarihinde bir şeriat asla olmadı, şeyhülislam teknik ve siyasi olarak padişah'a bağlıydı, şeri hükümler her zaman padişah'ın gündelik realpolitik ihtiyaçlarına göre "seküler" bir şekilde yeniden yorumlanıyordu. türkiye cumhuriyeti'nden sonra ise şerri hükümler ve islam fıkhı tamamen ortadan kalktı, bugün türk halkı tarihsel olarak 900 senelik bir şeriat dışı tarihe sahiptir. yani, mısır'da yapamadığınızı türkiye'de yapamazsınız. yani, iran'da olan türkiye'ye uymaz, zira iran yaklaşık olarak 600 senedir, katı, monolit ve sistematik olarak kurumsallaşmış ayetullahların egemenliğinde iken, osmanlı ve devamında böyle kurumsallaşmış bir "din sınıfı" bulunmaz. ulema, sarayın "hukuk danışmanı"ndan fazla değildir, halife, dini yetki aracılığıyla siyasi, real bir yetkiyi meşrulaştırır. iran'daki gibi din sınıfı ile merkezi iktidar arasında sistematik bir çatışma bulunmaz.

kültürel olarak mümkün değil, zira türk halkı hiç şeriatla yönetilmedi, bir kaç vaka ve vaka-i adiye hariç bugün anladığımız anlamda islam şeriat ile yönetilmek istenenler de asla egemen bir pozisyona geçemedi. osmanlı ve öncesindeki devletlerle, türkiye cumhuriyeti tarihinin hiç bir döneminde şeriat kültürü derin bir kök salmamıştır. bu ülkenin çok büyük çoğunluğu selefi islam anlayışından tamamen uzaktır ve böyle bir yaşam şeklini benimseyemez. türkiye'nin köyleri, türkiye'nin kasabaları kadınlarla erkeklerin arap toplumlarının hayal dahi edemeyeceği kadar içiçe olduğu, çeşitlilik ve derinlik arz eden bir iş bölümüne sahiptir. tarlalarda kadınlar erkeklerden daha fazla çalışır, sosyal hayata daha çok katılır ve sanıldığının aksine şehirli kadınlardan daha büyük bir oranda işgücüne dahil olurlar. gene kültürel olarak katı islam şeriatı bu ülkenin pratik hayat uygulamasında yer almaz, türk halkı yüzyıllardır çok katmanlı, çok çeşitli etnik, dini ve kültürel gruplardan oluşan bir sosyal bütünlüğe sahiptir ve bu çeşitlilik yaşam alışkanlıklarının derinliğine işlemiştir. dünya'da bu kadar rakı tüketilen bir islam ülkesi yok, dünya'da kadınlarla erkeklerin bu derece birbiriyle beraber yaşadığı, efeler, zeybekler, eşkiyalar, dağa çıkanlar üzerinden üretilmiş bir halk kültürüne sahip islam coğrafyası da yok. "yanar elif elif diye" ile başlayın, "şimdi ki kızlar ne de hoş olur kucakta vay vay" diye devam edin, bu halkın şarkılarının erotizmi insanın başını döndürür. bu, başka hiç bir islam coğrafyasında olmayan bir eşsizliktir.

siyasi olarak mümkün değil, tam 62 senedir çok partili hayat içerisindeyiz. bunun 58 senesinde, bütün darbelere, bütün operasyonlara, bütün baskılara rağmen bu halk %70lere varan bir çoğunlukla demokratik cumhuriyet değerleriyle mutabık partilere oy verdi. şeriat korkusunun tavan yaptığı 95 senesi dahi, bu ülkenin yüzde %65'i merkez sağ (anap, dyp) ve sol (chp, dsp) partileri tercih etmiştir, mhp, hadep, ydh vesaire gibi partileri katarsanız oy oranı %80'lere çıkar. bu ülkede hangi halkla, bu kadar blok ve 50 senedir kendini gösteren bir halk kitlesine karşı şeriat getireceksiniz? türkiye 58 senedir nato ortaklığında, 62 senedir batı blokuna dahil, bütün güvenlik ağı bu batı bloğu projesi üzerine oturmuştur. bunun değişmesi de mümkün değildir, zira türkiye'nin bütün siyasi projeleri bu birliktelik üzerine kurulmuştur. ancak cehennem de yürürsek, cehennem de bizim içimize yürür, batı bloku da türkiye'nin içine girmiştir. yaşam şekliyle, tüketim alışkanlıklarıyla, üretim biçimleriyle türk toplumu bu kültürden derin bir şekilde etkilenmiştir. türk insanının siyasi hayalleri orta ölçekli bir ortadoğu ülkesi olmak değil, zengin, müreffeh bir batı ülkesi olarak o yaşam alışkanlıklarına sahip olmaktır. bu değiştirilemeyeceği için değişmez, ülkeler arasındaki sosyolojik, kültürel ve siyasi ilişkiler o ülkeleri birbirlerine yakınlaştırır, şaşırtıcı gelecek ama türk insanının da tüketim alışkanlıkları ile gösterdiği ortalama yaşam biçimi suriye'ye değil yunanistan'a benzer, iran'a değil fransa'ya daha yakındır.

ekonomik olarak mümkün değil, yüzde 92,8'i küçük ve orta boylu işletmelerden oluşan türkiye'nin en muhafazakar coğrafyalarında yaşayan iş adamlarının dahil olduğu bir milyon üyeli tobb, müsiad vesaire gibi büyük sanayi ve ekonomik örgütlenmelerin dahi ihracatlarının %80'i ve ithalatlarının yüzde 70'i batı bloku ülkelerindendir. temelde imalat sanayine dayalı ve ihraç ettiği malların &80'ini batıya yapan, bunun üstünden katma değer elde edip finanse edilen bir kamu maliyesine sahip olan ve ithal edilen mallar üzerinden alınan vergilerin 16 milyar dolarlık bir kalem oluşturduğu, 42 milyar dolarlık cari açığa sahip ve bunun finansmanını gene batı sermayesi ile yapan bir ülkenin şeriata dönmesi mümkün değildir. böyle bir deliliği yapan her siyasi iktidar ertesi gün gelecek morataryum, borsanın çöküşü, 10 milyon üstü insana eklenecek 12 milyon- 15 milyon ekstra işsiz yükü ve yarısı 30 yaş altı onların da %60'ı işsiz bir nüfusla karşı karşıya kalır. bu patlamanın maliyetini karşılayabilecek bir siyasi parti yoktur. böyle bir partinin cebinde 200 milyar dolar, ve türkiye'deki üreticilerin ihraç yapabileceği 1 trilyon dolarlık bir pazar gerekir. bunun karşısına da kişi başına düşen geliri ortalama 2500 dolar seviyelerinde, nüfusunun yarısı okuma yazma bilmeyen islam coğrafyası konulamaz. böyle bir sosyal patlamanın yaratacağı iç turbulansı da hiç bir güç durduramaz. "geldikleri gibi giderler" ondan da böyle bir şeye kimse kalkışmaz. iki, buna kalkışacak siyasi iktidarın da siyasi amaçlarına erişmek için finans desteğine ihtiyacı vardır ve bu finansı sağlayanlar o partiye de sahip olurlar. bu finansı da uzaylılar sağlamadığına, bizzat türk sermayesi partilere yardım, katılım vesaire yolla katkı sağladığına göre bu partiler böyle bir deliliği akıllarının ucundan dahi getiremezler. alın buyrun, işçi partisi ekonomik programı orada duruyor, o manyaklığı ancak %0.5'lik bir dilime hitap ettiğiniz zaman öne sürebilirsiniz. benzeri türde bir manyaklığı ise diğer kitle partileri öne süremez ve şeriatı getirmek için de bir kitle gerektiğinden bu olmaz. bütün bunlar iran'ın sahip olmadığı göstergelerdi ve bunların yaklaşık 10 da biri olan mısır da bile islam devleti olmuyorsa, türkiye'de mümkün değildir.

