|
|
SABETAYİSTLER.. | |
|
|
||
Kibrisli Efe (kibrisli23)
Kayıt: 2007-06-03 (16:01)
Mesaj: 5.269
Mesaj: 5.269
Kim bu Sabetaycılar?.. Ya da diğer bir deyişle dönmeler?..
1400 ve 1500’lü yıllarda özellikle İspanya’da baskı ve işkenceden kaçıp Osmanlı’ya sığınan, toprağımızı vatan sayan ve yüzyıllar boyu özgürce yaşayan Yahudiler! Bir bölümü bu süreçte dillerini, dinlerini, kültürlerini koruyor. Ama görüntüde Müslüman oluyorlar. İşte bu yüzden onlara “dönme” deniyor…
Sabetaycıların adetlerini ve Türkiye'deki en ünlü Sabetaycıları sizler için araştırdık... Sabatayizmin kurucusu Sabatay Sevi'dir... Ona inanan Yahudilere göre o bir Mesih. Sabetayizm de Yahudi Mistisizmine ya da başka bir deyişle Kabbala’ya dayanan gizli bir inanç… Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar “Müslüman gibi” görünürler ve Müslüman isimleri alırlar. Onların da Tanrı inancı tam. Ancak peygamber olarak Sebatay Sevi’yi görüyorlar…
Aralarına katilleri almıyorlar.
Zina kesinlikle yasak.
Yalan şahitlik, birbirini ele vermek iyi karşılanmıyor.
Her gün gizlice mezamir okuyorlar.
Her ayın doğuşunu izleyip, ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua ediyorlar. Oğullarını sünnet ediyorlar.
Türklerin gözlerini örterek gizlenmek için Müslüman adetlerine dikkat ediyorlar.
En önemlisi ise kendi aralarında evleniyorlar, asla bir müslümanla evlilik sözleşmesi yapmıyorlar.Hepsinin gizli Yahudi adları vardır ve birbirlerine "şalom aleyke" diye yahudi selamı veriyorlar.
Ölülerini Türk mezarlığına gömmüyorlar.
Gizli mabedleri var ve Mezheplerinin sırrı ancak evlenince kendilerine bildiriliyor…
Peki Türkiye’de kaç Sabetaycı yaşıyor? Türkiye'de Sabetaycı olduğunu söyleyerek 1969 yılında resmi makamlara Musevi olmak üzere başvuran bir kişi bulunmaktadır: Ilgaz Zorlu… Resmi rakam bu nedenle bir kişidir. Gayri resmi rakamlara gelince… Türkiye’de bu konu üzerine pek çok araştırma yapan ve yayınlayan en önemli kişi Yalçın Küçük oldu.Küçük isimlerden yola çıkarak kimlerin Sabetaycı olduğunu “deşifre” etti.
İŞTE KÜÇÜK’E GÖRE SABETAYCI OLAN İSİMLER…;
İSMAİL CEM,HÜLYA AVŞAR,KEMAL DERVİŞ
“Derviş ailesi Sabetayistlerin Kapanî kolunun lideridir.” CEM BOYNER,BEHİCE BORAN,MAZHAR ALANSON,GÜLBEN ERGEN,DİNÇ BİLGİN,TANSU ÇİLLER,YAŞAR KEMAL,SAMİ KOHEN
(Küçük’e göre Sami isimliler çoğunlukla Sabetayist’tir) DENİZ AKKAYA,NAİM TALU
Küçük, Talu için, Cumhuriyet Türkiye’sinde Başbakanlık koltuğuna oturabilmiş ilk Sabatiyst diyor. ALTAN ERBULAK,YUNUS NADİ,SEDAT SİMAVİ,VİTALİ HAKKO,YILMAZ ERDOĞAN,AYŞE ARMAN,SERTAP ERENER
“Işık Lisesi öğrencisi Sertap Erener, Sabatayist basının dünyaca meşhur ettiği bir şarkıcıdır.” ÇEVİK BİR,RAHŞAN ECEVİT
Alıntıdır!!
Bunlar sadece deşifre edilenler bide deşifre edilmeyen çoğunluk var….
1400 ve 1500’lü yıllarda özellikle İspanya’da baskı ve işkenceden kaçıp Osmanlı’ya sığınan, toprağımızı vatan sayan ve yüzyıllar boyu özgürce yaşayan Yahudiler! Bir bölümü bu süreçte dillerini, dinlerini, kültürlerini koruyor. Ama görüntüde Müslüman oluyorlar. İşte bu yüzden onlara “dönme” deniyor…
Sabetaycıların adetlerini ve Türkiye'deki en ünlü Sabetaycıları sizler için araştırdık... Sabatayizmin kurucusu Sabatay Sevi'dir... Ona inanan Yahudilere göre o bir Mesih. Sabetayizm de Yahudi Mistisizmine ya da başka bir deyişle Kabbala’ya dayanan gizli bir inanç… Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar “Müslüman gibi” görünürler ve Müslüman isimleri alırlar. Onların da Tanrı inancı tam. Ancak peygamber olarak Sebatay Sevi’yi görüyorlar…
Aralarına katilleri almıyorlar.
Zina kesinlikle yasak.
Yalan şahitlik, birbirini ele vermek iyi karşılanmıyor.
Her gün gizlice mezamir okuyorlar.
Her ayın doğuşunu izleyip, ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua ediyorlar. Oğullarını sünnet ediyorlar.
Türklerin gözlerini örterek gizlenmek için Müslüman adetlerine dikkat ediyorlar.
En önemlisi ise kendi aralarında evleniyorlar, asla bir müslümanla evlilik sözleşmesi yapmıyorlar.Hepsinin gizli Yahudi adları vardır ve birbirlerine "şalom aleyke" diye yahudi selamı veriyorlar.
Ölülerini Türk mezarlığına gömmüyorlar.
Gizli mabedleri var ve Mezheplerinin sırrı ancak evlenince kendilerine bildiriliyor…
Peki Türkiye’de kaç Sabetaycı yaşıyor? Türkiye'de Sabetaycı olduğunu söyleyerek 1969 yılında resmi makamlara Musevi olmak üzere başvuran bir kişi bulunmaktadır: Ilgaz Zorlu… Resmi rakam bu nedenle bir kişidir. Gayri resmi rakamlara gelince… Türkiye’de bu konu üzerine pek çok araştırma yapan ve yayınlayan en önemli kişi Yalçın Küçük oldu.Küçük isimlerden yola çıkarak kimlerin Sabetaycı olduğunu “deşifre” etti.
İŞTE KÜÇÜK’E GÖRE SABETAYCI OLAN İSİMLER…;
İSMAİL CEM,HÜLYA AVŞAR,KEMAL DERVİŞ
“Derviş ailesi Sabetayistlerin Kapanî kolunun lideridir.” CEM BOYNER,BEHİCE BORAN,MAZHAR ALANSON,GÜLBEN ERGEN,DİNÇ BİLGİN,TANSU ÇİLLER,YAŞAR KEMAL,SAMİ KOHEN
(Küçük’e göre Sami isimliler çoğunlukla Sabetayist’tir) DENİZ AKKAYA,NAİM TALU
Küçük, Talu için, Cumhuriyet Türkiye’sinde Başbakanlık koltuğuna oturabilmiş ilk Sabatiyst diyor. ALTAN ERBULAK,YUNUS NADİ,SEDAT SİMAVİ,VİTALİ HAKKO,YILMAZ ERDOĞAN,AYŞE ARMAN,SERTAP ERENER
“Işık Lisesi öğrencisi Sertap Erener, Sabatayist basının dünyaca meşhur ettiği bir şarkıcıdır.” ÇEVİK BİR,RAHŞAN ECEVİT
Alıntıdır!!
Bunlar sadece deşifre edilenler bide deşifre edilmeyen çoğunluk var….
Hüma Eren (canbil)
Kayıt: 2007-12-09 (22:24)
Mesaj: 73
Mesaj: 73
Ben de Soner Yalçının Efendi kitabında okumuştum. Ama kafam çok karıştı yarım bıraktım. Yalçın Küçüğün sabetaylar hakkında bir kitabı var mı? varsa ismini yazar mısınız? kıbrıslı.
Kibrisli Efe (kibrisli23)
Kayıt: 2007-06-03 (16:01)
Mesaj: 5.269
Mesaj: 5.269
aslında tam olarak bilmiyorum olup olmadığını sadece sabetaylar hakkında röportajları ve makalelerinin olduğunu biliyorum.son dönemde sabetaylar hakkındaki çalışmalarıyla tanınıyor yalçın küçük.daha fazla bilgi isteyenler vereceğim adrese bakabilir:
http://www.yalcinkucuk.net/index.php
http://www.yalcinkucuk.net/index.php
Kibrisli Efe (kibrisli23)
Kayıt: 2007-06-03 (16:01)
Mesaj: 5.269
Mesaj: 5.269
sabetaylar hakkında yalçın küçüğün kaleme aldığı bir makaleyi paylaşayım dedim.konuyla ilgili olanların sonuna kadar okumasını tavsiye ederim.
Sabatayist Sürprizler
"Aydınlık Gazetesi'nde Yalçın Küçük, Selanik dönmeleri hakkında bilgi verip duruyor. Bunca malumatı hangi kaynaktan elde ediyor?" M. Ş. Eygi, Sabetaycılar, İstanbul, 2000, s. 1999
Sevgili Hocam Profesör Seha Meray, Hacettepe'de, amansız denilen hastalıkla pençeleşiyordu, son günleriydi, gittim, her zaman neşeliydi, fıkra anlatmayı çok seviyordu, bir gün bir tatil köyünde çok yakın arkadaşı Haldun Taner'le yaklaşık sekiz saat hiç kesmeden karşılıklı fıkra anlatmalarına tanık olmuştum, sırayı birbirinin ağzılarından çalıyorlardı.
EN ETKİLİ TARİKAT
Küçükken Çemberlitaş'ta tiyatroya giderlermiş, parasız içeri sızarlarmış, sahnenin dibinden seyrederlermiş, Hocam anlatıyordu, Naşit karşısındaki oyuncuya fısıldıyormuş, "bana şunu söyle, sana bir tokat atacağım" diyormuş, seyirciler duymuyor, Hocam Seha duyuyormuş. Hocam, bunu bana, o zamanki CHP yöneticilerini kastederek tekrarlıyordu; fakat, Ş. Eygi'nin sabataycılar tarafından yayınlanan kitabına daha çok uymaktadır. Öyle anlaşıldı, ülkemizin yahudi-sabatayist lobisi, sanki, bu çok zayıf, bilimsellikten uzak, tartışmaya hiç bir yenilik getirmeyen bu kitabı bekliyordu; birden "engizisyon, ırkçılık, anti-semitizm, kıyım" türünden çığlıklar göklere çıkıverdi, her tarafı inletti. Her halde sabatayizm üzerine başlamış bu sağlıklı ve yol açıcı tartışmayı, arabist-islamcı yazar Eygi'nin zayıf vücudunu hedef alarak durdurmayı hesapladılar; kolay olmadığını haber vermek zorundayım. Çünkü ister ayrı bir din ve isterse bir tarikat sayılsın, sabatayistlerce izlenen politikalar hem tüm estetik değerlerimizi ve hem de sağlıklı dış politika yönelişlerimizi bozmaktadır. Ayrıca sabatayizmin Türkiye'de en güçlü ve etkili tarikat olduğu yollu değerlendirme büyük ölçüde doğrudur; doğru olan bir de bu alandaki bilimsel araştırmalarımızın henüz başında olduğumuzdur.
YENİ ŞAFAK WASHINGTON-TELAVİV ÇİZGİSİNE OTURDU
Beni izleyenlerin, televizyonu insanlığın başına gelebilecek büyük felaketlerden birisi saydığımı bildiklerini sanıyorum; dolayısıyla Ş. Eygi-N. İpekçi tartışmasını izlemediğimi tahmin etmek zor olmamalıdır. Fakat, Y. Şafak'tan M. Barlas, D. Cundioğlu ve A. Taşgetiren ile Cumhuriyet'ten O. Çalışlar'ın yazılarından haberdar oldum; Y. Şafak ve Cumhuriyet yazarları, Eygi'yi ve yayını yapan televizyonu lânetlemekte biribiriyle yarış ediyorlardı, doğrusu, Barlas, Cundioğlu, Taşgetiren ve Çalışlar'ın enternasyonalist çizgileri gözlerimi yaşarttı, söylemek gerekiyor. Y. şafak, artık gözle görülür dozajda, Washington-Telaviv çizgisinde bir yayın politikasına sahip, dolayısıyla, yahudi, sabatayist lobisini sevindirici tutumuna şaşırmadım; Çalışlar'a "nefesine yazık" diyen Sabah'tan İlker Sarıer de şaşırtmıyor, ancak, Oral Çalışlar'ın tutumunun bende sürpriz etkisi yaptığı açıktır. "Sürpriz" bende "araştırma" tahrik eden bir reflekstir; Sabah yazarında iki, Cumhuriyet'te bir -er veya -ar eki gözüküyor, araştırma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de sabatayistlerin, çoğu zaman, isim ve özellikle soyadlarına -men, -man veya -ar, -er ekleri koyduklarını ortaya çıkarmıştım; Türkçe'deki -ci ve -lı eklerinin yerini tutuyor. "Bezmen", "bezci demektir ve Halil Bezmen'in Amerika'da sabatayizmini açıkladığını biliyoruz ve öte yandan "İpeker" veya "İpekçi" soyadları da çok taşınmaktadır, birincisi ikincisi ile aynı anlamdadır. Bu arada devam etmeden, buraya hemen not etme gereği duyuyorum, "Özer" veya "Özar' ya da "Ezer", Türkiye'de sabatayist yurttaşlarımız tarafından sıklıkla taşınan isimler arasında yer alıyor; ancak bunlar ekleme yoluyla bulunmuyorlar, tam tersine net İbrani isimlerdir ve zaman zaman Türk isimleriyle özdeşiyorlar, özellikle seçilmelerini bu özdeşliğe bağlıyoruz.
VİTALİ MANSUR VB
Ne yazık ki ülkemizde "isim-bilim" olarak türkçeleştirdiğimiz onomastique disiplini el değmemiş durumdadır; halbuki büyüleyici olduğunu söyleyebiliyorum. Her halde yahudi onomastique'i en zor olanıdır; çünkü Babylon sürgününden sonra İbrani'yi unuttular, İbrani isimleri Arami telaffuz etmeye başladılar, daha sonra da, MÖ. 3. Yüzyıldan itibaren elenizasyon ile birlikte isimlere Yunani ekler koydular, Ezra'nın Esdras olması ve bize 'Esra' olarak gelmesi örnektir, çoğu zaman isimleri bizim gecekondu evleri türünden eklemli durumdadır. Diasporada ise birisi İbrani ve diğeri yaşadıkları yere uygun iki isim almayı adet edindiler; bu nedenle bütün sabatayistler de iki isimlidir. Ancak bazen diasporada, ibrani ismi, çevirerek bulma yoluna da gittiklerini de görüyoruz; "Hayyim", İbrani'de "hayat" anlamındadır ve İtalya'da Hayyim yerine "Vital" kullanıldığını görüyoruz ve buradan "Vitali" ismine ulaşıyoruz, "hayatım" anlamındadır ve Hakko'nun adıdır. "Eliezer" çok kullanılan bir İbrani adıdır; fakat, Arap ikliminde bunun tam karşılığı "Mansur" olmaktadır ve aynı anlama geliyor ve artık yahudi dünyasında aynı ölçüde taşınıyor, böylece Cem Mansur'un soyadına gelmiş oluyoruz.
SUZAN, RUTKAY
Peki yakın zamanların ünlü sanatçısı Suzan Yakar sabatayist miydi; benim böyle bir iddiam yok, fakat, eğer öyleyse, isim-bilim alanındaki yaratıcılığına hayranlık duymamız gerekiyor. Bir kez "Suzan" adının Türkçe olmadığını ve Türk isimler sözlüğünde yer almadığını biliyoruz. Böyle bir durumda, büyük saflıkla benim ilk başvurduğum dil Farsça olmaktadır; gerçekten de Farsça'da "suzandan" fiili ve geçmiş zaman partisipi, "suhte", "yanmış" ve Osmanlı'da medrese öğrencisi anlamına geliyordu Bu fiilin şimdiki zaman partisipi ise "suzan" olmaktadır "yakan" veya "yakar" demektir; güzel, ancak, bu sanatçımızın yakıcı olduğunu hatırlamakla birlikte, kendisine isim olarak "yakar yakar" almasını kabul edemiyoruz. Bu nedenle araştırmayı sürdürmek gereğini duyuyoruz; İbrani isimler sözlüğüne baktığımızda ise aradığımızı bulmakta gecikmiyoruz, has İbrani "Susan" ismi var ve bu "Suzanne" olarakta yazılıyor ki, tam söylenişi suzan'dır. "Suzan" İbrani'de "zambak" anlamına geliyor, bu sanatçımıza pek uygun düşüyordu; buna, "yakar" sözcüğünün, yine İbrani'de ve en küçük bir telafuz farkı olmadan "sevimli" ve "sevilen" anlamına geldiğini ekleyebiliyoruz. Devam edecek olursak, bilenler, bu sahne sanatçısının "Rutkay" soyadını hatırlıyorlar ve Amerikan filmlerinden de "Ruth" adını bildiklerini sanıyorum. Bu son ismin İbrani aslı tam olarak "Rut" idi ve son derece önemlidir; şöyleki, müslümanlar müslümanlığa geçenlere baba adı olarak 'Abdullah" adını verirken Yahudiler 'Avran' diyorlar ve kız ise "Rut Bat Avram" adını veriyorlar, "Avram kızı Rut" anlamındadır. Böylece sarı zambaklar kadar güzel, mücessem ve sevimli sanatçımızın üç ismini de, Türkçe izlenimi vermekle birlikte, İbrani isimler sözlüğüne uygun düştüğünü saptamış oluyoruz.