ve sonuncu olarak, sosyolojik olarak mümkün değildir
, kuzeyden güneye, doğudan batıya türkiye coğrafi bölgelerine göre farklılıklar gösteren kültürel yaşama biçimlerine sahip alt topluluklardan oluşur. egenin yaşam biçimi ile güney doğunun, onunla karadenizlilerin ve marmaranın, onlarla orta anadolunun bir değildir. 25 üzerinde farklı dil konuşulan, 12'inin üzerinde farklı etnik grup bulunan bir ülkede, islam dininin tekil bir anlayışı dominant olamaz. bunun için gereken çeşitli yaşama biçimlerini kavrama, uyumlanma ve onlarla beraber olabilme esnekliğine sahip değildir. bir coğrafyada tutan bir "yöntem" diğer coğrafyada bütünüyle patlar. uşak ile izmir'in dahi yaşama biçimlerinin birbirinden büsbütün farklı olduğu bir ülke, tekil çözümlemelerle "şeriat gelecek" diye analiz edilemez.

bütün bu gerçekler, türkiye'de neden şeriatın gelemeyeceğini gösterir, ancak neden militarist bir düzenin varolamayacağını açıklamaz.

zira sıradan militarızm bunların hepsiyle uyumlu olabilir, türkiye'de de gayet uyumludur. yani sıradan militarist bir düzen, hem ekonomik çeşitliliği, hem kültürel çeşitliliği katman katman "güvenlik paranoyası" ile harmanlayarak elinde bulunduğu üstün askeri güç ve baskı vasıtaları ile egemenlik kurabilir ancak ideoloji üretemez. bunun için sürekli güvenlik kaygısına ihtiyaç vardır ve bunun yeniden üretimi de ancak korku kültürü üzerinden mümkündür. ayrıştırılmış iç gruplar bulacak olan bu tipte bir militarizm, genelin yaşam güvenliğine hitap ederek bu tipte gruplara baskı uygular, yerli işbirlikçiler ve sessiz kitleler aracılığıyla ayrıcalıklı pozisyonunu sürdürür. sıradan militarist bir düzen zorunlu olarak mussolini faşizmi değil, nikaragua'da gözlenen veya şili'de de ortaya çıkan şekliyle anlık darbesel ve yerini gene demokrasiye bırakan psikolojik bir egemenlik ortamıdır. türkiye'nin de esas sorunu fantastik şeriat gelmesi, bu kış komunizm gelebilir beklentileri değil, bunları üreten, pompalayan ve bunun üzerinden kendi egemenliğini başkalarının hak ve hürriyetleri aleyhine genişleten zümredir. bu zümre, soğuk savaş döneminde abd ile ikili ve özgül ilişkiler geliştirerek siyasi iktidarı komunistleşmeye karşı dengelerken, "yıkıcı, ithal ideoloji" manifestosunu kullanıyordu, şaşılacak şey midir türkiye'deki bütün darbelerin abd destekli olması? bugün, bu kart ellerinde yok ve bunun yerine egemen noktaya karşı direnek oluşturmak maksadıyla "psikolojik" etmenler kullanılmaktadır. durum da bu kadar basittir. sizin korkularınız, sizin haklarınızı yok etmek için size karşı, sizin yanınızdaymış gibi manipule edilmektedir.

cesur değil, gerçekçi olalım,

Türkiye'nin önündeki tehdit, şeriat veya komunizm değil bu militarist döngünün kendisidir ve esas korkulması gereken de hepimizi bu kurak hürriyetler çölünde bırakan atmosferdir.

savaş onla,

birbirinizle değil,

zulme karşı hukuk hepimizi ancak bir diğerimiz kadar korur, güvenlik bu kadar.
ha ha ha . 2008-04-03 (00:10)
İlmaz Dervish (stomatologg)
İlmaz Dervish (stomatologg)
Kayıt: 2008-02-03 (00:53)
Mesaj: 213
videoda 2 iran oldugu dogru 1. osmanliyi ingilizlere satan kallesh hayvansi iran 2. ise **** araplara ruslara veren iran .turkiye hich bi zaman ne biri nede dieri olacaktir
!!! 2008-04-03 (00:14)
İlmaz Dervish (stomatologg)
İlmaz Dervish (stomatologg)
Kayıt: 2008-02-03 (00:53)
Mesaj: 213
bunlari kafadan yazmiyorum,2 senedir her gun iranlilarla yasiyorum..



ADMIN arkadash milleti sansurlemeyi biliyosunda kendin yazacagini yazmishsin

biz got yazdigimizda yani G O T sansure ugruyo n den?
2008-04-03 (00:39)
Ugur Koclar (La-Turco)
Ugur Koclar (La-Turco)
Kayıt: 2008-03-31 (19:43)
Mesaj: 114
pentagraman demiş ki:
DAHA ÖNCE ÇOK KEZ ANLATTIM YİNE ANLATIYORUM TÜRKİYE İRAN OLMAZ, YA BUNU AKLINIZ ALMIYOR YA DA TÜRKİYE HAKKINDA HİÇBİRŞEY BİLMİYORSUNUZ ,Bİ DAHA DA APTAL APTAL TÜRKİYE İRAN OLUR ŞEKLİNDE BAŞLIKLAR AÇMAYIN


bu tip serzenişlerin, benzer türdeki bütün o amaların, ve fakatların, "haydi sen de şuna bir şey söyle" kipi bağlarında gezinen samimiyet, iyiniyet arayışlarının arkasında hep aynı duygu var: KORKU
korku, bu toplumun kafasına katman katman itildi. bu artık delicesine bir seviyeye ulaştı, ülke kendi gerçekliğinden kopmuş bir halde bir tür fantazi dünyasında tartışıyor. akıl sağlığımız bozuk, algılamamız gerçek dışı ve öne sürümlerimiz olgusal değil hayali. bu tipte bir olayı abd türkiye'ye saldırsa olabilecekler farzında da gördük, yaşadık, kişi başına düşen geliri 3000 $ seviylerinde, 10 milyon işsiz, 21 milyon yoksulluk sınırı altında yaşayan insandan oluşan türkiye'nin bütün ihracatının, ithalatının bağlı olduğu, ekonomisinin %60'ından fazlasını teşkil eden, dünyanın tek hegemon gücü ve nato'da ortağı, silahlı kuvvetlerinin kumanda kademesinin bağlı bulunduğu bir ülkeyle savaş ihtimali ve korkusu dahi bu ülkede var. yalnız kendimizi tanımıyor değiliz, başımıza geleceklerin paranoyak hayallerinden de götümüz düşüyor.