CARASO'DAN KARASU'YA
Bu sahne sanatçımız hakkında böyle bir iddiada bulunmuyorum, sadece sabatayistlerin ve hatta yahudilerimizin isim koyma yollarına işaret ediyorum. İsrail'de Adin/Edin adı çok modadır ve bunu Türkiye'de Edin biçimiyle ve yaygın bir soyadı olarak görüyoruz. İsrail'de isimler transseksüel olmakla birlikte kızlar için "Defne" adının çok taşındığını biliyoruz; Türkiye'de de yayılmaktadır. Bizde sabatayistler "Nilifer" adına da düşkünler, "Nili" olarak kısalıyor ve böyle söyleniyor; bu ad da İsrail' de çok seviliyor. "Eren" kuşkusuz, bizde Türk mistiğinde önemli bir yere sahiptir; Eran/Eren olarak şimdi Yahudi dünyasında da çok tutuluyor. Ve ülkemizde de ithal edildiğini saptıyoruz. Diğer yandan İttihat ve Terakki'nin önemli bir isim olan E. Caraso, soyadını "Karasu" yapmıştı, oğlunun adı Bilge Karasu idi, ve yahudi olarak tanınmayacak ancak "Bilge" aynı zamanda Tevrat'ta geçen ve "sevinç" anlamında bir isimdir. Bilge Karasu, hem düz yazıda ve hem tiyatro yazarlığında, iyi niyetli; fakat son derece kabiliyetsiz bir yazarımızdı; yine de her zaman övülmüştür, ölümünden sonra da övülüyor, boş koltuklara olsa da oyunları sahneleniyor. Bunu yahudiliğine bağlıyorum ve yahudi-sabatayist lobisinin estetiğimizi kemirmesiyle bunu kastediyorum; şimdi buradayız.
RANTİYENİN ARKASINDAKİ SEBATAYİST BAĞLANTILAR
Eğer rantiye'yi, bir biçimde tanımlanmış hak ilkesinin üstünde getiri elde edenler olarak tanımlayacak olursak, beni isim bilime yönlendiren dinamiğin pek çok rantiye gözlemem olduğunu söyleyebiliyoruz, araştırmalarımın sonucunda pek çok rantiye'nin arkasında Yahudi ve Sabatayist bağlantıları bulabildim. Demek Sabatayist araştırmalarından rantiye değil, rantiyeden sabatayist bir yol çiziyorum. Ve burada ne yazık, tekrarlamam gerekiyor, Yahudilik ile sabatayizmi ayırmak durumundayız; Sabatayistler Yahudi kavmindendirler, çok büyük bir disiplinle izledikleri, müslümanlarla evlenmeme yasası nedeniyle kavmin antropolojik çizgilerini koruyorlar, fakat, Musevilik, sabatayizmi kesinlikle museviliğin dışında saymaktadır. Bununla birlikte sabatayistleri dünya yahudiliği desteklemekte ve sabatayistler de dünya yahudiliğinin politikalarını izlemektedirler; bu nedenle Sabatayistleri, musevi dininden olmayan ancak yahudi partisi içinde ayrı bir din saymak durumundayız. Dünya Yahudiliğinin sağlam desteği Türkiye Sabatayistlerinin çoğunu bir rantiye haline getirmektedir, buradan devam ediyoruz.
Pek çok kez ortaya çıkardım, ne yazık özetleme zorunluluğu var;
1) Leyla Gencer, sıradan bir korist idi, annesi katolik, babasının bektaşi olduğu kayıtlıdır, sabatayistler en çok Bektaşi ve mevlevi çevrelerde rahat edebiliyor ve saklanabiliyorlar, araştırmaların sonucunda, Sabatayizmin "Kapani" koluna mensup olduğunu sandığım İbrahim Gencer adında birisiyle bir tür marriage de raison yaptıktan sonra yıldızının parladığını görüyoruz. Ben öğrenciliğimden beri opera severim, Ankara da dinledim sesi yok ve Avrupa'da ve Amerika'da hep plakçıları gezerim, doldurulmuş bir plağı yok, sesi olan bütün sopranoların plak doldurduklarını biliyoruz; yahudi lobisi geldiği yere getirmiştir. "Leyla", Laila olarak da tanınmakla birlikte bir İbrani adı olarakta kabul ediliyor ve "İbrahim", Abraham'ın Arap söylenişidir, fakat, İbraniler de bu söyleyişi kabul ediyorlar, soyadı, Türkçe olsa "çe" olurdu ve -er ekini görüyoruz.
2) "Cem", Cem Boyner, Cem İpekçi, Cem Özer örnekleriyle bildiğimiz bir isimdir; "Mansur" soyadı, dünya yahudiliğinde çok saygındır ve Cem'in babası Ali Mansur, yakın zamanlarda, Kraliçe tarafından asalet ünvanına lâyık görüldü, nedenini bilemiyorum. Londra'ya elektronik tahsiline gitmiş, yahudiler sanatta güçlüdürler, orkestra şefi olarak Türkiye'ye ihraç ettiler; rastlantı Ankara'daki ilk konserini izledim, baguette tutmasını bilmiyor ve orkestranın önünde sallanıyordu; sanatta diğer bir rantiyedir.
3) Orhan Pamuk'u yazdım, Attila İlhan, "ihraç fazlasını Türkiye'de pazarlıyor" diyerek çok güzel anlatıyordu; Tel-Aviv ve Londra'da çok beğeniliyor ve Türkiye'de beğenen tek bir insan çıkmıyor, bunu, değerler sistemimize bir suikast saymak zorundayız. Adını, Abdi İpekçi'nin Milliyet'inden aldığı bir ödülle duyurdu, bunun perde arkası çok dedikoduludur; Mehmet Eroğlu kazanmıştı, sonradan ortak yaptılar, belleğim beni yanıltmıyorsa, jüride A. İlhan vardı, biliyordur.
4) Yaşar Kemal, Yüce Gök ömrünü uzun etsin, tek romanlı yazardır; tüm yazdıklarının içinde roman sayılabileceğimiz sadece İnce Memet var. Karısı Tilda'nın çevresi ve Paris'te Abidin Dino'nun yahudilerin çok etkili olduğu Fransız Komünist Partisi'yle kurduğu ilişkiler sayesinde parlamıştır; hâlâ "Nobel Adayı" rantının üzerinde oturmaktadır. Demek, Türkiye'nin bütün değerleri ülke dışında yaratılıyor ve yahudi eli değmedikçe, değer değer olamıyor; buna isyan etmek durumundayız.
GAZİ, YAŞAR VE GAZİ YAŞARGİL
Peki biz hâlâ, Karlofça'dan beri kimlik yaptığımız aşağılık kompleksinden hiç kurtulamayacak mıyız, peki biz bu toprakların çocuğu olmaktan hiç kıvanç duymayacak mıyız, peki bu M. Gazi Yaşargil kimdir? Ne yaptı da bir çırpıda fahri doktora veriyoruz? Çankaya'da "üstün hizmet madalyası" takıyoruz, bizde hiç benlik bilinci yok mu? Belki İsviçre'de ameliyata gidebilecek üç-dört zenginin dışında Prof. Yaşargil, hangimize hangi hizmeti yaptı? Bu sorulardan sonra herkesi birlikte utanma seansına çağırıyorum. "Ey Türk Halkı, kimleri yükselterek seni alçaltıyorlar". Bunu haykırmak zorunludur. Peki cerrah Yaşargil çok yüce de, cerrah Göksel'in ne eksikliği var; Prof. Hüsnü Göksel; cenazesi Missuri ile getirilen Washington Sefiri Baydur'un damadı, tanınmış lobyist Ahmet Ertegün'ün eniştesidir, New York'ta doktorluk yapmıştır, istese kalabilirdi, eksikliği ülkesine dönmesi mi, demek, biz, Türkiye'de değer olmaz demek istiyoruz. Hüsnü Bey'den randevu alabilmek için hastalarının altı ay beklediklerini biliyorum ve bir de, cerrahlığın, hâlâ bir bilim olmadığını, bir zanaat, bir sanat ve bir sezgi işi olduğunu biliyorum; anlaşılan Prof. Yaşargil de dünyadaki onbinlerce mahir cerrahlardan birisidir ve bin dolarlık bir reklamla Amerika'da bir dergiye kapak yaptırıp sonradan bayram kutluyoruz.
Bu durum isim-bilim açısından incelenmeye alınmasını gerektirmektedir; bulgularımı sıralıyorum.
1) Püsküllüoğlu'nun Türkçe isimler sözlüğünde "Gazi" adı yer almıyor;
2) Buna karşılık, Türk-İslâm Sentezi çizgisinde A. Erol'un "Adlarımız" kitabında var, yalnız örnek olarak "Gazi Yaşargil" verilmemektedir.
3) Profesör Sümer'in emek ürünü Türk devletlerinde isimleri kapsayan çalışmasında da "Gazi" ismine rastlayamıyoruz.
4) E. Yurtsever'in Türkçe adlar derlemesi çok yararlıdır ve burada da, Türkler arasında bu ismin tanınmadığını görüyoruz.
5) Fakat, Le Livre des Prenoms Arabes, "Gazi" ve "Razi" olarak bu isme yer veriyor; yine de az taşınan isimlerden olduğunu çıkarıyoruz. Demek Türkler'de ve hatta Kürtler'de bu isim, ünvanın dışında, bilinmiyor; gerçi Kürtlerde bir "Gazi Muhammed" var, yalnız, bu "Kadı" veya "Kazı" sözcüğünün bozulmuş biçimidir ve demek, ilk sonucumuz, bu büyük Türk'ün adının Türk olmadığıdır.
6) Buna karşın Anadolu yahudiliğinin yazarı Avram Galanti, İzmir'li S. el-Gazi ve İ. el-Gazi'den söz etmektedir, Türkler ve Yahudiler, s.142 Bunlar Türk müziğine büyük katkılar yapmış iki yahudi yurttaşımızdı; "Gazi" yahudilerde isim ve soyadı olarak taşınıyordu. "Gazi", Gazza'lı demektir, gerçi İbrani'de "Gaza", İbrani "ayın" karakterleriyle yazılıyorsa da "Gaza" ve "Gazi" de geçerli oluyordu. Buna ek olarak da,
7) Kolatch'ın kapsamlı İbrani isimler sözlüğü, "Gehazi" girişini veriyor; bu yazımı"Giazi" olarak telaffuz etmek yerindedir ve bizdeki "Gazi" ismine denk düşüyor.
8 "Yaşar" adına gelince, eski tarihli İbrani isimler sözlüğünde kayda rastlamıyoruz, fakat Oxford Hebrew Dictionary, sözcüğün İbrani olduğu konusunda hiç kuşku bırakmamaktadır; İngilizce "upright" ve Türkçe "dosdoğru" "tam" anlamındadır. Türk yahudi ve sabatayistlerin sevdikleri bir isimdir, çokça taşıdıklarını saptamış bulunuyorum, belki bu yolladır, yeni çıkan İbrani isimler sözlükleri, Gross'un, 1999 baskılı, Jewish First Names örnektir, yod, şin, reş, karakterleriyle yazılan ve tamıtamına "yaşar" olarak söylenen bu sözcüğü isim olarak kaydediyor.
9) "Gil" ise İbrani "sevinç" demektir ve başlıbaşına isimdir; "Gila" bunun dişili olmaktadır. Böylece yeni keşfimiz ve sevincimiz bu gaipten gelen Türk büyüğünün üç isminin de İbrani olduğunu ortaya çıkarmış bulunuyorum; öyle ki, böyle bir iddiada bulunmam mümkün değil, çünkü, isim-bilim tek başına bir ispat değil bir hipotez demektir. Ancak bütün dünya yahudiliğinin "Gazi Yaşargil" ismine bakarak, aksi söylenmedikçe yahudi olduğunu düşünecekleri kesindir; bunu ileri sürebiliyoruz.
BİR GAZİ'DEN DİĞER GAZİ'YE
Ne eklenebilir; Alamancı işçilerimiz evlenecek çağa gelince Türkeli'nden gelin ithal ediyorlar, Prof. Yaşargil'in "Dianne ile evlenmeyi tercih ettiğini" magazin basınından öğrenmiş bulunuyoruz. Modele uygundur ve kızının adı "Leyla" imiş; burada da tam isabet ediyoruz, ayrıca oğlunun adı da da "Can" olarak magazine geçiyor; bu isim, Fransızca "Jean" ve İngilizce "John" isimlerinin Türkçe simetriği sayılıyor ve İbrani'de Yohanan olduğunu biliyoruz. Demek isim-bilim de bir bilimdir, bu sonuca ulaşıyoruz.
Öyleyse bir Gazi'den diğer Gazi'ye geçebiliriz; bu ada, bir dergi ödülünün sahibidir ve bununla da kıvanç duyuyoruz. Şunları sıralayabilyoruz;
a) Gazi Erçel Yaşar Bank'ı batırmakla suçlanmaktadır. Batık banka İzmirlidir ve onomastique açıdan "yaşar" sözcüğü üzerinde yeterli ölçüde durmuş buluyorum. İzmir de sabatayizmin vatanıdır, burada da sabatayistler, bir belediye başkanı, Osman Kibar, milletvekili Osman Kapani, bir gazete, Yeni Asır çıkardılar ve ben yıllardır, ilk kurşunun Hasan Tahsin tarafından atılmadığını yazıp duruyorum. Hasan Tahsin de, asıl adı "Osman Nevres' olan bir sabatayistti.
b) Merkez Bankası başkanı G. Erçel, Türkbank ihalesi sırasında gizli servislerden kendisine gelen ihaleye mafya karıştığı yollu yazıyı da işleme koymamakla suçlanıyordu, ama yerinde durabiliyor.
c) Yakın zamanda annesi ve teyzesini kaybetti, gazeteler adlarının, Hazime Erçel ve Akiye Argıcı olarak haber verdilerse de, Sabah 1 Ekim 2000, daha sonra bazı küçük değişiklikler yapıldı. Ancak her iki soyadda da -er ve -ar ekleri dikkat çekiyor, bunlar değiştirilmedi.
d) Bir ara yahudi kökenli speklatör Soros'un, yine Yaşar Holding'i içine katan bir nedenle, Erçel'i ağır bir biçimde suçladığı haberleri geldi, Erçel yerindedir ve daha doğrusu sürekli geziyordu.
e) En sonunda Soros ile Erçel'in barıştıklarını öğrendik, Erçel 'benden özür diledi' diyordu ve belki de Soros, bir finans dergisinden yılın bankacısı seçilmesini sağlayarak özür dilemiştir, bilemiyoruz. Bildiğimiz, Türk hükümetinin bile Cottarelli'nin direktifleri dışına çıkamadığı bir zamanda, Erçel'in adının okunmayacağıdır. Öyleyse, ülkenin en yüksek maaşlı memurunun, daha doğrusu seyyahının bir rantiye olduğu hükmüne varabiliyoruz. Bunu da isim-bilime borçluyuz.
Sabatayist Sürprizler
"Aydınlık Gazetesi'nde Yalçın Küçük, Selanik dönmeleri hakkında bilgi verip duruyor. Bunca malumatı hangi kaynaktan elde ediyor?" M. Ş. Eygi, Sabetaycılar, İstanbul, 2000, s. 1999
Sevgili Hocam Profesör Seha Meray, Hacettepe'de, amansız denilen hastalıkla pençeleşiyordu, son günleriydi, gittim, her zaman neşeliydi, fıkra anlatmayı çok seviyordu, bir gün bir tatil köyünde çok yakın arkadaşı Haldun Taner'le yaklaşık sekiz saat hiç kesmeden karşılıklı fıkra anlatmalarına tanık olmuştum, sırayı birbirinin ağzılarından çalıyorlardı.