bu korku dili ve edebiyatı okullarda işlenmeye başlanıyor ve bütün kurumlarla türk halkına tekrar tekrar sunuluyor. türbanlılardan korkuluyor, gayet muhafazakar sosyal çevrelerde, son derece kısıtlı olanaklarla yaşayan, içinde yaşadığı kültürel atmosfer sebebiyle aktivist olmayan, esasında da geleneksel domestik kadın tipolojisine yakın bir yaşama biçimi olan bu kadınların ciddi ciddi türkiye'yi ele geçireceğini, kamu görevinde bulunacağını, bunların daha sonra da türkiye'yi dönüştüreceğini düşünüyoruz, imam hatip liseli, eskiden radikal şeriatçı bir başbakan ile cumhurbaşkanı'nın olduğu ülkede. korktuklarımızın gerçekleşmesinin türbanlıların engellenmesi ile engellenemeyeceğini şu dairede dahi anlayamıyorsak, bu korku edebiyatı üstüne biraz daha kelam etmek lazım,

ermenilerden korkuluyor, 10.000 kişiden az nüfuslarıyla türkiye işgale uğrarsa arkamızdan vurmasından, kürtlerden korkuluyor, 20 senedir pkk ile savaşan bir ülkedeyiz ve 20 senedir pkk mensubu insan sayısı senede 3000 sayısını aşmadı, 12 milyon kadar kürt var. Milyonlarca insan işsizken, bunlar ideolojik olarak son derece indoktrine edilmiş ve vatan için ölmenin "kutsal" kabul edildiği bir kültürel atmosferde. hristiyanlardan korkuyoruz, "islam dinine mensup çocuklarımızı çalacaklarından", bu ülkede 1200 sene müslümanlarla hristiyanların, üstelikde neredeyse denk nüfuslarda beraber yaşadıklarını unutarak. şeriat geleceğinden korkuyoruz, tarihte hiç olmamasına rağmen. ve bitmiyor. işgalden korkuyoruz, 20 sene öncesine kadar sovyet işgalinden, yunan işgalinden, bulgar işgalinden, ermeni işgalinden, suriye ve ırak'ın işgalinden. komunizmden, liberalizmden, faşizmden ve her tür ideolojiden korkuyoruz, sosyolojik kültürel katmanlara hiç bakmadan. rekabetten ve rekabet edememekten, ekonomik gelişmeden ve gelişememekten, din ve vicdan hürriyetinden ve onun yok olmasından, ülkenin aynı anda ateist, islamcı, hristiyan olmasından.

değişimden korkuyoruz.

demokrasiden korkuyoruz, bildiğimiz manada ülkenin elimizden gitmesinden, egemenliğimizin, zümresel, sınıfsal hakimiyetimizin elimizden gitmesinden korkuyoruz.

ve çocuklarımızın akıllarını korkularla zehirliyoruz. onlardan katiller yaratıyoruz. ilkokul 1 den başlayarak hayatının sonuna kadar her tür enformasyon ortamında korkuları pompalıyoruz.

bu toplum "çocuk" ve "öcü"lerden korkuyor.

ışığı yakalım, karanlık üstümüze çöktü.

Türkiye, bir şeriat devleti olmayacak. bu mümkün değil.

tarihi olarak mümkün değil, zira türkiye cumhuriyeti'nden önce bu coğrafyada çok partili rejim vardı, bu ülke serbest seçimlerle yöneticilerini seçiyordu. bu ülkede, selanik vardı, özgürlük kenti diye anılıyordu. bu ülkede, hristiyanlar, yahudiler, müslümanlar, ermeniler, rumlar beraberce hem de ayrı hukuk düzenlerinde hareket ediyorlardı. ideal değildi, zamanına göre değildi, ama vardı. bu coğrafyanın tarihinde bir şeriat asla olmadı, şeyhülislam teknik ve siyasi olarak padişah'a bağlıydı, şeri hükümler her zaman padişah'ın gündelik realpolitik ihtiyaçlarına göre "seküler" bir şekilde yeniden yorumlanıyordu. türkiye cumhuriyeti'nden sonra ise şerri hükümler ve islam fıkhı tamamen ortadan kalktı, bugün türk halkı tarihsel olarak 900 senelik bir şeriat dışı tarihe sahiptir. yani, mısır'da yapamadığınızı türkiye'de yapamazsınız. yani, iran'da olan türkiye'ye uymaz, zira iran yaklaşık olarak 600 senedir, katı, monolit ve sistematik olarak kurumsallaşmış ayetullahların egemenliğinde iken, osmanlı ve devamında böyle kurumsallaşmış bir "din sınıfı" bulunmaz. ulema, sarayın "hukuk danışmanı"ndan fazla değildir, halife, dini yetki aracılığıyla siyasi, real bir yetkiyi meşrulaştırır. iran'daki gibi din sınıfı ile merkezi iktidar arasında sistematik bir çatışma bulunmaz.

kültürel olarak mümkün değil, zira türk halkı hiç şeriatla yönetilmedi, bir kaç vaka ve vaka-i adiye hariç bugün anladığımız anlamda islam şeriat ile yönetilmek istenenler de asla egemen bir pozisyona geçemedi. osmanlı ve öncesindeki devletlerle, türkiye cumhuriyeti tarihinin hiç bir döneminde şeriat kültürü derin bir kök salmamıştır. bu ülkenin çok büyük çoğunluğu selefi islam anlayışından tamamen uzaktır ve böyle bir yaşam şeklini benimseyemez. türkiye'nin köyleri, türkiye'nin kasabaları kadınlarla erkeklerin arap toplumlarının hayal dahi edemeyeceği kadar içiçe olduğu, çeşitlilik ve derinlik arz eden bir iş bölümüne sahiptir. tarlalarda kadınlar erkeklerden daha fazla çalışır, sosyal hayata daha çok katılır ve sanıldığının aksine şehirli kadınlardan daha büyük bir oranda işgücüne dahil olurlar. gene kültürel olarak katı islam şeriatı bu ülkenin pratik hayat uygulamasında yer almaz, türk halkı yüzyıllardır çok katmanlı, çok çeşitli etnik, dini ve kültürel gruplardan oluşan bir sosyal bütünlüğe sahiptir ve bu çeşitlilik yaşam alışkanlıklarının derinliğine işlemiştir. dünya'da bu kadar rakı tüketilen bir islam ülkesi yok, dünya'da kadınlarla erkeklerin bu derece birbiriyle beraber yaşadığı, efeler, zeybekler, eşkiyalar, dağa çıkanlar üzerinden üretilmiş bir halk kültürüne sahip islam coğrafyası da yok. "yanar elif elif diye" ile başlayın, "şimdi ki kızlar ne de hoş olur kucakta vay vay" diye devam edin, bu halkın şarkılarının erotizmi insanın başını döndürür. bu, başka hiç bir islam coğrafyasında olmayan bir eşsizliktir.

siyasi olarak mümkün değil, tam 62 senedir çok partili hayat içerisindeyiz. bunun 58 senesinde, bütün darbelere, bütün operasyonlara, bütün baskılara rağmen bu halk %70lere varan bir çoğunlukla demokratik cumhuriyet değerleriyle mutabık partilere oy verdi. şeriat korkusunun tavan yaptığı 95 senesi dahi, bu ülkenin yüzde %65'i merkez sağ (anap, dyp) ve sol (chp, dsp) partileri tercih etmiştir, mhp, hadep, ydh vesaire gibi partileri katarsanız oy oranı %80'lere çıkar. bu ülkede hangi halkla, bu kadar blok ve 50 senedir kendini gösteren bir halk kitlesine karşı şeriat getireceksiniz? türkiye 58 senedir nato ortaklığında, 62 senedir batı blokuna dahil, bütün güvenlik ağı bu batı bloğu projesi üzerine oturmuştur. bunun değişmesi de mümkün değildir, zira türkiye'nin bütün siyasi projeleri bu birliktelik üzerine kurulmuştur. ancak cehennem de yürürsek, cehennem de bizim içimize yürür, batı bloku da türkiye'nin içine girmiştir. yaşam şekliyle, tüketim alışkanlıklarıyla, üretim biçimleriyle türk toplumu bu kültürden derin bir şekilde etkilenmiştir. türk insanının siyasi hayalleri orta ölçekli bir ortadoğu ülkesi olmak değil, zengin, müreffeh bir batı ülkesi olarak o yaşam alışkanlıklarına sahip olmaktır. bu değiştirilemeyeceği için değişmez, ülkeler arasındaki sosyolojik, kültürel ve siyasi ilişkiler o ülkeleri birbirlerine yakınlaştırır, şaşırtıcı gelecek ama türk insanının da tüketim alışkanlıkları ile gösterdiği ortalama yaşam biçimi suriye'ye değil yunanistan'a benzer, iran'a değil fransa'ya daha yakındır.