EN ETKİLİ TARİKAT
Küçükken Çemberlitaş'ta tiyatroya giderlermiş, parasız içeri sızarlarmış, sahnenin dibinden seyrederlermiş, Hocam anlatıyordu, Naşit karşısındaki oyuncuya fısıldıyormuş, "bana şunu söyle, sana bir tokat atacağım" diyormuş, seyirciler duymuyor, Hocam Seha duyuyormuş. Hocam, bunu bana, o zamanki CHP yöneticilerini kastederek tekrarlıyordu; fakat, Ş. Eygi'nin sabataycılar tarafından yayınlanan kitabına daha çok uymaktadır. Öyle anlaşıldı, ülkemizin yahudi-sabatayist lobisi, sanki, bu çok zayıf, bilimsellikten uzak, tartışmaya hiç bir yenilik getirmeyen bu kitabı bekliyordu; birden "engizisyon, ırkçılık, anti-semitizm, kıyım" türünden çığlıklar göklere çıkıverdi, her tarafı inletti. Her halde sabatayizm üzerine başlamış bu sağlıklı ve yol açıcı tartışmayı, arabist-islamcı yazar Eygi'nin zayıf vücudunu hedef alarak durdurmayı hesapladılar; kolay olmadığını haber vermek zorundayım. Çünkü ister ayrı bir din ve isterse bir tarikat sayılsın, sabatayistlerce izlenen politikalar hem tüm estetik değerlerimizi ve hem de sağlıklı dış politika yönelişlerimizi bozmaktadır. Ayrıca sabatayizmin Türkiye'de en güçlü ve etkili tarikat olduğu yollu değerlendirme büyük ölçüde doğrudur; doğru olan bir de bu alandaki bilimsel araştırmalarımızın henüz başında olduğumuzdur.
YENİ ŞAFAK WASHINGTON-TELAVİV ÇİZGİSİNE OTURDU
Beni izleyenlerin, televizyonu insanlığın başına gelebilecek büyük felaketlerden birisi saydığımı bildiklerini sanıyorum; dolayısıyla Ş. Eygi-N. İpekçi tartışmasını izlemediğimi tahmin etmek zor olmamalıdır. Fakat, Y. Şafak'tan M. Barlas, D. Cundioğlu ve A. Taşgetiren ile Cumhuriyet'ten O. Çalışlar'ın yazılarından haberdar oldum; Y. Şafak ve Cumhuriyet yazarları, Eygi'yi ve yayını yapan televizyonu lânetlemekte biribiriyle yarış ediyorlardı, doğrusu, Barlas, Cundioğlu, Taşgetiren ve Çalışlar'ın enternasyonalist çizgileri gözlerimi yaşarttı, söylemek gerekiyor. Y. şafak, artık gözle görülür dozajda, Washington-Telaviv çizgisinde bir yayın politikasına sahip, dolayısıyla, yahudi, sabatayist lobisini sevindirici tutumuna şaşırmadım; Çalışlar'a "nefesine yazık" diyen Sabah'tan İlker Sarıer de şaşırtmıyor, ancak, Oral Çalışlar'ın tutumunun bende sürpriz etkisi yaptığı açıktır. "Sürpriz" bende "araştırma" tahrik eden bir reflekstir; Sabah yazarında iki, Cumhuriyet'te bir -er veya -ar eki gözüküyor, araştırma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de sabatayistlerin, çoğu zaman, isim ve özellikle soyadlarına -men, -man veya -ar, -er ekleri koyduklarını ortaya çıkarmıştım; Türkçe'deki -ci ve -lı eklerinin yerini tutuyor. "Bezmen", "bezci demektir ve Halil Bezmen'in Amerika'da sabatayizmini açıkladığını biliyoruz ve öte yandan "İpeker" veya "İpekçi" soyadları da çok taşınmaktadır, birincisi ikincisi ile aynı anlamdadır. Bu arada devam etmeden, buraya hemen not etme gereği duyuyorum, "Özer" veya "Özar' ya da "Ezer", Türkiye'de sabatayist yurttaşlarımız tarafından sıklıkla taşınan isimler arasında yer alıyor; ancak bunlar ekleme yoluyla bulunmuyorlar, tam tersine net İbrani isimlerdir ve zaman zaman Türk isimleriyle özdeşiyorlar, özellikle seçilmelerini bu özdeşliğe bağlıyoruz.
VİTALİ MANSUR VB
Ne yazık ki ülkemizde "isim-bilim" olarak türkçeleştirdiğimiz onomastique disiplini el değmemiş durumdadır; halbuki büyüleyici olduğunu söyleyebiliyorum. Her halde yahudi onomastique'i en zor olanıdır; çünkü Babylon sürgününden sonra İbrani'yi unuttular, İbrani isimleri Arami telaffuz etmeye başladılar, daha sonra da, MÖ. 3. Yüzyıldan itibaren elenizasyon ile birlikte isimlere Yunani ekler koydular, Ezra'nın Esdras olması ve bize 'Esra' olarak gelmesi örnektir, çoğu zaman isimleri bizim gecekondu evleri türünden eklemli durumdadır. Diasporada ise birisi İbrani ve diğeri yaşadıkları yere uygun iki isim almayı adet edindiler; bu nedenle bütün sabatayistler de iki isimlidir. Ancak bazen diasporada, ibrani ismi, çevirerek bulma yoluna da gittiklerini de görüyoruz; "Hayyim", İbrani'de "hayat" anlamındadır ve İtalya'da Hayyim yerine "Vital" kullanıldığını görüyoruz ve buradan "Vitali" ismine ulaşıyoruz, "hayatım" anlamındadır ve Hakko'nun adıdır. "Eliezer" çok kullanılan bir İbrani adıdır; fakat, Arap ikliminde bunun tam karşılığı "Mansur" olmaktadır ve aynı anlama geliyor ve artık yahudi dünyasında aynı ölçüde taşınıyor, böylece Cem Mansur'un soyadına gelmiş oluyoruz.
SUZAN, RUTKAY
Peki yakın zamanların ünlü sanatçısı Suzan Yakar sabatayist miydi; benim böyle bir iddiam yok, fakat, eğer öyleyse, isim-bilim alanındaki yaratıcılığına hayranlık duymamız gerekiyor. Bir kez "Suzan" adının Türkçe olmadığını ve Türk isimler sözlüğünde yer almadığını biliyoruz. Böyle bir durumda, büyük saflıkla benim ilk başvurduğum dil Farsça olmaktadır; gerçekten de Farsça'da "suzandan" fiili ve geçmiş zaman partisipi, "suhte", "yanmış" ve Osmanlı'da medrese öğrencisi anlamına geliyordu Bu fiilin şimdiki zaman partisipi ise "suzan" olmaktadır "yakan" veya "yakar" demektir; güzel, ancak, bu sanatçımızın yakıcı olduğunu hatırlamakla birlikte, kendisine isim olarak "yakar yakar" almasını kabul edemiyoruz. Bu nedenle araştırmayı sürdürmek gereğini duyuyoruz; İbrani isimler sözlüğüne baktığımızda ise aradığımızı bulmakta gecikmiyoruz, has İbrani "Susan" ismi var ve bu "Suzanne" olarakta yazılıyor ki, tam söylenişi suzan'dır. "Suzan" İbrani'de "zambak" anlamına geliyor, bu sanatçımıza pek uygun düşüyordu; buna, "yakar" sözcüğünün, yine İbrani'de ve en küçük bir telafuz farkı olmadan "sevimli" ve "sevilen" anlamına geldiğini ekleyebiliyoruz. Devam edecek olursak, bilenler, bu sahne sanatçısının "Rutkay" soyadını hatırlıyorlar ve Amerikan filmlerinden de "Ruth" adını bildiklerini sanıyorum. Bu son ismin İbrani aslı tam olarak "Rut" idi ve son derece önemlidir; şöyleki, müslümanlar müslümanlığa geçenlere baba adı olarak 'Abdullah" adını verirken Yahudiler 'Avran' diyorlar ve kız ise "Rut Bat Avram" adını veriyorlar, "Avram kızı Rut" anlamındadır. Böylece sarı zambaklar kadar güzel, mücessem ve sevimli sanatçımızın üç ismini de, Türkçe izlenimi vermekle birlikte, İbrani isimler sözlüğüne uygun düştüğünü saptamış oluyoruz.
CARASO'DAN KARASU'YA
Bu sahne sanatçımız hakkında böyle bir iddiada bulunmuyorum, sadece sabatayistlerin ve hatta yahudilerimizin isim koyma yollarına işaret ediyorum. İsrail'de Adin/Edin adı çok modadır ve bunu Türkiye'de Edin biçimiyle ve yaygın bir soyadı olarak görüyoruz. İsrail'de isimler transseksüel olmakla birlikte kızlar için "Defne" adının çok taşındığını biliyoruz; Türkiye'de de yayılmaktadır. Bizde sabatayistler "Nilifer" adına da düşkünler, "Nili" olarak kısalıyor ve böyle söyleniyor; bu ad da İsrail' de çok seviliyor. "Eren" kuşkusuz, bizde Türk mistiğinde önemli bir yere sahiptir; Eran/Eren olarak şimdi Yahudi dünyasında da çok tutuluyor. Ve ülkemizde de ithal edildiğini saptıyoruz. Diğer yandan İttihat ve Terakki'nin önemli bir isim olan E. Caraso, soyadını "Karasu" yapmıştı, oğlunun adı Bilge Karasu idi, ve yahudi olarak tanınmayacak ancak "Bilge" aynı zamanda Tevrat'ta geçen ve "sevinç" anlamında bir isimdir. Bilge Karasu, hem düz yazıda ve hem tiyatro yazarlığında, iyi niyetli; fakat son derece kabiliyetsiz bir yazarımızdı; yine de her zaman övülmüştür, ölümünden sonra da övülüyor, boş koltuklara olsa da oyunları sahneleniyor. Bunu yahudiliğine bağlıyorum ve yahudi-sabatayist lobisinin estetiğimizi kemirmesiyle bunu kastediyorum; şimdi buradayız.
RANTİYENİN ARKASINDAKİ SEBATAYİST BAĞLANTILAR
Eğer rantiye'yi, bir biçimde tanımlanmış hak ilkesinin üstünde getiri elde edenler olarak tanımlayacak olursak, beni isim bilime yönlendiren dinamiğin pek çok rantiye gözlemem olduğunu söyleyebiliyoruz, araştırmalarımın sonucunda pek çok rantiye'nin arkasında Yahudi ve Sabatayist bağlantıları bulabildim. Demek Sabatayist araştırmalarından rantiye değil, rantiyeden sabatayist bir yol çiziyorum. Ve burada ne yazık, tekrarlamam gerekiyor, Yahudilik ile sabatayizmi ayırmak durumundayız; Sabatayistler Yahudi kavmindendirler, çok büyük bir disiplinle izledikleri, müslümanlarla evlenmeme yasası nedeniyle kavmin antropolojik çizgilerini koruyorlar, fakat, Musevilik, sabatayizmi kesinlikle museviliğin dışında saymaktadır. Bununla birlikte sabatayistleri dünya yahudiliği desteklemekte ve sabatayistler de dünya yahudiliğinin politikalarını izlemektedirler; bu nedenle Sabatayistleri, musevi dininden olmayan ancak yahudi partisi içinde ayrı bir din saymak durumundayız. Dünya Yahudiliğinin sağlam desteği Türkiye Sabatayistlerinin çoğunu bir rantiye haline getirmektedir, buradan devam ediyoruz.
Pek çok kez ortaya çıkardım, ne yazık özetleme zorunluluğu var;
1) Leyla Gencer, sıradan bir korist idi, annesi katolik, babasının bektaşi olduğu kayıtlıdır, sabatayistler en çok Bektaşi ve mevlevi çevrelerde rahat edebiliyor ve saklanabiliyorlar, araştırmaların sonucunda, Sabatayizmin "Kapani" koluna mensup olduğunu sandığım İbrahim Gencer adında birisiyle bir tür marriage de raison yaptıktan sonra yıldızının parladığını görüyoruz. Ben öğrenciliğimden beri opera severim, Ankara da dinledim sesi yok ve Avrupa'da ve Amerika'da hep plakçıları gezerim, doldurulmuş bir plağı yok, sesi olan bütün sopranoların plak doldurduklarını biliyoruz; yahudi lobisi geldiği yere getirmiştir. "Leyla", Laila olarak da tanınmakla birlikte bir İbrani adı olarakta kabul ediliyor ve "İbrahim", Abraham'ın Arap söylenişidir, fakat, İbraniler de bu söyleyişi kabul ediyorlar, soyadı, Türkçe olsa "çe" olurdu ve -er ekini görüyoruz.
2) "Cem", Cem Boyner, Cem İpekçi, Cem Özer örnekleriyle bildiğimiz bir isimdir; "Mansur" soyadı, dünya yahudiliğinde çok saygındır ve Cem'in babası Ali Mansur, yakın zamanlarda, Kraliçe tarafından asalet ünvanına lâyık görüldü, nedenini bilemiyorum. Londra'ya elektronik tahsiline gitmiş, yahudiler sanatta güçlüdürler, orkestra şefi olarak Türkiye'ye ihraç ettiler; rastlantı Ankara'daki ilk konserini izledim, baguette tutmasını bilmiyor ve orkestranın önünde sallanıyordu; sanatta diğer bir rantiyedir.
3) Orhan Pamuk'u yazdım, Attila İlhan, "ihraç fazlasını Türkiye'de pazarlıyor" diyerek çok güzel anlatıyordu; Tel-Aviv ve Londra'da çok beğeniliyor ve Türkiye'de beğenen tek bir insan çıkmıyor, bunu, değerler sistemimize bir suikast saymak zorundayız. Adını, Abdi İpekçi'nin Milliyet'inden aldığı bir ödülle duyurdu, bunun perde arkası çok dedikoduludur; Mehmet Eroğlu kazanmıştı, sonradan ortak yaptılar, belleğim beni yanıltmıyorsa, jüride A. İlhan vardı, biliyordur.
4) Yaşar Kemal, Yüce Gök ömrünü uzun etsin, tek romanlı yazardır; tüm yazdıklarının içinde roman sayılabileceğimiz sadece İnce Memet var. Karısı Tilda'nın çevresi ve Paris'te Abidin Dino'nun yahudilerin çok etkili olduğu Fransız Komünist Partisi'yle kurduğu ilişkiler sayesinde parlamıştır; hâlâ "Nobel Adayı" rantının üzerinde oturmaktadır. Demek, Türkiye'nin bütün değerleri ülke dışında yaratılıyor ve yahudi eli değmedikçe, değer değer olamıyor; buna isyan etmek durumundayız.
GAZİ, YAŞAR VE GAZİ YAŞARGİL
Peki biz hâlâ, Karlofça'dan beri kimlik yaptığımız aşağılık kompleksinden hiç kurtulamayacak mıyız, peki biz bu toprakların çocuğu olmaktan hiç kıvanç duymayacak mıyız, peki bu M. Gazi Yaşargil kimdir? Ne yaptı da bir çırpıda fahri doktora veriyoruz? Çankaya'da "üstün hizmet madalyası" takıyoruz, bizde hiç benlik bilinci yok mu? Belki İsviçre'de ameliyata gidebilecek üç-dört zenginin dışında Prof. Yaşargil, hangimize hangi hizmeti yaptı? Bu sorulardan sonra herkesi birlikte utanma seansına çağırıyorum. "Ey Türk Halkı, kimleri yükselterek seni alçaltıyorlar". Bunu haykırmak zorunludur. Peki cerrah Yaşargil çok yüce de, cerrah Göksel'in ne eksikliği var; Prof. Hüsnü Göksel; cenazesi Missuri ile getirilen Washington Sefiri Baydur'un damadı, tanınmış lobyist Ahmet Ertegün'ün eniştesidir, New York'ta doktorluk yapmıştır, istese kalabilirdi, eksikliği ülkesine dönmesi mi, demek, biz, Türkiye'de değer olmaz demek istiyoruz. Hüsnü Bey'den randevu alabilmek için hastalarının altı ay beklediklerini biliyorum ve bir de, cerrahlığın, hâlâ bir bilim olmadığını, bir zanaat, bir sanat ve bir sezgi işi olduğunu biliyorum; anlaşılan Prof. Yaşargil de dünyadaki onbinlerce mahir cerrahlardan birisidir ve bin dolarlık bir reklamla Amerika'da bir dergiye kapak yaptırıp sonradan bayram kutluyoruz.
Bu durum isim-bilim açısından incelenmeye alınmasını gerektirmektedir; bulgularımı sıralıyorum.
1) Püsküllüoğlu'nun Türkçe isimler sözlüğünde "Gazi" adı yer almıyor;
2) Buna karşılık, Türk-İslâm Sentezi çizgisinde A. Erol'un "Adlarımız" kitabında var, yalnız örnek olarak "Gazi Yaşargil" verilmemektedir.
3) Profesör Sümer'in emek ürünü Türk devletlerinde isimleri kapsayan çalışmasında da "Gazi" ismine rastlayamıyoruz.
4) E. Yurtsever'in Türkçe adlar derlemesi çok yararlıdır ve burada da, Türkler arasında bu ismin tanınmadığını görüyoruz.
5) Fakat, Le Livre des Prenoms Arabes, "Gazi" ve "Razi" olarak bu isme yer veriyor; yine de az taşınan isimlerden olduğunu çıkarıyoruz. Demek Türkler'de ve hatta Kürtler'de bu isim, ünvanın dışında, bilinmiyor; gerçi Kürtlerde bir "Gazi Muhammed" var, yalnız, bu "Kadı" veya "Kazı" sözcüğünün bozulmuş biçimidir ve demek, ilk sonucumuz, bu büyük Türk'ün adının Türk olmadığıdır.
6) Buna karşın Anadolu yahudiliğinin yazarı Avram Galanti, İzmir'li S. el-Gazi ve İ. el-Gazi'den söz etmektedir, Türkler ve Yahudiler, s.142 Bunlar Türk müziğine büyük katkılar yapmış iki yahudi yurttaşımızdı; "Gazi" yahudilerde isim ve soyadı olarak taşınıyordu. "Gazi", Gazza'lı demektir, gerçi İbrani'de "Gaza", İbrani "ayın" karakterleriyle yazılıyorsa da "Gaza" ve "Gazi" de geçerli oluyordu. Buna ek olarak da,
7) Kolatch'ın kapsamlı İbrani isimler sözlüğü, "Gehazi" girişini veriyor; bu yazımı"Giazi" olarak telaffuz etmek yerindedir ve bizdeki "Gazi" ismine denk düşüyor.
8 "Yaşar" adına gelince, eski tarihli İbrani isimler sözlüğünde kayda rastlamıyoruz, fakat Oxford Hebrew Dictionary, sözcüğün İbrani olduğu konusunda hiç kuşku bırakmamaktadır; İngilizce "upright" ve Türkçe "dosdoğru" "tam" anlamındadır. Türk yahudi ve sabatayistlerin sevdikleri bir isimdir, çokça taşıdıklarını saptamış bulunuyorum, belki bu yolladır, yeni çıkan İbrani isimler sözlükleri, Gross'un, 1999 baskılı, Jewish First Names örnektir, yod, şin, reş, karakterleriyle yazılan ve tamıtamına "yaşar" olarak söylenen bu sözcüğü isim olarak kaydediyor.
9) "Gil" ise İbrani "sevinç" demektir ve başlıbaşına isimdir; "Gila" bunun dişili olmaktadır. Böylece yeni keşfimiz ve sevincimiz bu gaipten gelen Türk büyüğünün üç isminin de İbrani olduğunu ortaya çıkarmış bulunuyorum; öyle ki, böyle bir iddiada bulunmam mümkün değil, çünkü, isim-bilim tek başına bir ispat değil bir hipotez demektir. Ancak bütün dünya yahudiliğinin "Gazi Yaşargil" ismine bakarak, aksi söylenmedikçe yahudi olduğunu düşünecekleri kesindir; bunu ileri sürebiliyoruz.
BİR GAZİ'DEN DİĞER GAZİ'YE
Ne eklenebilir; Alamancı işçilerimiz evlenecek çağa gelince Türkeli'nden gelin ithal ediyorlar, Prof. Yaşargil'in "Dianne ile evlenmeyi tercih ettiğini" magazin basınından öğrenmiş bulunuyoruz. Modele uygundur ve kızının adı "Leyla" imiş; burada da tam isabet ediyoruz, ayrıca oğlunun adı da da "Can" olarak magazine geçiyor; bu isim, Fransızca "Jean" ve İngilizce "John" isimlerinin Türkçe simetriği sayılıyor ve İbrani'de Yohanan olduğunu biliyoruz. Demek isim-bilim de bir bilimdir, bu sonuca ulaşıyoruz.
Öyleyse bir Gazi'den diğer Gazi'ye geçebiliriz; bu ada, bir dergi ödülünün sahibidir ve bununla da kıvanç duyuyoruz. Şunları sıralayabilyoruz;
a) Gazi Erçel Yaşar Bank'ı batırmakla suçlanmaktadır. Batık banka İzmirlidir ve onomastique açıdan "yaşar" sözcüğü üzerinde yeterli ölçüde durmuş buluyorum. İzmir de sabatayizmin vatanıdır, burada da sabatayistler, bir belediye başkanı, Osman Kibar, milletvekili Osman Kapani, bir gazete, Yeni Asır çıkardılar ve ben yıllardır, ilk kurşunun Hasan Tahsin tarafından atılmadığını yazıp duruyorum. Hasan Tahsin de, asıl adı "Osman Nevres' olan bir sabatayistti.
b) Merkez Bankası başkanı G. Erçel, Türkbank ihalesi sırasında gizli servislerden kendisine gelen ihaleye mafya karıştığı yollu yazıyı da işleme koymamakla suçlanıyordu, ama yerinde durabiliyor.
c) Yakın zamanda annesi ve teyzesini kaybetti, gazeteler adlarının, Hazime Erçel ve Akiye Argıcı olarak haber verdilerse de, Sabah 1 Ekim 2000, daha sonra bazı küçük değişiklikler yapıldı. Ancak her iki soyadda da -er ve -ar ekleri dikkat çekiyor, bunlar değiştirilmedi.
d) Bir ara yahudi kökenli speklatör Soros'un, yine Yaşar Holding'i içine katan bir nedenle, Erçel'i ağır bir biçimde suçladığı haberleri geldi, Erçel yerindedir ve daha doğrusu sürekli geziyordu.
e) En sonunda Soros ile Erçel'in barıştıklarını öğrendik, Erçel 'benden özür diledi' diyordu ve belki de Soros, bir finans dergisinden yılın bankacısı seçilmesini sağlayarak özür dilemiştir, bilemiyoruz. Bildiğimiz, Türk hükümetinin bile Cottarelli'nin direktifleri dışına çıkamadığı bir zamanda, Erçel'in adının okunmayacağıdır. Öyleyse, ülkenin en yüksek maaşlı memurunun, daha doğrusu seyyahının bir rantiye olduğu hükmüne varabiliyoruz. Bunu da isim-bilime borçluyuz.
1 defa değiştirildi
En Son: 2008-03-05 14:30:41
İkbal Can (nurnberger22)
Kayıt: 2008-02-28 (21:30)
Mesaj: 91
Mesaj: 91
kardesim sen bana siyaset yapma diyorsun adamlar damardan girmis......hepsini banla....
Gürkan Yalçın (01physiker)
Kayıt: 2007-10-04 (20:33)
Mesaj: 3.499
Mesaj: 3.499
sabetayistlik hakkinda ilk defa bu kadar ilginc aciklamalar okuyorum.. güzel bi arastirma tesekkürler kibrisli.... sonradan müslüman olma türkiye de bir cok yahudi var.. ama sabetayistlik cok farkli bi kavram.. saydigin ünlü isimlerin hepsi sabetayist mi emin degilim, ama bi dönem eski basbakanlardan adnan menderes in de sabetayist oldugu iddialari ortaya atilmisti.. 

Kibrisli Efe (kibrisli23)
Kayıt: 2007-06-03 (16:01)
Mesaj: 5.269
Mesaj: 5.269
Yalçın Küçük bir röportajında söyle diyor;
YÜKSELEN PARTİLERE SABATAYİST YIĞILMA OLDU (*)
Prof Yalçın KÜÇÜK, son yıllarda geliştirdiği isim-bilim yöntemi ve soy ilişkileri analizi ile sabataycılık konusunda çarpıcı bilgi ve tezler geliştiriyor. Aykırı kişiliği, inatçılığı ve tezleriyle özgün bir aydın kimliğini temsil eden Sayın KÜÇÜK'le kriz analizi ve etno-politik 'şebeke' üzerine konuştuk. İlginize sunuyoruz...
Türkiye yaşadığımız krizli düzene nereden geldi?sizin iç savaş teoriniz açısından bakarsak, yaşadığımız süreci nasıl anlamlandırabiliriz?
Ben 2 kesitte sorunuzu formüle etmeye çalışabilirim, başlangıç olarak. Türkiye 30 yıl bir iç savaş yaşadı. Olaylara bilimsel, yeni teorilerle yaklaşmak gerekir. Ben Türkiye tarihine 3 büyük iç savaş ekledim. İlki, 1806-1826 yılları arasındadır. Ben iç savaşı, kaba olarak ,devlet otoritesinin çözülmesi ve başka otoritelerin çıkması, devletin legalitesini o coğrafyada her alana gösterememesi olarak tarif ediyorum. Yeniçerinin dağıtılışı, Mahmut'un sultan oluşu çok kanlı bir dönemdir. Ikinci iç savaş dönemi, 1906-1926 ya da 1903-1923 de diyebiliyorum. İç savaşın bütün özellikleri burada vardır.
Türk tarihinin bir kısmı kirletilmiştir. Neden? 1920'de kurulan Millet Meclisi -eğer Yeşilköy'de Hareket Ordusu gelirken toplanan Meclisi Milli'yi görmezden gelirseniz -1920'de toplanan Meclis-i Umumi'yi gökten gelmiş kabul ederseniz. Hiçbir legalitesi olmayan sokaktan toplanan ayanla mebusan biraraya geldi. O dönemki tarihçilerin abartması normaldir. Her devrimi yapan kendi yaptıklarını abartır. Fakat ondan sonraki tarihçilerin abartması bilim dışıdır. Sokaktan toplanan adamla Abdulhamit'in halline karar verdiler. Belki bizim kaynaklarda 1-2 defa bahsedilir. Ama öneminin altı çizilmez. O bir kurucu meclistir. Bundan evvelki Trakya muvakkat hükümetini bir tür inkar ederseniz bu artık ihmal değil, inkardır. Yahut Kars Hükümeti'ni inkar edersiniz… Teşkilat-ı Mahsusa'nın kendisidir o.
İç savaşların bitiş tarihi de çok ilginç: 1826-1926. ilkinde, tarihçiler yazar, Sarayburnu'nun üstü cesetlerden görülmüyordu. Çok kanlı bir tasfiye olmuştur.
1.'si yeniçerilerin,
2.'si ittihatçıların tasfiyesi..
Evet, ikincisinde de darağacı var. Demek ki iç savaşların bitişi kanlı oluyor. Ben tarihçi değilim. Tarihler ayrıntılı olay analizleri ile daha net ortaya konulabilir.
3. iç savaşın başlangıç tarihi 1966, zaten tarihi olaylarda çok net başlangıç veremezsiniz. Bu iç savaşın içinde bir krizdir. 1960'ların ortasıdır, başlangıcı. Bitişi, ben 1996 yılında restorasyon dedim. Oda ayrı bir kavramdır. Şu anda devam ediyor. Demek ki Uzun bir iç savaş yaşıyoruz. Türkiye'deki mevcut gelişmeleri anlamaya, mevcut bilimsel yöntemler yeterli değildir. Burayı anlarken yeni aletler çıkarmak zorundayız. Yeni aletler çıkartırken burayı anlayabiliriz. Bunlar içiçedir. O yüzden ben sürekli yeni kavramlar, yeni kategoriler deniyorum. Çok şükür doğru çıkıyor.
ZARARLIYA KARŞI ZARARLI POLİTİKASI
Şimdi 60'ların ortasından itibaren iç savaş başlamıştır. Taraflar kimdir? Aziz dostum Aydın Menderes bir sohbetimizde; Türk politikası bir zararlıyı ortadan kaldırmak için bir zararlıyı kullanılır, diyordu. Doğrudur, sol çıktı bu iç savaşta, solu zararlı olarak telakki ediyordu Türk düzeni, bir başka zararlı ile, islamcı hareketle telafi etti. İlaçla telafi etmeyi düşünmedi. Bir başka zararlı ile tedavi yoluna gitti. Sonra bu zararlının istindiğinden fazla büyüdüğüne tanık olduk. Bu nitelendirme benim değil, devlete göre zararlı. Şimdi bu politika, zararlıya karşı zararlı politikasıdır. E, yazık değilmi bu memlekete? Bu son iç savaşın başında Türkiye solu çıktı, aydını çıktı, dağ taş sol oldu, Türkiye bürokrasisi, aydını özellikle bürokrasi sol oldu. Dünyadada bir rüzgar vardı. Ve Erbakan hocaya kapı açıldı. İslamcı akımlar gayet açık düşünsünler, kendilerini tazelesinler; Şunu düşünsünler, "Biz ne yaptık İslam için?" En fazla İmam Hatipler'de okudunuz. Onu da S. Demirel'le Kenan Evren açtı. Bunu iyi tahlil etmek lazım. Demek ki bu kategori devam ediyor. Bu iç savaş boyunca çok kan aktı. 12 Eylülde, bugünkü söylemdeki gibi devlet küçülmedi, büyüdü.Güçlendi. Bütün feodaliteler dağıtıldı. Şimdi mesela TÜSİAD, bu iç savaşın ortasında gayri meşru bir örgüttü. Şimdi bir devlet kuruluşu. Otuz yıllık bir kriz ve iç savaştan bahsediyoruz. Bu noktada bir başka açılımım daha var biliniyor; her büyük develüasyondan sonra devlette rejim değişir. 9 Eylül 1946 develüasyonundan 4 yıl sonra Demokrat Parti gelmiştir. 1958 develüasyonundan 2 yıl sonra 27 Mayıs gelmiştir. 1970 Ağustos develüasyonundan 6 ay sonra 12 Mart gelmiştir. 24 Ocak 1980'den sonra 12 Eylül gelmiştir. Bu kadar tekrar varsa buna bir yasa demek zorundasınız. Demek ki kör kör bakmayacaksınız bu topluma, Şubat 2001 develüasyonundan sonra da Türkiyede rejim değişti. Bunu hiç kimse görmüyor.
Nasıl bir rejim değişikliği oldu?
Mesela, Şubat 2001'den sonra polisteki değişiklik 27 Mayıs'tan sonra bile olmadı. Buna ister devrim, ister karşı devrim deyin. Sol kesim bu ikisi arasında çok büyük ayrım yapar. Marx bunu çok açık söyler: Karşı devrim de bir devrimdir. Şimdi develüasyondan sonra o zamana kadar giden düzeni, eğilimi değiştiren bir karşı devrim oldu. Tantan tasfiye edildi. Şubat 2001'de Hüseyin Paşa liderliğinde bir yüksek komuta heyeti vardı. Şubat 2001'den sonra yavaş yavaş 28 Şubat kadroları emekli oldular. İslami kesim bunu görmedi: O zaman toplum kendini tazeleme amacı içersindeydi, yolsuzluklara karşı. Ancak bu Şubat develüasyonundan sonra Türk düzeni kendini yolsuzluklardan arındıramayacağına karar verdi. Bu bir karardır. Zekeriya Temizel'in, Sadettin Tantan'ın tasfiyesi sözkonusu. İstanbul'a Kazım Abanoz'un yerine, Hasan Bey'in getirilmesi, bu kapsamdadır. Bunları seçerek yanyana getirelim. Şimdi başka bir gazete haberi vardı, Bülent Eczacıbaşı - Uğur Bayar yanyana bir resim ve altında, ilerde onlardan biri cumhurbaşkanı, diğeri başbakan olacak diye yazıyor. Şimdi bunu değerlendirmeye alalım. Sorun bakalım Derviş'in nereye gideceğine kim karar verdi? Bana göre, Eczacıbaşı. Öbürü de, kardeş Bayar da geldi, öteki partiye girdi. Bakın size 24 Eylül 2002 tarihli Hürriyetten bir haber. Türkiyenin Marsilya büyükelçisi iken, 2. Dünya Savaşı yıllarında Almanya'dan kaçan birçok yahudiye Türk vatandaşlığı belgesi veren İsmail Necdet Kent'in cenaze töreni. Türk musevi cemaati liderleri katılıyor. Başka? Vahit Halefoğlu, Rahmi Koç, Uğur Bayar, Cem Hakko, Erol Aksoy. Bütün bu tür cenazelere bakalım. Hep aynı adamlar katılır. Burda bir tek Erdal İnönü eksik. O da belki tatildeydi.
Şimdi tekrar karşı devrime gelirsek, demek ki üç nokta öne çıkıyor; bir, 28 Şubat'taki çok önemli komutanlar emekli oldu. İki, yolsuzluktan vazgeçildi. Üç, tarihimizde görülmemiş derecede, sanki başka bir düzen gelmiş gibi emniyet kadroları alt-üst oldu. Tamamen değişti.