ekonomik olarak mümkün değil, yüzde 92,8'i küçük ve orta boylu işletmelerden oluşan türkiye'nin en muhafazakar coğrafyalarında yaşayan iş adamlarının dahil olduğu bir milyon üyeli tobb, müsiad vesaire gibi büyük sanayi ve ekonomik örgütlenmelerin dahi ihracatlarının %80'i ve ithalatlarının yüzde 70'i batı bloku ülkelerindendir. temelde imalat sanayine dayalı ve ihraç ettiği malların &80'ini batıya yapan, bunun üstünden katma değer elde edip finanse edilen bir kamu maliyesine sahip olan ve ithal edilen mallar üzerinden alınan vergilerin 16 milyar dolarlık bir kalem oluşturduğu, 42 milyar dolarlık cari açığa sahip ve bunun finansmanını gene batı sermayesi ile yapan bir ülkenin şeriata dönmesi mümkün değildir. böyle bir deliliği yapan her siyasi iktidar ertesi gün gelecek morataryum, borsanın çöküşü, 10 milyon üstü insana eklenecek 12 milyon- 15 milyon ekstra işsiz yükü ve yarısı 30 yaş altı onların da %60'ı işsiz bir nüfusla karşı karşıya kalır. bu patlamanın maliyetini karşılayabilecek bir siyasi parti yoktur. böyle bir partinin cebinde 200 milyar dolar, ve türkiye'deki üreticilerin ihraç yapabileceği 1 trilyon dolarlık bir pazar gerekir. bunun karşısına da kişi başına düşen geliri ortalama 2500 dolar seviyelerinde, nüfusunun yarısı okuma yazma bilmeyen islam coğrafyası konulamaz. böyle bir sosyal patlamanın yaratacağı iç turbulansı da hiç bir güç durduramaz. "geldikleri gibi giderler" ondan da böyle bir şeye kimse kalkışmaz. iki, buna kalkışacak siyasi iktidarın da siyasi amaçlarına erişmek için finans desteğine ihtiyacı vardır ve bu finansı sağlayanlar o partiye de sahip olurlar. bu finansı da uzaylılar sağlamadığına, bizzat türk sermayesi partilere yardım, katılım vesaire yolla katkı sağladığına göre bu partiler böyle bir deliliği akıllarının ucundan dahi getiremezler. alın buyrun, işçi partisi ekonomik programı orada duruyor, o manyaklığı ancak %0.5'lik bir dilime hitap ettiğiniz zaman öne sürebilirsiniz. benzeri türde bir manyaklığı ise diğer kitle partileri öne süremez ve şeriatı getirmek için de bir kitle gerektiğinden bu olmaz. bütün bunlar iran'ın sahip olmadığı göstergelerdi ve bunların yaklaşık 10 da biri olan mısır da bile islam devleti olmuyorsa, türkiye'de mümkün değildir.

ve sonuncu olarak, sosyolojik olarak mümkün değildir
, kuzeyden güneye, doğudan batıya türkiye coğrafi bölgelerine göre farklılıklar gösteren kültürel yaşama biçimlerine sahip alt topluluklardan oluşur. egenin yaşam biçimi ile güney doğunun, onunla karadenizlilerin ve marmaranın, onlarla orta anadolunun bir değildir. 25 üzerinde farklı dil konuşulan, 12'inin üzerinde farklı etnik grup bulunan bir ülkede, islam dininin tekil bir anlayışı dominant olamaz. bunun için gereken çeşitli yaşama biçimlerini kavrama, uyumlanma ve onlarla beraber olabilme esnekliğine sahip değildir. bir coğrafyada tutan bir "yöntem" diğer coğrafyada bütünüyle patlar. uşak ile izmir'in dahi yaşama biçimlerinin birbirinden büsbütün farklı olduğu bir ülke, tekil çözümlemelerle "şeriat gelecek" diye analiz edilemez.

bütün bu gerçekler, türkiye'de neden şeriatın gelemeyeceğini gösterir, ancak neden militarist bir düzenin varolamayacağını açıklamaz.

zira sıradan militarızm bunların hepsiyle uyumlu olabilir, türkiye'de de gayet uyumludur. yani sıradan militarist bir düzen, hem ekonomik çeşitliliği, hem kültürel çeşitliliği katman katman "güvenlik paranoyası" ile harmanlayarak elinde bulunduğu üstün askeri güç ve baskı vasıtaları ile egemenlik kurabilir ancak ideoloji üretemez. bunun için sürekli güvenlik kaygısına ihtiyaç vardır ve bunun yeniden üretimi de ancak korku kültürü üzerinden mümkündür. ayrıştırılmış iç gruplar bulacak olan bu tipte bir militarizm, genelin yaşam güvenliğine hitap ederek bu tipte gruplara baskı uygular, yerli işbirlikçiler ve sessiz kitleler aracılığıyla ayrıcalıklı pozisyonunu sürdürür. sıradan militarist bir düzen zorunlu olarak mussolini faşizmi değil, nikaragua'da gözlenen veya şili'de de ortaya çıkan şekliyle anlık darbesel ve yerini gene demokrasiye bırakan psikolojik bir egemenlik ortamıdır. türkiye'nin de esas sorunu fantastik şeriat gelmesi, bu kış komunizm gelebilir beklentileri değil, bunları üreten, pompalayan ve bunun üzerinden kendi egemenliğini başkalarının hak ve hürriyetleri aleyhine genişleten zümredir. bu zümre, soğuk savaş döneminde abd ile ikili ve özgül ilişkiler geliştirerek siyasi iktidarı komunistleşmeye karşı dengelerken, "yıkıcı, ithal ideoloji" manifestosunu kullanıyordu, şaşılacak şey midir türkiye'deki bütün darbelerin abd destekli olması? bugün, bu kart ellerinde yok ve bunun yerine egemen noktaya karşı direnek oluşturmak maksadıyla "psikolojik" etmenler kullanılmaktadır. durum da bu kadar basittir. sizin korkularınız, sizin haklarınızı yok etmek için size karşı, sizin yanınızdaymış gibi manipule edilmektedir.

cesur değil, gerçekçi olalım,

Türkiye'nin önündeki tehdit, şeriat veya komunizm değil bu militarist döngünün kendisidir ve esas korkulması gereken de hepimizi bu kurak hürriyetler çölünde bırakan atmosferdir.

savaş onla,

birbirinizle değil,

zulme karşı hukuk hepimizi ancak bir diğerimiz kadar korur, güvenlik bu kadar.



yazdiklarinin ne kadar gercek disi oldugunu belirtmek gerekirse ki gerekir:)

iran ile Türkiye arasinda tarihten beri büyük paralellikler var cünkü emperyalist güclerin cikarlari ayni bölgede...;

20. yüzyıl başında, İran 1906; Osmanlı 1908- askerlerin bastırmasıyla iki ülkede de meşrutiyet ilan edildi.daha sonra her iki ülke 1920’lerde yeni liderleriyle yönetildi: İran’da subay Rıza Han (Pehlevi), "ormancılar ayaklanmasını" bastırıp yönetimi devirerek kendini "Şah" ilan etti.Türkiye’nin lideri ise iç ve dış düşmanları yenen Mustafa Kemal Atatürk’tü.
Her iki lider de ülkelerinin tarihlerinde görülmedik boyutlarda, modernleşme ve reform politikalarını uygulamaya koydu. Ülkelerini eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar laikleştirmeye çalıştılar. Kılıf kıyafet devrimi yaptılar.Iran ve Türkiye 46 da parlamenter demokrasiye gecis yaptilar...60 larda her iki ülkedede ulusalci askeri darbeler oldu..
CIA, İran’daki darbeci Musaddık’ı yıktı. Yerine tekrar Şah Rıza Pehlevi’yi getirdi. Şah bütün partileri kapattı, liderlerini hapsetti.
Türkiye, 1961’de demokrasiye döndü, seçimler yapıldı.
Aynı dönemde her iki ülkenin siyasi ve iktisadi olarak dışa bağımlılığı arttı. ABD "abi" rolündeydi. Düşman ise komünizmdi.
Her iki ülke de solcularını ezmek, yok etmek için her yola başvurdu. Devlet güçleri, sola karşı diğer güçlerle ittifak yaptı.
Sol muhalefetin ezildiği dönemde İslamcı hareketler güçlendi.
soguk savas döneminde İran’da Sovyetler Birliği yanlısı solculara karşı mollaları desteklediler.
Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri darbesini yaptırıp, İslamcıları kuvvetlendirerek solu ezdirdiler.
ABD, Şah’tan umudunu kesince mollaları destekledi. İran’da mollaları yok etmek isteyen askerlerin elini kolunu bağladı.
Şah Rıza Pehlevi, ölmeden birkaç hafta önce, "Amerika ve İngiltere yerine muhalefeti yok etmek isteyen askerleri dinleseydim, ülkeyi terk etmek zorunda kalmazdım" diye açıklama yaptı.
ABD, Sovyetler Birliği’ni İslam ülkeleriyle kuşatıp içindeki İslamcı halkları ayaklandırarak yıkacağını hesaplıyordu.
Bu nedenle İranlı subaylara hep engel oldu.
Örneğin: Şah gittikten sonra, ülkenin başında kalan sosyal demokrat Başbakan Bahtiyar "İslam Cumhuriyeti’ne izin vermeyeceğim" diyordu.
Genelkurmay Başkanı Karabagi, Bahtiyar’ı destekliyordu.
Bahtiyar, ABD ve İngiltere’ye danıştı. Tabii ki destek alamadı.
Mollalar şanslıydı; dünya siyasal konjonktürü onların lehineydi.
Sonunda Humeyni, Tahran’a geldi. Yerleştiği "Refah Okulu"nda, liberal-İslamcı Mehdi Bazargan’ı Başbakan ilan ettiğini açıkladı. ABD ve Avrupa bu "ılımlı İslamcı" atamadan mutlu oldu.
Ancak mollalar güçlendikçe iktidara yerleşti.
Son hedefleri, halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı olan liberal Müslüman Beni Sadr idi.
Askerler bu kez Beni Sadr’ın imdadına yetiştiler; darbe yapabileceklerini söylediler. Sadr darbe istemedi ve yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.
Mollalar iktidara yerleşti. "Ilımlı İslam" istemiyorlardı!
İran tarihine bakıldığında, mollaların devlete karşı ayaklandığı görülmemişti. Sadece 1963’te Şah, mali kaynaklarını yok ettiği için ilk protesto eylemini gerçekleştirmişlerdi. Bu nedenle Humeyni, Türkiye’ye sürgüne gönderilmişti.
Durum aslında bizim Nakşibendiler’e benziyor, onlar da hep devletin yanında olmuşlardı. Neyse...
Türkiye’deki İslami hareketler ile İran’daki mollaları destekleyen güçler arasında benzerlikler var mıydı?
Yapısal farklılıklar olsa da taban aynıydı:
Mollaların ülke içinde en büyük destekçisi, iç ticaretin üçte ikisini, ihracatın üçte birini elinde tutan ve geleneksel değerlerin savunucusu Bazar esnafıydı.
Mollalar ayrıca liberal-burjuva çevrelerinden de destek gördü. Bunun sebebi, özerklik için harekete geçen Azeri, Kürt, Beluciler gibi etnik unsurların başlarının hemen ezilmesi talebiydi.
Ve tabii, din adamlarının siyasal örgütlenme gücünün en büyük dayanağı ise, cami komiteleriyle girdikleri yoksul mahallelerdi. Camiler cihat birliklerinin hücre evleriydi. Kısa bir süre öncesinin solcu varoş mahallelerinin yoksulları akın akın mollaların arkasından yürüyordu artık.”
Neyse yeşil kuşak artık kendi yaratıcılarını da işkillendirmeye başladı ama neylersin ok yaydan çoktan çıktı. Ilımlı İslamcı bir yönetim iktidar oldu. Tıpkı komşusunda olduğu gibi..
Ayrıca Türkiye de daha kolay başarırlar. İran da uzun süren iç savaşların sebebi mesela türban meselesi tabanda çalışılmadan gökten iner gibi dayatıldı halka ve hala çoğu İranlı kadın-2007 de artık kadın kelimesi de yasaklandığı için kadın kimliklerini de yitirdiler- türbanı ve eşitsizliği hala hazmedememektedirler.
Fakat Türkiye de durum farklı önce tabanda çalışıldı. Özgürlükler öne sürülerek halkı böldüler sizler ve bizler şeklinde. Ve acındırma politikası ile mazlumu oynadılar. Ve istedikleri tabanı odunla, kömürle kaşıkla verdiklerini gösterip kepçe ile aldıklarını gizleyerek yarattılar.
Yani olay halkta siyasi,kültürel taban olmakla kalmamakta...
2008-04-03 (00:54)
Recep Tayyip Erdoğan (pentagraman)
Recep Tayyip Erdoğan (pentagraman)
Kayıt: 2007-09-13 (01:26)
Mesaj: 2.143
La-Turco demiş ki:
pentagraman demiş ki:
DAHA ÖNCE ÇOK KEZ ANLATTIM YİNE ANLATIYORUM TÜRKİYE İRAN OLMAZ, YA BUNU AKLINIZ ALMIYOR YA DA TÜRKİYE HAKKINDA HİÇBİRŞEY BİLMİYORSUNUZ ,Bİ DAHA DA APTAL APTAL TÜRKİYE İRAN OLUR ŞEKLİNDE BAŞLIKLAR AÇMAYIN


bu tip serzenişlerin, benzer türdeki bütün o amaların, ve fakatların, "haydi sen de şuna bir şey söyle" kipi bağlarında gezinen samimiyet, iyiniyet arayışlarının arkasında hep aynı duygu var: KORKU
korku, bu toplumun kafasına katman katman itildi. bu artık delicesine bir seviyeye ulaştı, ülke kendi gerçekliğinden kopmuş bir halde bir tür fantazi dünyasında tartışıyor. akıl sağlığımız bozuk, algılamamız gerçek dışı ve öne sürümlerimiz olgusal değil hayali. bu tipte bir olayı abd türkiye'ye saldırsa olabilecekler farzında da gördük, yaşadık, kişi başına düşen geliri 3000 $ seviylerinde, 10 milyon işsiz, 21 milyon yoksulluk sınırı altında yaşayan insandan oluşan türkiye'nin bütün ihracatının, ithalatının bağlı olduğu, ekonomisinin %60'ından fazlasını teşkil eden, dünyanın tek hegemon gücü ve nato'da ortağı, silahlı kuvvetlerinin kumanda kademesinin bağlı bulunduğu bir ülkeyle savaş ihtimali ve korkusu dahi bu ülkede var. yalnız kendimizi tanımıyor değiliz, başımıza geleceklerin paranoyak hayallerinden de götümüz düşüyor.