KUTSAL İTTİFAK ÇÖZÜLÜYOR
Bu dönemde başka bir önemli olay Esnaf eylemleridir. Türkiye'deki esnaf hareketi, belki Türkiye'de bile ilktir. Aynı şekilde, İzmir'de 40 bin köylü toplandı. Ne sağ, ne de sol basın yazmadı. Bu krize karşı spontane, örgütlü olmayan çok büyük eylemler -ideolojik olmayan- eylemler yapıldı. çok kötü bir şekilde bastırıldı. Ankara Ticaret Odası Başkanı'na, vali "provakasyon" dedirtmek istedi. Demedi.. Aç kalan adamı, açlık proveke eder. Eskiden Adnan Menderes döneminde provokasyon merkezi Moskova diye gösterilirdi. Kaynak göstermiyorsan, kimseyi bundan dolayı hapse atamıyorsan bu provakasyon değildir. Tarihimizin en önemli olayları bu dönemde olmuştur. Bir de bu dönemde çok olumlu bir şey oldu. Hüseyin Paşa komutasındaki yüsek komuta heyeti siyasi kadroların idamla ilgili düzenlemelerini engelleyici bir tutum almadılar. Bunu şükranla karşılıyorum. Bu bir şahısla ilgili değildir. Sonuç itibariyle, hepsini birleştirdiğimizde ben şöyle görüyorum, Türkiye büyük bir çözümsüzlük içindedir. Ancak bu iç savaşın içinde, Napolyon'un arkasındaki kutsal ittifaka benzer bir kutsal ittifak var Türkiyede, işte o çözülüyor. MHP, aslına dönme işaretleri veriyor. Erbakan hatta Ecevit aslına dönme işaretleri veriyor. Bütün krizde sorumluluğu olan, ideolojisizliği sağlayan Ecevit, bunda büyük hizmeti olmuştur, düzen için, oligarşi için, bu Ecevit şimdi diyor ki; "Türkiye'ye bakın ideoloji kalmadı, YTP'ye bakın" diyor. Kimse çıkıpta Sayın Ecevit, bunu S. Demirel'le birlikte siz yaptınız, demiyor. Şimdi benim İç savaş tahlilim doğru kabul edilirse, başta ben olacak değilim ya, Bülent Bey, Süleyman Bey olacak, onlar layıktır bunun sorumluluğuna. Deniyor ki; S. Demirel değerli adamdır. 6 defa başbakanlık yaptı. Tarif ettiğim krizde, önceki iç savaşlarda 10 defa sadrazam olan adam var. Sait Paşa gibi...Demek ki bu dönemlerde sıkışmalar, gel-gitler oluyor. Şimdi işte böyle bir çözülme var ve bu çözülme çok sevindiricidir.
Türk yönetici elit yapısıyla ilgili sizin bir etno-politik analiziniz var. Bu elit yapının Türkiyeyi uluslararası sisteme bağlama ve toplumu bazı batılı projelere doğru manipüle etme noktasında organize olduğunu, bu işleviyle Türkiye'ye egemen olduğunu söylüyorsunuz. Bu etno-politik kökene yaptığınız vurgu ne kadar gerçekçidir, bir abartı payı olduğu söylenebilirmi? Ayrıca bu etno-politik kökenden olmayan ama aynı işleve sahip yönetici elitlerle aralarındaki fark nedir? Burda dikkat çekeceğiniz nokta bunların kökeni midir, işlevi midir?
İki şeyin altını çizdim. Organize diyorsunuz, bir de bunlardan olmayanlar. Yani aynı yönetici elitin içinde olup da bunlardan olmayanlar. Bu noktalar üzerinde duracağım. Bir resim gördüm gazetelerde. Tayyibe Gülek Hanım ikinci izdivacını yapmış. Onu doğumundan itibaren izledim. Büyümesinin Newyork'ta bir sinagogda evlenen Aylin Hanım'ın elinde olduğunu gördüm. Aylin Hanım'ın kocası yahudi beyefendiyle beraber resmini gördüm. 2. nokta Tayyibe Hanım'la yanyana getirmeyi düşünmeyeceğim, dostum Talat Halman'dan bahsettim. İsmail Cem'e onun övgülerini yazdım. Bir de Kemal Derviş'in kontrollü olarak geldiğini, sabateyist bir aileden olduğunu yazdım. Bu düğün bunları birleştirdi. Talat Bey'le Derviş aynı nikahta biraraya geliyorlar. İşin ilginç tarafı damatta bizim onomastik işaretlerimize göre dördüncü olarak orada ve tabloya uyuyor. İsminde bir Ersoy adı var. İlginç olan damadın Türk idare sisteminde hiçbir geçmişi yok. Ama Derviş getiriyor. Hiç bir Türk- İslam sentezine girmiyor. Ama tepeden, her yere geliyorlar. Al gülüm ver gülüm. Talat, kimdir mesela? Soyadında 'man' var, 'Tal' ismi çok kullanılır. Şimdi damat kim, ömrünü Newyork'ta geçirmiş, Avram Galanti'ye göre Newyork dünya yahudiliğin merkezidir. Newyork'ta emekli olmuş. Türkiye'de bir edebiyat kürsüsüne başkan oluyor. TRT'nin bir kuruluna giriyor. Oraya buraya, her yere paraşütle birşey oluyorlar. Yerleşiyorlar. Bu hiçbirimize niye nasip olmuyor. Ben Kemal'in gelişini komplo olarak tanımlamıştım. Şebekenin bu kadar her tarafta korsan gibi sızması sözkonusu. Artık herkes bunu kabul ediyor. Bülent Bey, Devlet Bey, Erkan Mumcu, hepsi komplo diyor. Şimdi sabataycılar IQ açısından çok geridir. İsmail Cem'in özürlü olduğunu hep söyledim. Politikaya girince görüldü, şimdi bana çok haklıymışsın diyorlar. Kemal' de öyledir. Konuşmalarına bakın, 'sevmekte güzel sevilmekte güzel' diyor. Başka birşey yok Söyleyeceği sözü yok. Deniz Baykal'ın da söyleyecek sözü yok. Bülent Bey, Kemal için çok değerli bir arkadaş diyordu, şimdi diyor ki Masum Türker bu işi Kemal'den iyi biliyor. Nihayet Masum Türker Mardin'li bir muhasebecidir. Ve bu doğrudur.
İSMAİL CEM'İN CUMHURBAŞKANLIĞINI ENGELLEDİK
Bana herkes diyor ki İsmail Cem'in cumhurbaşkanlığını engelledin. Hayır efendim, bende o güç nerde, ben önlemek istedim, teşhis ettim. Başka faktörlerde oldu, engelledik çok şükür. Sabatayizme bu kadar ilgim, ülkem için ne yapabilirim arayışından geliyor. Ben ne yapabilirim, ülkemi çok seviyorum ama zindana kapatılmışım. Süleyman Bey'e hep muhalif olmuşum. Ama şöyle bilimsel bir teşhis yapıyorum. Amerikanın cumhurbaşkanı adayı, Süleyman Bey değil, İsmail Cem'dir. Umarım böyle bir tercih yapmak zorunda kalmam ama, İkisi arasında bir tercih yapacak olursam: Her zaman Süleyman Bey'i tercih ederim. Ben zindandayken arada bir mahkemeye götürülüyordum. Orda 3-5 dakika söz hakkımı, bunu önlemek için kullandım. Tabi başkalarıda engel oldular. Başka güçlerle beraber önledik, Cem'in cumhurbaşkanlığını. Şimdi bunların, nerelere nasıl geldiğine bakın. Tayyibe Hanım'ı Çiller başbakanlığa sokuyor, milletvekili yapmıyor. Başkası geliyor, oda milletvekili yapıyor. Yani siz Tayyibe iseniz herşey olabiliyorsunuz. Derviş meselesini de yazdım. Gerçi Abdullah Muradoğlu kardeşim Derviş kitabında bana katılmıyor, ama şimdi Haluk Dervişi -ki ailede en önemli biridir- ben yazmıştım. Bunları araştırıyoruz. Benim tespitlerime göre Derviş ailesi şu soyadlarını kullanır: Derviş, Bükey, (Celal Göle'nin karısı İnci Derviş Bükey), Pekdeğer, Periş, Eriş. Mesela Ali Eriş, Londra'ya gidince, Nebioğlu ailesinde kalıyor. Kimdir bu Nebioğlu? Karısının ismi Rüya, ilk kocası Mustafa Kemal Ağaoğlu, bu Ağaoğlu'nun Rüya'dan sonraki karısı ise Zeynep Göğüş. Bir aile bağı var. Birbirinden alıp veriyorlar. Demek ki Zeynep Göğüş'ün köşeyazarı olmasının arkasında bir aile bağı var. Bunlar böyledir. Biri ayrılır, biri evlenir. Çünkü darlar. Partoner darlığı var. Peki kim bu? Ali İhsan Göğüş'ün kızı. O kim? Araştırın bakalım.
Bu organize meselesini açalım. Bu etno-politik grupta herşey aile tarafından merkezi olarak belirlenir. Hiç bir şahsi adım atılmaz. Kısaca şunu tespit edebiliriz. Ben bilimsel olarak söylüyorum. Bülent Bey'in partisi dağıtıldı; Derviş, Cem, Özkan yeni bir parti, yeni bir hükümet oluşturmaya çalıştılar, hatırlayın. Burda kısaca Rahmi Koç'a değineyim. Koç, son 6 ayda 6 kişiye sadaret mührü gönderdi. 3'ü bunlardı. Hep dış etkiden bahsedilir, birazda iç güçlere bakalım. Ben bilimde genellikle dış değil, iç dinamikçi bir bakış taşırım. Ne demek bu? Mesela Tanzimat dışardan geldi derler. Hayır, içerden geldi derim, Mısırdan gelmiştir. 1945'de çok partili rejime geçişte, BM'ye üye olmak için derler, çok saçma bir analizdir, BM'nin kurucusu tek partili Sovyetler Birliği'dir. Oda iç dinamiğin ürünüdür. Bu son İdamın kalkması meseleside öyledir. Avrupa falan değil, Türk aydınının mücadelesi sonucu oluşan birikimdir, Behice Boranlar, ben, yoksullar; idam kalksın dediler. Biz idam kalksın derken, O zaman Avrupa'da idam vardı. Ayrıca şu anda Türkiye oligarşisi ile dış merkezler arasında bir ayniyet vardır. İç ve dış bir ve bütündür.
KOÇ'A GÜVENEN YANILIR...
Bu son yaşadığımız krizlerin bir sebebi de Rahmi koç'un miyopluğudur. Yeri gelmişken, benim analizlerimde Aydın Doğan diye çok önemli biri yoktur. Aydın Doğan üzerinde bir övgü veya yergi çok anlamsızdır. Onun arkasında Rahmi Koç, ondan aldığı işaretlere göre uygulama yapan Ertuğrul Özkök var. Yaşadığımız krizlerde Rahmi Koç - Ertuğrul Özkök ikilisinin hiçbir şeyi kavramaması, hiç bir sadakatlarının olmaması, hergün bir politika geliştirmesi vardır. Bunuda ayrıca belirtelim.
Şimdi ben bilimsel olmaya çalışıyorum. Ne yapıyorum? Bu üçlü biraraya gelip, İsmail Cem'in başbakan olacağına içerde ve dışarda pompaladığı zaman, ben notumu yazıyorum; acaba Kapaniler, Karakaşilerin liderliğini kabul edecek mi? Soru budur. Bana göre kabul etmezlerdi, etmediler. Ercan Karakaş Derviş'i tutuyordu, ama Cem'le kaldı. Çünkü oda Karakaş'tır.
SABATAYİSTLER CHP'DE TOPLANDI
Şimdi, bana göre çok açık olarak CHP de bir toplanma sözkonusu. Derviş Amerika'ya gidince, Baykal transferler yaptı. Bülent Tanla, Boray Uras, Ertuğrul Erkin, Işık Lisesi yönetiminden, Alarko'dandır. Bir hamle daha yaptı. İş Bankası yönetim kurulunu değiştirdi. Getirdiklerinin çoğu sabatayisttir. Bir hamle daha, orda toplanıyorlar. Nur Ger, Zeynep Göğüş, Hurşit Güneş, orada toplandılar. Bunun yanında son bir kaç ay içinde AKP'ye çok büyük bir sabatayist akın oldu. Tayyip Erdoğan, Rahmi Koç- Ertuğrul Özkök'e güvendi, sabatayistleride alarak seçime gireceğine inandı. Koç-Özkök'e dayalı politika bu kadar olur. Onlara güvenen yanılır.
Seçimlerde nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?
Seçimden sonra yüksek bürokrasinin planladığı bir hükümet olabilir. Muhtemel başbakan adaylarından biri Derviş olabilir. Onun için ona parlamentoya gir dediler. Öbür tarafta AKP'de o şansı görmüyorlar. Bana göre Rahmi Bey'in babası çok daha tecrübeli, dengeli bir adamdı. Ama, Rahmi Bey son 6 ayda 6 kişiye sadaret mührü gönderdi. Dünyanın hiçbir yerinde bir oligarşi bu kadar oynak, bu kadar korkak olamaz. Kaybeden bu bizde oligarşidir. Sırayla İsmail Cem, M.Yılmaz, H.Özkan, Tansu Çiller ve şimdi D. Baykal'a gönderdi. Şimdi bunun ne değeri olabilir. Irak hareketine uygun, daha balmumu hükümet istiyorlar. Ekonomik çevrelerin görüşlerini bile bir kenara atan bir tutum içindeler.
'BÜYÜK İSRAİL PROJESİ'NE DİKKAT EDİLMELİ
Kürt Yahudilerden bahsediyorsunuz. Bunun İsrail politikalarıyla bağlantısı var mı?
Bakın büyük İsrail projesi vardır. Kaç kişi bunları takip ediyor. GAP bölgesinde Yahudiler mülkiyet almıyor, onların adamları alıyor. Şimdi bir de şu var; Türkiye'ye Yahudiler 1492'de gelmedi ki; kutsal topraktır burası... Tevrat'ı açacak olursak, kutsal toprak olarak Kudüs yazılmaz, Dicle-Fırat arasıdır. Birleştiği yerdir. Bugünkü GAP bölgesidir. Ben sabatayizm konusundaki çalışmalarımı bitirdim aslında. Artık başkaları götürsün. Ben bir görev saydım, toplumsal bir boşluk olarak gördüm, tıpkı Kemalizm tartışması gibi, Kürt halkını kucaklayan yaklaşımım gibi... Ama ben bunları bitirdim. Artık bilim felsefesi gibi konularla uğraşmak istiyorum.Ama nasıl ben, Kürt meselesinde, Kürtlerin Türkiye'de silahlı bir hareketi varken, bu halk bu hareket nediri bilsin diye Bekaa vadisine gittimse, bu bir aydın misyonudur. Şimdi de, Kürt yahudilerini çıkartacağım. GAP bölgesini benden fazla savunan yoktur. Gazetelerde küçük haberler çıkıyor. Nitelikli sanayi bölgesi kabul edildi burası. Türkiye, İsrail, ABD bir tür ekonomik bölge oluşturuyorlar. Bunları takip ediyoruz. Amerika diyor ki; nitelikli bölge olarak yatırımlar, İskenderun-Mersin'in doğu tarafına yapılsın. İsrail kendini artık yahudilerden oluşan bir devlet olarak tarif etmiyor. Ben Gurion çizgisine döndü. Yani daha geniş bir devlet, Büyük İsrail projesi. Bu Büyük İsrail projesi içinde GAP bölgesi vardır. Ariel Şaron'un bu çılgınlığı tamamen bu projeyle bağlantılıdır. Suriye'yi işgal edecek, oradan GAP'a... Ve bir İsrail'li atına binip Ermenistan'a kadar gidecek. Bunların bir Ermenistan politikaları da var. Soykırım gündemi tesadüf değil. Kürt şeflerini uyarıyorum. Kürt kardeşlerim, yoksul Kürt halkı bu topraklara bağlıdır. Ben şeflerini uyarıyorum, hiç kimseye güvenmesinler. Biz burayı Birleşik Doğu Devleti haline getireceğiz. Avrupa Birliği'ne, diğerlerine karşı bu hülyanın peşindeyiz.
AİLENİN YENİ LİDERİ ECZACIBAŞI
Bakın şu organize meselesine dönelim. Kemal Derviş, Amerika'ya giderken Bülent Eczacıbaşı'yla görüştü, İ.Cem'e 'hayır' derken, Eczacıbaşıyla görüştü, Bu şudur; o kolun lideri Derviş ailesiydi, şimdi Eczacıbaşıdır. Organize dediğimiz budur. Bu organizasyon içinde AKP'ye çok büyük transferler oldu. AKP'yi destekleyen finansörler arasında çok zengin Yahudi ve sabatayist aileler var. Bunları ilerde yazacağım. ANAP'ı boşalttılar, onlardan önemli ölçüde gitti. Yargıda da çok var bunlar. Bu etno-politik elitte onlardan olmayanları sormuştunuz değil mi? Ben sorayım, olmayan varmı ki? Bakın; güya solcu, başkanı inşaat mühendisi, başkan yardımcısı mimar, genel sekreteri iktisatçı olan bir tarih vakfı gördünüz mü? Türkiye bu kadar sola düşmanlık edecek ve solcuların kurduğu bir tarih vakfına Tayyip Bey belediye başkanı olarak yer verecek, para verecek. Bu ilginçtir. Tarih Vakfı sabatayist kontrolde bir kuruluştur. Ve burada 'tarih'te yapmaz, 'bilim'de yapmaz. Sabatayistliğin politikalarını, propagandasını yapar. Evet, tekrar sorayım; olmayan var mı?
Hiçbir direnişle karşılaşmıyorlar mı?