bu korku dili ve edebiyatı okullarda işlenmeye başlanıyor ve bütün kurumlarla türk halkına tekrar tekrar sunuluyor. türbanlılardan korkuluyor, gayet muhafazakar sosyal çevrelerde, son derece kısıtlı olanaklarla yaşayan, içinde yaşadığı kültürel atmosfer sebebiyle aktivist olmayan, esasında da geleneksel domestik kadın tipolojisine yakın bir yaşama biçimi olan bu kadınların ciddi ciddi türkiye'yi ele geçireceğini, kamu görevinde bulunacağını, bunların daha sonra da türkiye'yi dönüştüreceğini düşünüyoruz, imam hatip liseli, eskiden radikal şeriatçı bir başbakan ile cumhurbaşkanı'nın olduğu ülkede. korktuklarımızın gerçekleşmesinin türbanlıların engellenmesi ile engellenemeyeceğini şu dairede dahi anlayamıyorsak, bu korku edebiyatı üstüne biraz daha kelam etmek lazım,

ermenilerden korkuluyor, 10.000 kişiden az nüfuslarıyla türkiye işgale uğrarsa arkamızdan vurmasından, kürtlerden korkuluyor, 20 senedir pkk ile savaşan bir ülkedeyiz ve 20 senedir pkk mensubu insan sayısı senede 3000 sayısını aşmadı, 12 milyon kadar kürt var. Milyonlarca insan işsizken, bunlar ideolojik olarak son derece indoktrine edilmiş ve vatan için ölmenin "kutsal" kabul edildiği bir kültürel atmosferde. hristiyanlardan korkuyoruz, "islam dinine mensup çocuklarımızı çalacaklarından", bu ülkede 1200 sene müslümanlarla hristiyanların, üstelikde neredeyse denk nüfuslarda beraber yaşadıklarını unutarak. şeriat geleceğinden korkuyoruz, tarihte hiç olmamasına rağmen. ve bitmiyor. işgalden korkuyoruz, 20 sene öncesine kadar sovyet işgalinden, yunan işgalinden, bulgar işgalinden, ermeni işgalinden, suriye ve ırak'ın işgalinden. komunizmden, liberalizmden, faşizmden ve her tür ideolojiden korkuyoruz, sosyolojik kültürel katmanlara hiç bakmadan. rekabetten ve rekabet edememekten, ekonomik gelişmeden ve gelişememekten, din ve vicdan hürriyetinden ve onun yok olmasından, ülkenin aynı anda ateist, islamcı, hristiyan olmasından.

değişimden korkuyoruz.

demokrasiden korkuyoruz, bildiğimiz manada ülkenin elimizden gitmesinden, egemenliğimizin, zümresel, sınıfsal hakimiyetimizin elimizden gitmesinden korkuyoruz.

ve çocuklarımızın akıllarını korkularla zehirliyoruz. onlardan katiller yaratıyoruz. ilkokul 1 den başlayarak hayatının sonuna kadar her tür enformasyon ortamında korkuları pompalıyoruz.

bu toplum "çocuk" ve "öcü"lerden korkuyor.

ışığı yakalım, karanlık üstümüze çöktü.

Türkiye, bir şeriat devleti olmayacak. bu mümkün değil.

tarihi olarak mümkün değil, zira türkiye cumhuriyeti'nden önce bu coğrafyada çok partili rejim vardı, bu ülke serbest seçimlerle yöneticilerini seçiyordu. bu ülkede, selanik vardı, özgürlük kenti diye anılıyordu. bu ülkede, hristiyanlar, yahudiler, müslümanlar, ermeniler, rumlar beraberce hem de ayrı hukuk düzenlerinde hareket ediyorlardı. ideal değildi, zamanına göre değildi, ama vardı. bu coğrafyanın tarihinde bir şeriat asla olmadı, şeyhülislam teknik ve siyasi olarak padişah'a bağlıydı, şeri hükümler her zaman padişah'ın gündelik realpolitik ihtiyaçlarına göre "seküler" bir şekilde yeniden yorumlanıyordu. türkiye cumhuriyeti'nden sonra ise şerri hükümler ve islam fıkhı tamamen ortadan kalktı, bugün türk halkı tarihsel olarak 900 senelik bir şeriat dışı tarihe sahiptir. yani, mısır'da yapamadığınızı türkiye'de yapamazsınız. yani, iran'da olan türkiye'ye uymaz, zira iran yaklaşık olarak 600 senedir, katı, monolit ve sistematik olarak kurumsallaşmış ayetullahların egemenliğinde iken, osmanlı ve devamında böyle kurumsallaşmış bir "din sınıfı" bulunmaz. ulema, sarayın "hukuk danışmanı"ndan fazla değildir, halife, dini yetki aracılığıyla siyasi, real bir yetkiyi meşrulaştırır. iran'daki gibi din sınıfı ile merkezi iktidar arasında sistematik bir çatışma bulunmaz.

kültürel olarak mümkün değil, zira türk halkı hiç şeriatla yönetilmedi, bir kaç vaka ve vaka-i adiye hariç bugün anladığımız anlamda islam şeriat ile yönetilmek istenenler de asla egemen bir pozisyona geçemedi. osmanlı ve öncesindeki devletlerle, türkiye cumhuriyeti tarihinin hiç bir döneminde şeriat kültürü derin bir kök salmamıştır. bu ülkenin çok büyük çoğunluğu selefi islam anlayışından tamamen uzaktır ve böyle bir yaşam şeklini benimseyemez. türkiye'nin köyleri, türkiye'nin kasabaları kadınlarla erkeklerin arap toplumlarının hayal dahi edemeyeceği kadar içiçe olduğu, çeşitlilik ve derinlik arz eden bir iş bölümüne sahiptir. tarlalarda kadınlar erkeklerden daha fazla çalışır, sosyal hayata daha çok katılır ve sanıldığının aksine şehirli kadınlardan daha büyük bir oranda işgücüne dahil olurlar. gene kültürel olarak katı islam şeriatı bu ülkenin pratik hayat uygulamasında yer almaz, türk halkı yüzyıllardır çok katmanlı, çok çeşitli etnik, dini ve kültürel gruplardan oluşan bir sosyal bütünlüğe sahiptir ve bu çeşitlilik yaşam alışkanlıklarının derinliğine işlemiştir. dünya'da bu kadar rakı tüketilen bir islam ülkesi yok, dünya'da kadınlarla erkeklerin bu derece birbiriyle beraber yaşadığı, efeler, zeybekler, eşkiyalar, dağa çıkanlar üzerinden üretilmiş bir halk kültürüne sahip islam coğrafyası da yok. "yanar elif elif diye" ile başlayın, "şimdi ki kızlar ne de hoş olur kucakta vay vay" diye devam edin, bu halkın şarkılarının erotizmi insanın başını döndürür. bu, başka hiç bir islam coğrafyasında olmayan bir eşsizliktir.