Her yerden destek, para alırlar. Ben özgür üniversite diye bir üniversite kurdum. Devlet polisle kuşattı. Ama bunlar hiçbir yeri bırakmazlar. TRT'ye sabatayist olmayan birinin genel müdür olması çok istisnadır, kapıcı bile olması süprizdir.
TARİH VAKFI VE TKP DE SABATAYİST BASKI ALTINDA
Şimdi ben Türk Solu'nu da yazıyorum. Gayet açık olarak söylüyorum, eski adı SİP, Sosyalist İktidar Partisi'ydi, şimdi Türkiye Komünist Partisi oldu. Bütünüyle sabatayist kontrolünde demiyorum ama orda da bir etki görüyorum. 11 Eylül'de mahçup bir şekilde Amerika'yı savunan bir tavır aldılar. Bu içlerindeki sabatayist etkidir. Sabatayistlerin çoğu çok disiplinlidir. Hasan Sabbah'ın adamları gibi. Bunları uygularlar. AKP'de çok fazla vardır. Tarih Vakfı onların kontrolündedir. Devlet içindeki sabatayistlerden çok yardım alırlar. Türkiye Kominist Partisin'de hakimdir demiyorum ama, sabatayizm çok önemli bir damardır. 11 Eylül'deki patlamaya şaşı bakmaları, devrimci ve sol olmayan bir bakış açısıyla bakmaları içlerindeki sabatayist damarın etkisidir. Şebeke adlı kitabımın yeni baskısında var, soğukkanlı ve bilimsel analiz yapıyorum. Bunun dışında olmayan, vardır tabi. Kahraman ordumuzda , başka yerlerde olmayan tabiiki çoktur. Ama şu anda böyledir. Deniz Baykal'ın onlardan olmamasının hiç önemi yok. Bülent Bey'in 1970 yıllarındaki beyin takımının büyük ölçüde sabatayist olduğunu çok önceden yazdım. Bülent Tanla, partide hiç görevi yok ama isim belirlemede belirleyici. Onunla oluyor transferler. Deniz Baykal, hiçbir yere seçmiyor ama o oraya getiriliyor. Ertuğrul Özkök, Bülent Tanla İskenderpaşa'da kuran kursuna gitmiş diye yazdı. Bunların kökenlerine baktığımda bir çok Mevlevi Şeyhi vardır, yüz tane hacı vardır. Neyi gizliyorsun?
Biz bunun için, uyarma görevimizi yapacağız. Başka birisi yapsa ben yapmam. Ben eski İslamcı değerlendirmelerden ayrılıyorum. Eskiden Selanik kökenli deniyordu. Genel bir karşıtlık vardı. 1967 Arap-İsrail Savaşını ve Arap yenilgisini milat kabul ediyorum. O zamana kadar sabatayistler bulundukları ülkeye sadıktı. Türkiye'ye de sadık olduklarını biliyoruz. O tarihten sonra değişti. Bunlarla özel bir derdim yok. Bu politikaları değişene kadar hiçbir derdim yok. Bunların çoğu benim arkadaşımdır. Şu anda Tarih Vakfı'nı, bu büyük dizaynın içinde gördüğüm taktirde deşifre ederim. Ey Türkiye insanı, bunun Tarihle ilgisi yok, derim. Tarih Vakfı Başkanı ve Yardımcısı, arkadaşım; sekreteri öğrencimdir. Bunların sollada alakası yok. İçerden ve dışardan çok büyük mali imkanları var. Bunlar tesadüf değil.
Bu fotoğrafta şöyle birşey çıkıyor: Türkiye ve Türk devleti içerden kuşatılmış, Türk yönetici elitleri de sadece devleti değil, toplumsal gelişmeleri de idare eder hale gelmiştir. Batı adına, batılı bir proje yürütülüyor organize olarak... Çok abartılı bir resim değil mi bu?
Bir kere şunu tespit edelim. 1967'ye kadar Türk-İslamcı aydınlar bu konuda hassastılar. Şimdi hassas değiller. Hatta onlarla uzlaşıyorlar. Devlet Bahçeli, Derviş'le işbirliği yapıyor, 'zehir içtim' diyor. Hayır, bütün limanlarımızın zehirlenmesine göz yumdular. Kemal Paşa'nın dediği gibi: "İdare-i maslahatçılık yapıyorlar." Bizim bu çalışmalarımız olmasaydı, MHP tabanı bazı konulara hassasiyet göstermeyecekti. Bizim çalışmalarımızla bir çok konu aydınlandı. Ben gelecekten umutluyum. Artık diyorum ki, sabatayist cemaat kendisi dışında hiçbir kabiliyete yaşama şansı vermiyor. Ama ister politik, ister başka kanallarla toplumun önünü tıkayacak olursanız biter. Türkiye burdadır. Hiç bir çözüm yok mu? Ben söylüyorum. İşte İsmail Cem'iniz, işte Derviş'iniz, çapları ortadadır.
Onu getiren başbakan; Makovski- Derviş komplosu diye yazdıklarımı teyit ediyor şimdi. Bana göre o Milli Güvenlik Kurulu'ndaki kargaşa planlıydı. Devalüasyonun üstünü örtmek için yaptılar.
Tayyip Bey bütün bu merkezlere şirin görünerek, tavizler vererek siyasete girmek istedi. İlerdeki kitaplarımda Tayyip Bey'in bütün finansörlerini bu açıdan araştıracağım. Haberi olsun. Burası dingonun ahırı değil. Biz kırk yıldır mücadele ediyoruz. Bacak kadar çocukken hücrelere atıldık. Geçmişte yaşadıklarımızdan bir şikayetim yok, çünkü biz kazandık.
Yaklaşan bir seçim ve Irak savaşı var. Kürtlerin pozisyonu sizce ne olabilir?
1995'ten beri Kürt meseleleri bitmiştir dedik. Çünkü istediklerini aldılar. Şimdi daha başka şey söylüyoruz. Beni HADEP, DEHAP vs. ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren Kürtlerin Türkiye'ye sadık olması. 19. yüzyıl Osmanlı-Rus savaşlarında Kürtler Rusya'nın yanında yer aldı. Ben bunları kazanmak isterim. Hem kardeşimdir o halk, hem de benim projem Birleşik Doğu Devleti'dir. Rahmi Koç'ta biliyor ki, Türkiye böyle devam edemeyecek. Başka bir kimlikle devam ederiz diye düşünüyor. Ertuğrul Özkök torunlarımı düşünüyorum derken haklıdır, o Rahmi Bey'in, kendisinin torunlarını düşünüyor. Çünkü Avrupa'ya kapağı atmazlarsa işleri zor, bu toplum eninde sonunda varolan adaletsizliği kabul etmeyecek, biliyorlar.
KÜRT ŞEFLERİ ŞAŞI OLURSA MÜCADELE EDERİZ
Biz ise Avrupayı düşünmüyoruz, biz burada büyük bir birlik oluşturalım. Kürtlerle beraber diyoruz. Ama Kürtler, daha doğrusu Kürt şefleri şaşı olursa, bir gözleri Tel-Aviv, bir gözleri Brüksel'de olursa onlarla da mücadele ederiz. Nasıl daha önce bunlar vardır, bunlara sahip çıkalım derken savcılardan izin almadıysak, o zaman bunlara karşı mücadele içinde izin almayız.
Sabataycılık konusunda da hiç bir kötümserliğe gerek yoktur. Mesele ortaya konmuş, halkımız bunu anlamış ve desteklemiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında sabatayistlerde bizimle beraber mücadele etmiştir, cumhuriyetin kuruluşunda çok büyük işler yapmışlardır. Şimdi bu cemaat içinde bir kısmının bizden daha kızgın olarak öbür tarafa, şebekeye tavır aldığını biliyoruz. Sabatayistlere karşı benden önce özellikle İslamcılar duyarlıydı, ben onlardan yararlandım. Ben bunu bilimselleştirdim, şebeke olarak analiz ettim. Bir dine karşı olmaktan çıkardım, sabatayizm de bir dindir, bana göre çok müteassıb bir dindir. Nakşibendileri falan söylerler, Nakşi'ler bunlara göre çok daha hoşgörülüdür.
YÜKSELEN PARTİLERE SABATAYİST YIĞILMA OLDU (*)
Prof Yalçın KÜÇÜK, son yıllarda geliştirdiği isim-bilim yöntemi ve soy ilişkileri analizi ile sabataycılık konusunda çarpıcı bilgi ve tezler geliştiriyor. Aykırı kişiliği, inatçılığı ve tezleriyle özgün bir aydın kimliğini temsil eden Sayın KÜÇÜK'le kriz analizi ve etno-politik 'şebeke' üzerine konuştuk. İlginize sunuyoruz...
Türkiye yaşadığımız krizli düzene nereden geldi?sizin iç savaş teoriniz açısından bakarsak, yaşadığımız süreci nasıl anlamlandırabiliriz?
Ben 2 kesitte sorunuzu formüle etmeye çalışabilirim, başlangıç olarak. Türkiye 30 yıl bir iç savaş yaşadı. Olaylara bilimsel, yeni teorilerle yaklaşmak gerekir. Ben Türkiye tarihine 3 büyük iç savaş ekledim. İlki, 1806-1826 yılları arasındadır. Ben iç savaşı, kaba olarak ,devlet otoritesinin çözülmesi ve başka otoritelerin çıkması, devletin legalitesini o coğrafyada her alana gösterememesi olarak tarif ediyorum. Yeniçerinin dağıtılışı, Mahmut'un sultan oluşu çok kanlı bir dönemdir. Ikinci iç savaş dönemi, 1906-1926 ya da 1903-1923 de diyebiliyorum. İç savaşın bütün özellikleri burada vardır.
Türk tarihinin bir kısmı kirletilmiştir. Neden? 1920'de kurulan Millet Meclisi -eğer Yeşilköy'de Hareket Ordusu gelirken toplanan Meclisi Milli'yi görmezden gelirseniz -1920'de toplanan Meclis-i Umumi'yi gökten gelmiş kabul ederseniz. Hiçbir legalitesi olmayan sokaktan toplanan ayanla mebusan biraraya geldi. O dönemki tarihçilerin abartması normaldir. Her devrimi yapan kendi yaptıklarını abartır. Fakat ondan sonraki tarihçilerin abartması bilim dışıdır. Sokaktan toplanan adamla Abdulhamit'in halline karar verdiler. Belki bizim kaynaklarda 1-2 defa bahsedilir. Ama öneminin altı çizilmez. O bir kurucu meclistir. Bundan evvelki Trakya muvakkat hükümetini bir tür inkar ederseniz bu artık ihmal değil, inkardır. Yahut Kars Hükümeti'ni inkar edersiniz… Teşkilat-ı Mahsusa'nın kendisidir o.
İç savaşların bitiş tarihi de çok ilginç: 1826-1926. ilkinde, tarihçiler yazar, Sarayburnu'nun üstü cesetlerden görülmüyordu. Çok kanlı bir tasfiye olmuştur.
1.'si yeniçerilerin,
2.'si ittihatçıların tasfiyesi..
Evet, ikincisinde de darağacı var. Demek ki iç savaşların bitişi kanlı oluyor. Ben tarihçi değilim. Tarihler ayrıntılı olay analizleri ile daha net ortaya konulabilir.
3. iç savaşın başlangıç tarihi 1966, zaten tarihi olaylarda çok net başlangıç veremezsiniz. Bu iç savaşın içinde bir krizdir. 1960'ların ortasıdır, başlangıcı. Bitişi, ben 1996 yılında restorasyon dedim. Oda ayrı bir kavramdır. Şu anda devam ediyor. Demek ki Uzun bir iç savaş yaşıyoruz. Türkiye'deki mevcut gelişmeleri anlamaya, mevcut bilimsel yöntemler yeterli değildir. Burayı anlarken yeni aletler çıkarmak zorundayız. Yeni aletler çıkartırken burayı anlayabiliriz. Bunlar içiçedir. O yüzden ben sürekli yeni kavramlar, yeni kategoriler deniyorum. Çok şükür doğru çıkıyor.
ZARARLIYA KARŞI ZARARLI POLİTİKASI
Şimdi 60'ların ortasından itibaren iç savaş başlamıştır. Taraflar kimdir? Aziz dostum Aydın Menderes bir sohbetimizde; Türk politikası bir zararlıyı ortadan kaldırmak için bir zararlıyı kullanılır, diyordu. Doğrudur, sol çıktı bu iç savaşta, solu zararlı olarak telakki ediyordu Türk düzeni, bir başka zararlı ile, islamcı hareketle telafi etti. İlaçla telafi etmeyi düşünmedi. Bir başka zararlı ile tedavi yoluna gitti. Sonra bu zararlının istindiğinden fazla büyüdüğüne tanık olduk. Bu nitelendirme benim değil, devlete göre zararlı. Şimdi bu politika, zararlıya karşı zararlı politikasıdır. E, yazık değilmi bu memlekete? Bu son iç savaşın başında Türkiye solu çıktı, aydını çıktı, dağ taş sol oldu, Türkiye bürokrasisi, aydını özellikle bürokrasi sol oldu. Dünyadada bir rüzgar vardı. Ve Erbakan hocaya kapı açıldı. İslamcı akımlar gayet açık düşünsünler, kendilerini tazelesinler; Şunu düşünsünler, "Biz ne yaptık İslam için?" En fazla İmam Hatipler'de okudunuz. Onu da S. Demirel'le Kenan Evren açtı. Bunu iyi tahlil etmek lazım. Demek ki bu kategori devam ediyor. Bu iç savaş boyunca çok kan aktı. 12 Eylülde, bugünkü söylemdeki gibi devlet küçülmedi, büyüdü.Güçlendi. Bütün feodaliteler dağıtıldı. Şimdi mesela TÜSİAD, bu iç savaşın ortasında gayri meşru bir örgüttü. Şimdi bir devlet kuruluşu. Otuz yıllık bir kriz ve iç savaştan bahsediyoruz. Bu noktada bir başka açılımım daha var biliniyor; her büyük develüasyondan sonra devlette rejim değişir. 9 Eylül 1946 develüasyonundan 4 yıl sonra Demokrat Parti gelmiştir. 1958 develüasyonundan 2 yıl sonra 27 Mayıs gelmiştir. 1970 Ağustos develüasyonundan 6 ay sonra 12 Mart gelmiştir. 24 Ocak 1980'den sonra 12 Eylül gelmiştir. Bu kadar tekrar varsa buna bir yasa demek zorundasınız. Demek ki kör kör bakmayacaksınız bu topluma, Şubat 2001 develüasyonundan sonra da Türkiyede rejim değişti. Bunu hiç kimse görmüyor.
Nasıl bir rejim değişikliği oldu?
Mesela, Şubat 2001'den sonra polisteki değişiklik 27 Mayıs'tan sonra bile olmadı. Buna ister devrim, ister karşı devrim deyin. Sol kesim bu ikisi arasında çok büyük ayrım yapar. Marx bunu çok açık söyler: Karşı devrim de bir devrimdir. Şimdi develüasyondan sonra o zamana kadar giden düzeni, eğilimi değiştiren bir karşı devrim oldu. Tantan tasfiye edildi. Şubat 2001'de Hüseyin Paşa liderliğinde bir yüksek komuta heyeti vardı. Şubat 2001'den sonra yavaş yavaş 28 Şubat kadroları emekli oldular. İslami kesim bunu görmedi: O zaman toplum kendini tazeleme amacı içersindeydi, yolsuzluklara karşı. Ancak bu Şubat develüasyonundan sonra Türk düzeni kendini yolsuzluklardan arındıramayacağına karar verdi. Bu bir karardır. Zekeriya Temizel'in, Sadettin Tantan'ın tasfiyesi sözkonusu. İstanbul'a Kazım Abanoz'un yerine, Hasan Bey'in getirilmesi, bu kapsamdadır. Bunları seçerek yanyana getirelim. Şimdi başka bir gazete haberi vardı, Bülent Eczacıbaşı - Uğur Bayar yanyana bir resim ve altında, ilerde onlardan biri cumhurbaşkanı, diğeri başbakan olacak diye yazıyor. Şimdi bunu değerlendirmeye alalım. Sorun bakalım Derviş'in nereye gideceğine kim karar verdi? Bana göre, Eczacıbaşı. Öbürü de, kardeş Bayar da geldi, öteki partiye girdi. Bakın size 24 Eylül 2002 tarihli Hürriyetten bir haber. Türkiyenin Marsilya büyükelçisi iken, 2. Dünya Savaşı yıllarında Almanya'dan kaçan birçok yahudiye Türk vatandaşlığı belgesi veren İsmail Necdet Kent'in cenaze töreni. Türk musevi cemaati liderleri katılıyor. Başka? Vahit Halefoğlu, Rahmi Koç, Uğur Bayar, Cem Hakko, Erol Aksoy. Bütün bu tür cenazelere bakalım. Hep aynı adamlar katılır. Burda bir tek Erdal İnönü eksik. O da belki tatildeydi.
Şimdi tekrar karşı devrime gelirsek, demek ki üç nokta öne çıkıyor; bir, 28 Şubat'taki çok önemli komutanlar emekli oldu. İki, yolsuzluktan vazgeçildi. Üç, tarihimizde görülmemiş derecede, sanki başka bir düzen gelmiş gibi emniyet kadroları alt-üst oldu. Tamamen değişti.
KUTSAL İTTİFAK ÇÖZÜLÜYOR
Bu dönemde başka bir önemli olay Esnaf eylemleridir. Türkiye'deki esnaf hareketi, belki Türkiye'de bile ilktir. Aynı şekilde, İzmir'de 40 bin köylü toplandı. Ne sağ, ne de sol basın yazmadı. Bu krize karşı spontane, örgütlü olmayan çok büyük eylemler -ideolojik olmayan- eylemler yapıldı. çok kötü bir şekilde bastırıldı. Ankara Ticaret Odası Başkanı'na, vali "provakasyon" dedirtmek istedi. Demedi.. Aç kalan adamı, açlık proveke eder. Eskiden Adnan Menderes döneminde provokasyon merkezi Moskova diye gösterilirdi. Kaynak göstermiyorsan, kimseyi bundan dolayı hapse atamıyorsan bu provakasyon değildir. Tarihimizin en önemli olayları bu dönemde olmuştur. Bir de bu dönemde çok olumlu bir şey oldu. Hüseyin Paşa komutasındaki yüsek komuta heyeti siyasi kadroların idamla ilgili düzenlemelerini engelleyici bir tutum almadılar. Bunu şükranla karşılıyorum. Bu bir şahısla ilgili değildir. Sonuç itibariyle, hepsini birleştirdiğimizde ben şöyle görüyorum, Türkiye büyük bir çözümsüzlük içindedir. Ancak bu iç savaşın içinde, Napolyon'un arkasındaki kutsal ittifaka benzer bir kutsal ittifak var Türkiyede, işte o çözülüyor. MHP, aslına dönme işaretleri veriyor. Erbakan hatta Ecevit aslına dönme işaretleri veriyor. Bütün krizde sorumluluğu olan, ideolojisizliği sağlayan Ecevit, bunda büyük hizmeti olmuştur, düzen için, oligarşi için, bu Ecevit şimdi diyor ki; "Türkiye'ye bakın ideoloji kalmadı, YTP'ye bakın" diyor. Kimse çıkıpta Sayın Ecevit, bunu S. Demirel'le birlikte siz yaptınız, demiyor. Şimdi benim İç savaş tahlilim doğru kabul edilirse, başta ben olacak değilim ya, Bülent Bey, Süleyman Bey olacak, onlar layıktır bunun sorumluluğuna. Deniyor ki; S. Demirel değerli adamdır. 6 defa başbakanlık yaptı. Tarif ettiğim krizde, önceki iç savaşlarda 10 defa sadrazam olan adam var. Sait Paşa gibi...Demek ki bu dönemlerde sıkışmalar, gel-gitler oluyor. Şimdi işte böyle bir çözülme var ve bu çözülme çok sevindiricidir.
Türk yönetici elit yapısıyla ilgili sizin bir etno-politik analiziniz var. Bu elit yapının Türkiyeyi uluslararası sisteme bağlama ve toplumu bazı batılı projelere doğru manipüle etme noktasında organize olduğunu, bu işleviyle Türkiye'ye egemen olduğunu söylüyorsunuz. Bu etno-politik kökene yaptığınız vurgu ne kadar gerçekçidir, bir abartı payı olduğu söylenebilirmi? Ayrıca bu etno-politik kökenden olmayan ama aynı işleve sahip yönetici elitlerle aralarındaki fark nedir? Burda dikkat çekeceğiniz nokta bunların kökeni midir, işlevi midir?
İki şeyin altını çizdim. Organize diyorsunuz, bir de bunlardan olmayanlar. Yani aynı yönetici elitin içinde olup da bunlardan olmayanlar. Bu noktalar üzerinde duracağım. Bir resim gördüm gazetelerde. Tayyibe Gülek Hanım ikinci izdivacını yapmış. Onu doğumundan itibaren izledim. Büyümesinin Newyork'ta bir sinagogda evlenen Aylin Hanım'ın elinde olduğunu gördüm. Aylin Hanım'ın kocası yahudi beyefendiyle beraber resmini gördüm. 2. nokta Tayyibe Hanım'la yanyana getirmeyi düşünmeyeceğim, dostum Talat Halman'dan bahsettim. İsmail Cem'e onun övgülerini yazdım. Bir de Kemal Derviş'in kontrollü olarak geldiğini, sabateyist bir aileden olduğunu yazdım. Bu düğün bunları birleştirdi. Talat Bey'le Derviş aynı nikahta biraraya geliyorlar. İşin ilginç tarafı damatta bizim onomastik işaretlerimize göre dördüncü olarak orada ve tabloya uyuyor. İsminde bir Ersoy adı var. İlginç olan damadın Türk idare sisteminde hiçbir geçmişi yok. Ama Derviş getiriyor. Hiç bir Türk- İslam sentezine girmiyor. Ama tepeden, her yere geliyorlar. Al gülüm ver gülüm. Talat, kimdir mesela? Soyadında 'man' var, 'Tal' ismi çok kullanılır. Şimdi damat kim, ömrünü Newyork'ta geçirmiş, Avram Galanti'ye göre Newyork dünya yahudiliğin merkezidir. Newyork'ta emekli olmuş. Türkiye'de bir edebiyat kürsüsüne başkan oluyor. TRT'nin bir kuruluna giriyor. Oraya buraya, her yere paraşütle birşey oluyorlar. Yerleşiyorlar. Bu hiçbirimize niye nasip olmuyor. Ben Kemal'in gelişini komplo olarak tanımlamıştım. Şebekenin bu kadar her tarafta korsan gibi sızması sözkonusu. Artık herkes bunu kabul ediyor. Bülent Bey, Devlet Bey, Erkan Mumcu, hepsi komplo diyor. Şimdi sabataycılar IQ açısından çok geridir. İsmail Cem'in özürlü olduğunu hep söyledim. Politikaya girince görüldü, şimdi bana çok haklıymışsın diyorlar. Kemal' de öyledir. Konuşmalarına bakın, 'sevmekte güzel sevilmekte güzel' diyor. Başka birşey yok Söyleyeceği sözü yok. Deniz Baykal'ın da söyleyecek sözü yok. Bülent Bey, Kemal için çok değerli bir arkadaş diyordu, şimdi diyor ki Masum Türker bu işi Kemal'den iyi biliyor. Nihayet Masum Türker Mardin'li bir muhasebecidir. Ve bu doğrudur.
İSMAİL CEM'İN CUMHURBAŞKANLIĞINI ENGELLEDİK
Bana herkes diyor ki İsmail Cem'in cumhurbaşkanlığını engelledin. Hayır efendim, bende o güç nerde, ben önlemek istedim, teşhis ettim. Başka faktörlerde oldu, engelledik çok şükür. Sabatayizme bu kadar ilgim, ülkem için ne yapabilirim arayışından geliyor. Ben ne yapabilirim, ülkemi çok seviyorum ama zindana kapatılmışım. Süleyman Bey'e hep muhalif olmuşum. Ama şöyle bilimsel bir teşhis yapıyorum. Amerikanın cumhurbaşkanı adayı, Süleyman Bey değil, İsmail Cem'dir. Umarım böyle bir tercih yapmak zorunda kalmam ama, İkisi arasında bir tercih yapacak olursam: Her zaman Süleyman Bey'i tercih ederim. Ben zindandayken arada bir mahkemeye götürülüyordum. Orda 3-5 dakika söz hakkımı, bunu önlemek için kullandım. Tabi başkalarıda engel oldular. Başka güçlerle beraber önledik, Cem'in cumhurbaşkanlığını. Şimdi bunların, nerelere nasıl geldiğine bakın. Tayyibe Hanım'ı Çiller başbakanlığa sokuyor, milletvekili yapmıyor. Başkası geliyor, oda milletvekili yapıyor. Yani siz Tayyibe iseniz herşey olabiliyorsunuz. Derviş meselesini de yazdım. Gerçi Abdullah Muradoğlu kardeşim Derviş kitabında bana katılmıyor, ama şimdi Haluk Dervişi -ki ailede en önemli biridir- ben yazmıştım. Bunları araştırıyoruz. Benim tespitlerime göre Derviş ailesi şu soyadlarını kullanır: Derviş, Bükey, (Celal Göle'nin karısı İnci Derviş Bükey), Pekdeğer, Periş, Eriş. Mesela Ali Eriş, Londra'ya gidince, Nebioğlu ailesinde kalıyor. Kimdir bu Nebioğlu? Karısının ismi Rüya, ilk kocası Mustafa Kemal Ağaoğlu, bu Ağaoğlu'nun Rüya'dan sonraki karısı ise Zeynep Göğüş. Bir aile bağı var. Birbirinden alıp veriyorlar. Demek ki Zeynep Göğüş'ün köşeyazarı olmasının arkasında bir aile bağı var. Bunlar böyledir. Biri ayrılır, biri evlenir. Çünkü darlar. Partoner darlığı var. Peki kim bu? Ali İhsan Göğüş'ün kızı. O kim? Araştırın bakalım.
Bu organize meselesini açalım. Bu etno-politik grupta herşey aile tarafından merkezi olarak belirlenir. Hiç bir şahsi adım atılmaz. Kısaca şunu tespit edebiliriz. Ben bilimsel olarak söylüyorum. Bülent Bey'in partisi dağıtıldı; Derviş, Cem, Özkan yeni bir parti, yeni bir hükümet oluşturmaya çalıştılar, hatırlayın. Burda kısaca Rahmi Koç'a değineyim. Koç, son 6 ayda 6 kişiye sadaret mührü gönderdi. 3'ü bunlardı. Hep dış etkiden bahsedilir, birazda iç güçlere bakalım. Ben bilimde genellikle dış değil, iç dinamikçi bir bakış taşırım. Ne demek bu? Mesela Tanzimat dışardan geldi derler. Hayır, içerden geldi derim, Mısırdan gelmiştir. 1945'de çok partili rejime geçişte, BM'ye üye olmak için derler, çok saçma bir analizdir, BM'nin kurucusu tek partili Sovyetler Birliği'dir. Oda iç dinamiğin ürünüdür. Bu son İdamın kalkması meseleside öyledir. Avrupa falan değil, Türk aydınının mücadelesi sonucu oluşan birikimdir, Behice Boranlar, ben, yoksullar; idam kalksın dediler. Biz idam kalksın derken, O zaman Avrupa'da idam vardı. Ayrıca şu anda Türkiye oligarşisi ile dış merkezler arasında bir ayniyet vardır. İç ve dış bir ve bütündür.
KOÇ'A GÜVENEN YANILIR...
Bu son yaşadığımız krizlerin bir sebebi de Rahmi koç'un miyopluğudur. Yeri gelmişken, benim analizlerimde Aydın Doğan diye çok önemli biri yoktur. Aydın Doğan üzerinde bir övgü veya yergi çok anlamsızdır. Onun arkasında Rahmi Koç, ondan aldığı işaretlere göre uygulama yapan Ertuğrul Özkök var. Yaşadığımız krizlerde Rahmi Koç - Ertuğrul Özkök ikilisinin hiçbir şeyi kavramaması, hiç bir sadakatlarının olmaması, hergün bir politika geliştirmesi vardır. Bunuda ayrıca belirtelim.
Şimdi ben bilimsel olmaya çalışıyorum. Ne yapıyorum? Bu üçlü biraraya gelip, İsmail Cem'in başbakan olacağına içerde ve dışarda pompaladığı zaman, ben notumu yazıyorum; acaba Kapaniler, Karakaşilerin liderliğini kabul edecek mi? Soru budur. Bana göre kabul etmezlerdi, etmediler. Ercan Karakaş Derviş'i tutuyordu, ama Cem'le kaldı. Çünkü oda Karakaş'tır.
SABATAYİSTLER CHP'DE TOPLANDI
Şimdi, bana göre çok açık olarak CHP de bir toplanma sözkonusu. Derviş Amerika'ya gidince, Baykal transferler yaptı. Bülent Tanla, Boray Uras, Ertuğrul Erkin, Işık Lisesi yönetiminden, Alarko'dandır. Bir hamle daha yaptı. İş Bankası yönetim kurulunu değiştirdi. Getirdiklerinin çoğu sabatayisttir. Bir hamle daha, orda toplanıyorlar. Nur Ger, Zeynep Göğüş, Hurşit Güneş, orada toplandılar. Bunun yanında son bir kaç ay içinde AKP'ye çok büyük bir sabatayist akın oldu. Tayyip Erdoğan, Rahmi Koç- Ertuğrul Özkök'e güvendi, sabatayistleride alarak seçime gireceğine inandı. Koç-Özkök'e dayalı politika bu kadar olur. Onlara güvenen yanılır.
Seçimlerde nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?
Seçimden sonra yüksek bürokrasinin planladığı bir hükümet olabilir. Muhtemel başbakan adaylarından biri Derviş olabilir. Onun için ona parlamentoya gir dediler. Öbür tarafta AKP'de o şansı görmüyorlar. Bana göre Rahmi Bey'in babası çok daha tecrübeli, dengeli bir adamdı. Ama, Rahmi Bey son 6 ayda 6 kişiye sadaret mührü gönderdi. Dünyanın hiçbir yerinde bir oligarşi bu kadar oynak, bu kadar korkak olamaz. Kaybeden bu bizde oligarşidir. Sırayla İsmail Cem, M.Yılmaz, H.Özkan, Tansu Çiller ve şimdi D. Baykal'a gönderdi. Şimdi bunun ne değeri olabilir. Irak hareketine uygun, daha balmumu hükümet istiyorlar. Ekonomik çevrelerin görüşlerini bile bir kenara atan bir tutum içindeler.
'BÜYÜK İSRAİL PROJESİ'NE DİKKAT EDİLMELİ
Kürt Yahudilerden bahsediyorsunuz. Bunun İsrail politikalarıyla bağlantısı var mı?
Bakın büyük İsrail projesi vardır. Kaç kişi bunları takip ediyor. GAP bölgesinde Yahudiler mülkiyet almıyor, onların adamları alıyor. Şimdi bir de şu var; Türkiye'ye Yahudiler 1492'de gelmedi ki; kutsal topraktır burası... Tevrat'ı açacak olursak, kutsal toprak olarak Kudüs yazılmaz, Dicle-Fırat arasıdır. Birleştiği yerdir. Bugünkü GAP bölgesidir. Ben sabatayizm konusundaki çalışmalarımı bitirdim aslında. Artık başkaları götürsün. Ben bir görev saydım, toplumsal bir boşluk olarak gördüm, tıpkı Kemalizm tartışması gibi, Kürt halkını kucaklayan yaklaşımım gibi... Ama ben bunları bitirdim. Artık bilim felsefesi gibi konularla uğraşmak istiyorum.Ama nasıl ben, Kürt meselesinde, Kürtlerin Türkiye'de silahlı bir hareketi varken, bu halk bu hareket nediri bilsin diye Bekaa vadisine gittimse, bu bir aydın misyonudur. Şimdi de, Kürt yahudilerini çıkartacağım. GAP bölgesini benden fazla savunan yoktur. Gazetelerde küçük haberler çıkıyor. Nitelikli sanayi bölgesi kabul edildi burası. Türkiye, İsrail, ABD bir tür ekonomik bölge oluşturuyorlar. Bunları takip ediyoruz. Amerika diyor ki; nitelikli bölge olarak yatırımlar, İskenderun-Mersin'in doğu tarafına yapılsın. İsrail kendini artık yahudilerden oluşan bir devlet olarak tarif etmiyor. Ben Gurion çizgisine döndü. Yani daha geniş bir devlet, Büyük İsrail projesi. Bu Büyük İsrail projesi içinde GAP bölgesi vardır. Ariel Şaron'un bu çılgınlığı tamamen bu projeyle bağlantılıdır. Suriye'yi işgal edecek, oradan GAP'a... Ve bir İsrail'li atına binip Ermenistan'a kadar gidecek. Bunların bir Ermenistan politikaları da var. Soykırım gündemi tesadüf değil. Kürt şeflerini uyarıyorum. Kürt kardeşlerim, yoksul Kürt halkı bu topraklara bağlıdır. Ben şeflerini uyarıyorum, hiç kimseye güvenmesinler. Biz burayı Birleşik Doğu Devleti haline getireceğiz. Avrupa Birliği'ne, diğerlerine karşı bu hülyanın peşindeyiz.