siyasi olarak mümkün değil, tam 62 senedir çok partili hayat içerisindeyiz. bunun 58 senesinde, bütün darbelere, bütün operasyonlara, bütün baskılara rağmen bu halk %70lere varan bir çoğunlukla demokratik cumhuriyet değerleriyle mutabık partilere oy verdi. şeriat korkusunun tavan yaptığı 95 senesi dahi, bu ülkenin yüzde %65'i merkez sağ (anap, dyp) ve sol (chp, dsp) partileri tercih etmiştir, mhp, hadep, ydh vesaire gibi partileri katarsanız oy oranı %80'lere çıkar. bu ülkede hangi halkla, bu kadar blok ve 50 senedir kendini gösteren bir halk kitlesine karşı şeriat getireceksiniz? türkiye 58 senedir nato ortaklığında, 62 senedir batı blokuna dahil, bütün güvenlik ağı bu batı bloğu projesi üzerine oturmuştur. bunun değişmesi de mümkün değildir, zira türkiye'nin bütün siyasi projeleri bu birliktelik üzerine kurulmuştur. ancak cehennem de yürürsek, cehennem de bizim içimize yürür, batı bloku da türkiye'nin içine girmiştir. yaşam şekliyle, tüketim alışkanlıklarıyla, üretim biçimleriyle türk toplumu bu kültürden derin bir şekilde etkilenmiştir. türk insanının siyasi hayalleri orta ölçekli bir ortadoğu ülkesi olmak değil, zengin, müreffeh bir batı ülkesi olarak o yaşam alışkanlıklarına sahip olmaktır. bu değiştirilemeyeceği için değişmez, ülkeler arasındaki sosyolojik, kültürel ve siyasi ilişkiler o ülkeleri birbirlerine yakınlaştırır, şaşırtıcı gelecek ama türk insanının da tüketim alışkanlıkları ile gösterdiği ortalama yaşam biçimi suriye'ye değil yunanistan'a benzer, iran'a değil fransa'ya daha yakındır.

ekonomik olarak mümkün değil, yüzde 92,8'i küçük ve orta boylu işletmelerden oluşan türkiye'nin en muhafazakar coğrafyalarında yaşayan iş adamlarının dahil olduğu bir milyon üyeli tobb, müsiad vesaire gibi büyük sanayi ve ekonomik örgütlenmelerin dahi ihracatlarının %80'i ve ithalatlarının yüzde 70'i batı bloku ülkelerindendir. temelde imalat sanayine dayalı ve ihraç ettiği malların &80'ini batıya yapan, bunun üstünden katma değer elde edip finanse edilen bir kamu maliyesine sahip olan ve ithal edilen mallar üzerinden alınan vergilerin 16 milyar dolarlık bir kalem oluşturduğu, 42 milyar dolarlık cari açığa sahip ve bunun finansmanını gene batı sermayesi ile yapan bir ülkenin şeriata dönmesi mümkün değildir. böyle bir deliliği yapan her siyasi iktidar ertesi gün gelecek morataryum, borsanın çöküşü, 10 milyon üstü insana eklenecek 12 milyon- 15 milyon ekstra işsiz yükü ve yarısı 30 yaş altı onların da %60'ı işsiz bir nüfusla karşı karşıya kalır. bu patlamanın maliyetini karşılayabilecek bir siyasi parti yoktur. böyle bir partinin cebinde 200 milyar dolar, ve türkiye'deki üreticilerin ihraç yapabileceği 1 trilyon dolarlık bir pazar gerekir. bunun karşısına da kişi başına düşen geliri ortalama 2500 dolar seviyelerinde, nüfusunun yarısı okuma yazma bilmeyen islam coğrafyası konulamaz. böyle bir sosyal patlamanın yaratacağı iç turbulansı da hiç bir güç durduramaz. "geldikleri gibi giderler" ondan da böyle bir şeye kimse kalkışmaz. iki, buna kalkışacak siyasi iktidarın da siyasi amaçlarına erişmek için finans desteğine ihtiyacı vardır ve bu finansı sağlayanlar o partiye de sahip olurlar. bu finansı da uzaylılar sağlamadığına, bizzat türk sermayesi partilere yardım, katılım vesaire yolla katkı sağladığına göre bu partiler böyle bir deliliği akıllarının ucundan dahi getiremezler. alın buyrun, işçi partisi ekonomik programı orada duruyor, o manyaklığı ancak %0.5'lik bir dilime hitap ettiğiniz zaman öne sürebilirsiniz. benzeri türde bir manyaklığı ise diğer kitle partileri öne süremez ve şeriatı getirmek için de bir kitle gerektiğinden bu olmaz. bütün bunlar iran'ın sahip olmadığı göstergelerdi ve bunların yaklaşık 10 da biri olan mısır da bile islam devleti olmuyorsa, türkiye'de mümkün değildir.

ve sonuncu olarak, sosyolojik olarak mümkün değildir
, kuzeyden güneye, doğudan batıya türkiye coğrafi bölgelerine göre farklılıklar gösteren kültürel yaşama biçimlerine sahip alt topluluklardan oluşur. egenin yaşam biçimi ile güney doğunun, onunla karadenizlilerin ve marmaranın, onlarla orta anadolunun bir değildir. 25 üzerinde farklı dil konuşulan, 12'inin üzerinde farklı etnik grup bulunan bir ülkede, islam dininin tekil bir anlayışı dominant olamaz. bunun için gereken çeşitli yaşama biçimlerini kavrama, uyumlanma ve onlarla beraber olabilme esnekliğine sahip değildir. bir coğrafyada tutan bir "yöntem" diğer coğrafyada bütünüyle patlar. uşak ile izmir'in dahi yaşama biçimlerinin birbirinden büsbütün farklı olduğu bir ülke, tekil çözümlemelerle "şeriat gelecek" diye analiz edilemez.

bütün bu gerçekler, türkiye'de neden şeriatın gelemeyeceğini gösterir, ancak neden militarist bir düzenin varolamayacağını açıklamaz.

zira sıradan militarızm bunların hepsiyle uyumlu olabilir, türkiye'de de gayet uyumludur. yani sıradan militarist bir düzen, hem ekonomik çeşitliliği, hem kültürel çeşitliliği katman katman "güvenlik paranoyası" ile harmanlayarak elinde bulunduğu üstün askeri güç ve baskı vasıtaları ile egemenlik kurabilir ancak ideoloji üretemez. bunun için sürekli güvenlik kaygısına ihtiyaç vardır ve bunun yeniden üretimi de ancak korku kültürü üzerinden mümkündür. ayrıştırılmış iç gruplar bulacak olan bu tipte bir militarizm, genelin yaşam güvenliğine hitap ederek bu tipte gruplara baskı uygular, yerli işbirlikçiler ve sessiz kitleler aracılığıyla ayrıcalıklı pozisyonunu sürdürür. sıradan militarist bir düzen zorunlu olarak mussolini faşizmi değil, nikaragua'da gözlenen veya şili'de de ortaya çıkan şekliyle anlık darbesel ve yerini gene demokrasiye bırakan psikolojik bir egemenlik ortamıdır. türkiye'nin de esas sorunu fantastik şeriat gelmesi, bu kış komunizm gelebilir beklentileri değil, bunları üreten, pompalayan ve bunun üzerinden kendi egemenliğini başkalarının hak ve hürriyetleri aleyhine genişleten zümredir. bu zümre, soğuk savaş döneminde abd ile ikili ve özgül ilişkiler geliştirerek siyasi iktidarı komunistleşmeye karşı dengelerken, "yıkıcı, ithal ideoloji" manifestosunu kullanıyordu, şaşılacak şey midir türkiye'deki bütün darbelerin abd destekli olması? bugün, bu kart ellerinde yok ve bunun yerine egemen noktaya karşı direnek oluşturmak maksadıyla "psikolojik" etmenler kullanılmaktadır. durum da bu kadar basittir. sizin korkularınız, sizin haklarınızı yok etmek için size karşı, sizin yanınızdaymış gibi manipule edilmektedir.

cesur değil, gerçekçi olalım,

Türkiye'nin önündeki tehdit, şeriat veya komunizm değil bu militarist döngünün kendisidir ve esas korkulması gereken de hepimizi bu kurak hürriyetler çölünde bırakan atmosferdir.

savaş onla,

birbirinizle değil,

zulme karşı hukuk hepimizi ancak bir diğerimiz kadar korur, güvenlik bu kadar.



yazdiklarinin ne kadar gercek disi oldugunu belirtmek gerekirse ki gerekir:)

iran ile Türkiye arasinda tarihten beri büyük paralellikler var cünkü emperyalist güclerin cikarlari ayni bölgede...;

20. yüzyıl başında, İran 1906; Osmanlı 1908- askerlerin bastırmasıyla iki ülkede de meşrutiyet ilan edildi.daha sonra her iki ülke 1920’lerde yeni liderleriyle yönetildi: İran’da subay Rıza Han (Pehlevi), "ormancılar ayaklanmasını" bastırıp yönetimi devirerek kendini "Şah" ilan etti.Türkiye’nin lideri ise iç ve dış düşmanları yenen Mustafa Kemal Atatürk’tü.
Her iki lider de ülkelerinin tarihlerinde görülmedik boyutlarda, modernleşme ve reform politikalarını uygulamaya koydu. Ülkelerini eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar laikleştirmeye çalıştılar. Kılıf kıyafet devrimi yaptılar.Iran ve Türkiye 46 da parlamenter demokrasiye gecis yaptilar...60 larda her iki ülkedede ulusalci askeri darbeler oldu..
CIA, İran’daki darbeci Musaddık’ı yıktı. Yerine tekrar Şah Rıza Pehlevi’yi getirdi. Şah bütün partileri kapattı, liderlerini hapsetti.
Türkiye, 1961’de demokrasiye döndü, seçimler yapıldı.
Aynı dönemde her iki ülkenin siyasi ve iktisadi olarak dışa bağımlılığı arttı. ABD "abi" rolündeydi. Düşman ise komünizmdi.
Her iki ülke de solcularını ezmek, yok etmek için her yola başvurdu. Devlet güçleri, sola karşı diğer güçlerle ittifak yaptı.
Sol muhalefetin ezildiği dönemde İslamcı hareketler güçlendi.
soguk savas döneminde İran’da Sovyetler Birliği yanlısı solculara karşı mollaları desteklediler.
Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri darbesini yaptırıp, İslamcıları kuvvetlendirerek solu ezdirdiler.
ABD, Şah’tan umudunu kesince mollaları destekledi. İran’da mollaları yok etmek isteyen askerlerin elini kolunu bağladı.
Şah Rıza Pehlevi, ölmeden birkaç hafta önce, "Amerika ve İngiltere yerine muhalefeti yok etmek isteyen askerleri dinleseydim, ülkeyi terk etmek zorunda kalmazdım" diye açıklama yaptı.
ABD, Sovyetler Birliği’ni İslam ülkeleriyle kuşatıp içindeki İslamcı halkları ayaklandırarak yıkacağını hesaplıyordu.
Bu nedenle İranlı subaylara hep engel oldu.
Örneğin: Şah gittikten sonra, ülkenin başında kalan sosyal demokrat Başbakan Bahtiyar "İslam Cumhuriyeti’ne izin vermeyeceğim" diyordu.
Genelkurmay Başkanı Karabagi, Bahtiyar’ı destekliyordu.
Bahtiyar, ABD ve İngiltere’ye danıştı. Tabii ki destek alamadı.
Mollalar şanslıydı; dünya siyasal konjonktürü onların lehineydi.
Sonunda Humeyni, Tahran’a geldi. Yerleştiği "Refah Okulu"nda, liberal-İslamcı Mehdi Bazargan’ı Başbakan ilan ettiğini açıkladı. ABD ve Avrupa bu "ılımlı İslamcı" atamadan mutlu oldu.
Ancak mollalar güçlendikçe iktidara yerleşti.
Son hedefleri, halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı olan liberal Müslüman Beni Sadr idi.
Askerler bu kez Beni Sadr’ın imdadına yetiştiler; darbe yapabileceklerini söylediler. Sadr darbe istemedi ve yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.
Mollalar iktidara yerleşti. "Ilımlı İslam" istemiyorlardı!
İran tarihine bakıldığında, mollaların devlete karşı ayaklandığı görülmemişti. Sadece 1963’te Şah, mali kaynaklarını yok ettiği için ilk protesto eylemini gerçekleştirmişlerdi. Bu nedenle Humeyni, Türkiye’ye sürgüne gönderilmişti.
Durum aslında bizim Nakşibendiler’e benziyor, onlar da hep devletin yanında olmuşlardı. Neyse...
Türkiye’deki İslami hareketler ile İran’daki mollaları destekleyen güçler arasında benzerlikler var mıydı?
Yapısal farklılıklar olsa da taban aynıydı:
Mollaların ülke içinde en büyük destekçisi, iç ticaretin üçte ikisini, ihracatın üçte birini elinde tutan ve geleneksel değerlerin savunucusu Bazar esnafıydı.
Mollalar ayrıca liberal-burjuva çevrelerinden de destek gördü. Bunun sebebi, özerklik için harekete geçen Azeri, Kürt, Beluciler gibi etnik unsurların başlarının hemen ezilmesi talebiydi.
Ve tabii, din adamlarının siyasal örgütlenme gücünün en büyük dayanağı ise, cami komiteleriyle girdikleri yoksul mahallelerdi. Camiler cihat birliklerinin hücre evleriydi. Kısa bir süre öncesinin solcu varoş mahallelerinin yoksulları akın akın mollaların arkasından yürüyordu artık.”
Neyse yeşil kuşak artık kendi yaratıcılarını da işkillendirmeye başladı ama neylersin ok yaydan çoktan çıktı. Ilımlı İslamcı bir yönetim iktidar oldu. Tıpkı komşusunda olduğu gibi..
Ayrıca Türkiye de daha kolay başarırlar. İran da uzun süren iç savaşların sebebi mesela türban meselesi tabanda çalışılmadan gökten iner gibi dayatıldı halka ve hala çoğu İranlı kadın-2007 de artık kadın kelimesi de yasaklandığı için kadın kimliklerini de yitirdiler- türbanı ve eşitsizliği hala hazmedememektedirler.
Fakat Türkiye de durum farklı önce tabanda çalışıldı. Özgürlükler öne sürülerek halkı böldüler sizler ve bizler şeklinde. Ve acındırma politikası ile mazlumu oynadılar. Ve istedikleri tabanı odunla, kömürle kaşıkla verdiklerini gösterip kepçe ile aldıklarını gizleyerek yarattılar.
Yani olay halkta siyasi,kültürel taban olmakla kalmamakta...
alın size bir korku unsuru daha, işte bu korku unsurları memleketi bu hale getirdi, son kez söylüyorum, türkiyeye şeriat gelmez,gelemez, İM-KAN-SIZ
2008-04-03 (00:56)
Ugur Koclar (La-Turco)
Ugur Koclar (La-Turco)
Kayıt: 2008-03-31 (19:43)
Mesaj: 114
arkadas güzel yaziyorsunda bende olur diyorum...olmasi gerektigi zaman oluyor iste..normalde bakarsan darbelerde olmamali cünkü halk demokrasiden yana...ama darbe olunca milletin sesi cikmiyor...yarin fettullahcilar askerin icine sizarsa kim engeller?fettullah gülenin ABD nin taseronu oldugunu bilmeyen yok...biraz daha tutarli cevaplar lütfen
Sayfa / 3
123 Sonraki SayfaSon Sayfa