AİLENİN YENİ LİDERİ ECZACIBAŞI
Bakın şu organize meselesine dönelim. Kemal Derviş, Amerika'ya giderken Bülent Eczacıbaşı'yla görüştü, İ.Cem'e 'hayır' derken, Eczacıbaşıyla görüştü, Bu şudur; o kolun lideri Derviş ailesiydi, şimdi Eczacıbaşıdır. Organize dediğimiz budur. Bu organizasyon içinde AKP'ye çok büyük transferler oldu. AKP'yi destekleyen finansörler arasında çok zengin Yahudi ve sabatayist aileler var. Bunları ilerde yazacağım. ANAP'ı boşalttılar, onlardan önemli ölçüde gitti. Yargıda da çok var bunlar. Bu etno-politik elitte onlardan olmayanları sormuştunuz değil mi? Ben sorayım, olmayan varmı ki? Bakın; güya solcu, başkanı inşaat mühendisi, başkan yardımcısı mimar, genel sekreteri iktisatçı olan bir tarih vakfı gördünüz mü? Türkiye bu kadar sola düşmanlık edecek ve solcuların kurduğu bir tarih vakfına Tayyip Bey belediye başkanı olarak yer verecek, para verecek. Bu ilginçtir. Tarih Vakfı sabatayist kontrolde bir kuruluştur. Ve burada 'tarih'te yapmaz, 'bilim'de yapmaz. Sabatayistliğin politikalarını, propagandasını yapar. Evet, tekrar sorayım; olmayan var mı?
Hiçbir direnişle karşılaşmıyorlar mı?
Her yerden destek, para alırlar. Ben özgür üniversite diye bir üniversite kurdum. Devlet polisle kuşattı. Ama bunlar hiçbir yeri bırakmazlar. TRT'ye sabatayist olmayan birinin genel müdür olması çok istisnadır, kapıcı bile olması süprizdir.
TARİH VAKFI VE TKP DE SABATAYİST BASKI ALTINDA
Şimdi ben Türk Solu'nu da yazıyorum. Gayet açık olarak söylüyorum, eski adı SİP, Sosyalist İktidar Partisi'ydi, şimdi Türkiye Komünist Partisi oldu. Bütünüyle sabatayist kontrolünde demiyorum ama orda da bir etki görüyorum. 11 Eylül'de mahçup bir şekilde Amerika'yı savunan bir tavır aldılar. Bu içlerindeki sabatayist etkidir. Sabatayistlerin çoğu çok disiplinlidir. Hasan Sabbah'ın adamları gibi. Bunları uygularlar. AKP'de çok fazla vardır. Tarih Vakfı onların kontrolündedir. Devlet içindeki sabatayistlerden çok yardım alırlar. Türkiye Kominist Partisin'de hakimdir demiyorum ama, sabatayizm çok önemli bir damardır. 11 Eylül'deki patlamaya şaşı bakmaları, devrimci ve sol olmayan bir bakış açısıyla bakmaları içlerindeki sabatayist damarın etkisidir. Şebeke adlı kitabımın yeni baskısında var, soğukkanlı ve bilimsel analiz yapıyorum. Bunun dışında olmayan, vardır tabi. Kahraman ordumuzda , başka yerlerde olmayan tabiiki çoktur. Ama şu anda böyledir. Deniz Baykal'ın onlardan olmamasının hiç önemi yok. Bülent Bey'in 1970 yıllarındaki beyin takımının büyük ölçüde sabatayist olduğunu çok önceden yazdım. Bülent Tanla, partide hiç görevi yok ama isim belirlemede belirleyici. Onunla oluyor transferler. Deniz Baykal, hiçbir yere seçmiyor ama o oraya getiriliyor. Ertuğrul Özkök, Bülent Tanla İskenderpaşa'da kuran kursuna gitmiş diye yazdı. Bunların kökenlerine baktığımda bir çok Mevlevi Şeyhi vardır, yüz tane hacı vardır. Neyi gizliyorsun?
Biz bunun için, uyarma görevimizi yapacağız. Başka birisi yapsa ben yapmam. Ben eski İslamcı değerlendirmelerden ayrılıyorum. Eskiden Selanik kökenli deniyordu. Genel bir karşıtlık vardı. 1967 Arap-İsrail Savaşını ve Arap yenilgisini milat kabul ediyorum. O zamana kadar sabatayistler bulundukları ülkeye sadıktı. Türkiye'ye de sadık olduklarını biliyoruz. O tarihten sonra değişti. Bunlarla özel bir derdim yok. Bu politikaları değişene kadar hiçbir derdim yok. Bunların çoğu benim arkadaşımdır. Şu anda Tarih Vakfı'nı, bu büyük dizaynın içinde gördüğüm taktirde deşifre ederim. Ey Türkiye insanı, bunun Tarihle ilgisi yok, derim. Tarih Vakfı Başkanı ve Yardımcısı, arkadaşım; sekreteri öğrencimdir. Bunların sollada alakası yok. İçerden ve dışardan çok büyük mali imkanları var. Bunlar tesadüf değil.
Bu fotoğrafta şöyle birşey çıkıyor: Türkiye ve Türk devleti içerden kuşatılmış, Türk yönetici elitleri de sadece devleti değil, toplumsal gelişmeleri de idare eder hale gelmiştir. Batı adına, batılı bir proje yürütülüyor organize olarak... Çok abartılı bir resim değil mi bu?
Bir kere şunu tespit edelim. 1967'ye kadar Türk-İslamcı aydınlar bu konuda hassastılar. Şimdi hassas değiller. Hatta onlarla uzlaşıyorlar. Devlet Bahçeli, Derviş'le işbirliği yapıyor, 'zehir içtim' diyor. Hayır, bütün limanlarımızın zehirlenmesine göz yumdular. Kemal Paşa'nın dediği gibi: "İdare-i maslahatçılık yapıyorlar." Bizim bu çalışmalarımız olmasaydı, MHP tabanı bazı konulara hassasiyet göstermeyecekti. Bizim çalışmalarımızla bir çok konu aydınlandı. Ben gelecekten umutluyum. Artık diyorum ki, sabatayist cemaat kendisi dışında hiçbir kabiliyete yaşama şansı vermiyor. Ama ister politik, ister başka kanallarla toplumun önünü tıkayacak olursanız biter. Türkiye burdadır. Hiç bir çözüm yok mu? Ben söylüyorum. İşte İsmail Cem'iniz, işte Derviş'iniz, çapları ortadadır.
Onu getiren başbakan; Makovski- Derviş komplosu diye yazdıklarımı teyit ediyor şimdi. Bana göre o Milli Güvenlik Kurulu'ndaki kargaşa planlıydı. Devalüasyonun üstünü örtmek için yaptılar.
Tayyip Bey bütün bu merkezlere şirin görünerek, tavizler vererek siyasete girmek istedi. İlerdeki kitaplarımda Tayyip Bey'in bütün finansörlerini bu açıdan araştıracağım. Haberi olsun. Burası dingonun ahırı değil. Biz kırk yıldır mücadele ediyoruz. Bacak kadar çocukken hücrelere atıldık. Geçmişte yaşadıklarımızdan bir şikayetim yok, çünkü biz kazandık.
Yaklaşan bir seçim ve Irak savaşı var. Kürtlerin pozisyonu sizce ne olabilir?
1995'ten beri Kürt meseleleri bitmiştir dedik. Çünkü istediklerini aldılar. Şimdi daha başka şey söylüyoruz. Beni HADEP, DEHAP vs. ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren Kürtlerin Türkiye'ye sadık olması. 19. yüzyıl Osmanlı-Rus savaşlarında Kürtler Rusya'nın yanında yer aldı. Ben bunları kazanmak isterim. Hem kardeşimdir o halk, hem de benim projem Birleşik Doğu Devleti'dir. Rahmi Koç'ta biliyor ki, Türkiye böyle devam edemeyecek. Başka bir kimlikle devam ederiz diye düşünüyor. Ertuğrul Özkök torunlarımı düşünüyorum derken haklıdır, o Rahmi Bey'in, kendisinin torunlarını düşünüyor. Çünkü Avrupa'ya kapağı atmazlarsa işleri zor, bu toplum eninde sonunda varolan adaletsizliği kabul etmeyecek, biliyorlar.
KÜRT ŞEFLERİ ŞAŞI OLURSA MÜCADELE EDERİZ
Biz ise Avrupayı düşünmüyoruz, biz burada büyük bir birlik oluşturalım. Kürtlerle beraber diyoruz. Ama Kürtler, daha doğrusu Kürt şefleri şaşı olursa, bir gözleri Tel-Aviv, bir gözleri Brüksel'de olursa onlarla da mücadele ederiz. Nasıl daha önce bunlar vardır, bunlara sahip çıkalım derken savcılardan izin almadıysak, o zaman bunlara karşı mücadele içinde izin almayız.
Sabataycılık konusunda da hiç bir kötümserliğe gerek yoktur. Mesele ortaya konmuş, halkımız bunu anlamış ve desteklemiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında sabatayistlerde bizimle beraber mücadele etmiştir, cumhuriyetin kuruluşunda çok büyük işler yapmışlardır. Şimdi bu cemaat içinde bir kısmının bizden daha kızgın olarak öbür tarafa, şebekeye tavır aldığını biliyoruz. Sabatayistlere karşı benden önce özellikle İslamcılar duyarlıydı, ben onlardan yararlandım. Ben bunu bilimselleştirdim, şebeke olarak analiz ettim. Bir dine karşı olmaktan çıkardım, sabatayizm de bir dindir, bana göre çok müteassıb bir dindir. Nakşibendileri falan söylerler, Nakşi'ler bunlara göre çok daha hoşgörülüdür.
İrfan Hazar (irfan3334)
Kayıt: 2008-03-22 (22:30)
Mesaj: 61
Mesaj: 61
tekrar slm kıbrıslı
göktürkler uzaylı mı konusundan sonra sabetaycılık konusunu actıgın icin tesekkürler öncelikler..
hhülya avsar deniz akkaya gülben ergen sarkıcı fadik.....veeeee TARKAN son albümünün adına bakın anlamını bulun baska birsey demiyorum
bunların hepsi dönme destek ve finansörleri dünya yahudi lobisi...GÖREVLERi milleti cinsel sapkınlıga ahlaksızlıgı mesru normal birseymis gibi göstererek insanları sapıttırmak.
hangi devirde yasıyoruz yaaaaaaa diyerek
bakirelik önemlimi namus diye birsey varmı diyebilecek kadar ileri gidip hic tepki almamasıyla birlikte toplumumuzun nasıl bir yola saptıgını anlamamız mümkün.
türkiyeyi burda cıkaracaz ne oluyor nereye gidiyoruz....bunlar bir yandan böyle yapacak biryandan basörtüsünü dayatacaklar kızlar basına bir örtü giyip cok özür dilerim
deniz kenarında türbanlarıyla yiyisecekler sonrada siz dinsizssiniz namusunuz yok biz namusluyuz dinimize baglıyız basımızı kapıyoruz cünki diip karsılık verecekler.
insanlar bunca seyin icinde arasında kafa karısıklıgında iken ne oluyor bile demeye kalmadan paaaattttt kene paaaatttt kus gribi kanser vakaları
biyolojik apıları genleri degistirilerek zehir enjekte ederek yeni bir kene türü tasarlayıp kulucka süresini belirleyip türkiyeye soktular keneler kuluckadan cıktı ve insanlara yapıstı sehrini bosalttı
suana kadar 42 insanımız öldü.neyden kıytırık aptal bir keneden..biyolojik savas....
amac insanlara aman vermemek bos bırakmamak bir yandan ahlaksızlıgı sacarken sanatcıların renkli hayatlarını gözler önüne sürerken
bir yandan korku sacmak ve insanları kilitleme taktigidir bu arkadaslar.
sonra kene devam ederken ne buyaaa derken caaaaattttttt ergenekon generaller pasalar iceri.
bu adamlar vatanını seven insanlar arkadaslar....
size isin ic yüzünü anlatm kimse bilmiyor ergenekon ne amac ne ne oluyor dostmu düsmanmı
ergnekon bir yapılanma derin devlet gibi düsünün bugüne kadar görevini yapan br örgütlenme bunun icinde normal vatandas prof general pasalar bircok ksi var.
neyse tayyip erdogan bunu bahane ederek hepsini iceri aldıttırıyor savcılar hakimler özel secilmislerden hepsi tayyip yandası...
egenekoncular darbe hazırlıgındaydılar..neden darbe darbe kötü diyebilirsiniz öyle demeyin..
suanda türkiyenin nasıl bir durumun icine cekildigin, kimse bilmiyor cok feci bir durumdayız ama gerek medya gerek sözde basın bunları görmüyor
medya masonların elinde cünki.hicbirsey yokmus gibi davranıyorlar millet bilgisiz alıncada uyuma planı harekete geciyor..
ergenekonda darbe yapacaklardı ve akpyi darman duman edeceklerdi.
cumhuriyet bassavcısının üzerine cok gidiliyor..
akpye kapatma davası actılaryaa bir yandan da gecende yargıtay savcılıgının baskanı tv de mahkeme sürecini takipten sonra cıkarken bir laf etti
ortalık karıstı sunu dedi.
AKP KAPATILSADA KAPATILMASADA SONUNDA KIYAMET KOPACAK....
türkiyeyi yok etmeye calısanlar ve bu kapatmayı durdurmaya calısanlara meydan okudu resmen
durdursanız da durdurmasanızda hepsinin defteri dürülecek mesajıydı bu ....
ben bazen utanıyorum bu adamların yanlarında olup bu camiada olmadıgım icin.
bu insanlar kelle koltukta geziyor suanda akp tüm stratejik yerleri ele gecirdi birtek ordu kaldı onuda ele geciriyor..
agustosta yasar büyük anıt gidiyor yerine ilker basbug geliyor ne olacak tayyip erdogan istedigi gibi kullanacak ilker basbugu...
nerden cıkardın bunu diceksiniz bir
daha görev gelmeden görüsmeye basladılar aralarından su sızmıyor iki ilker basbugun israil ziyaretinde resimleri cıktı ortaya
yahudilerin aglama duvarında dua ederken yani kısacası yahudiymis.
ilker basbug genel kurmay baskanı olunca kendi alt kadrosunuda akpye göre olusturup türkiyedeki insanlar ordumuz var sanıcak ama tek bir gücün kontrolünde o ne isterse o olucak...
gelelim bunların ardından isin özüne bunları yaabilmek icin bu darbe yapacak olan generalleri iceri almaları gerekiyordu aldılar.profları aldılar ve bu insanlarböylesine serefli insanlar olmalarına ragmen yapmadıkları rezillik kalmadı onlara karsı...
bir köpek gibi götürüldüler sorguya..
kuddusi okkır is adamı ergenekondan iceri alınmıstı ARKADASLAR ADAM ÖLDÜ...adam
rahatsızlanmıs kimse ilgilenmemis bayram pasa cezaevinde karısı dio
yerde buldum gözlerini tavana dikmis yatıyordu adama yapılana bir bakın...
KUDDUSi OKKIR ARATIIN INTERNETTEN TUTUKLANDIGI RESME BAKIN BIDE ÖLDÜGÜ ANKI HALINE BAKIN
VE BANA SÖYLEYIN BU ADAM BUNDAN DOLAYI ÖLDÜ DIYE ADAMA ALLAH BILIR NE YAPTILAR..
HERKES DARBE YAPMAK ISTIYOR AYIK OLUN ERGENEKONDAKILER AMERIKA VE AMERIKANIN ELI KOLU AKP...
AKP DARBEYI 2009 A YETISTIRECEK NASILMI KENELER ÜLKE ICINDE KARGASA
BAKIN YENI OLAY AMERIKAN KONSOLOSLUGUNA SALDIRI POLISTE ÖLDÜ BU OLAYDA...
BU TIP SEYLER ARTACAK VE DARBE OLACAK ONDAN SONRA
BU DARBE NEDEN OLACAK ARKADASALR
KÜRDISTAN.................RESMEN TANILACAK 40 SEHIDIMIZ UNUTULACAK.......
SONRA TÜRKIYE BÖLÜNECEK BÖLÜNÜNCE EYALET SISTEMI OLMASI ICIN TAYYIP SIMDIDEN HATTA 3,4 AY ÖNCE KARAR ALDI UYGULADI ISTANBUL EMINÖNÜ BELEDIYEYE BAGLI DEGIL NEDEN BELEDIYELERI KALDIRIP ÖZERKLIK VERIYOR YANI EYALET SISTEMININ AYAKLARINI OLUSTURUYORLAR
MILLET KARI KIZ DISKO DERDINDE BIR YANDAN BU SAGLIK VE BU SANATCI DENILEN FARELERIN PISLIKLERI BANA GÖRE AMA BASKALARINA GÖRE RENKLI HAYAT ISTE ALDANIP GIDIYOR
INEK GIBI GÜLE GÜLE IZLIYOR EGLENE EGLENE..
YANI BANA GÖRE
TÜRKIYE GÜLDÜRÜLE GÜLDÜRÜLE ISGAL EDILIYOR
CANAKKALE GECLMEZDI HANI GECILDi GECiLDi
ATATÜRK SIIMDI ANITKABiRDEN KALKSA YÜZÜMÜZE BILE TÜKÜRMEYE TENEZZÜL ETMEZDI .....
KIZ ARKADASLARA SÖYLÜYORUM CEP TELEFONLARINIZLA COK KONUSMAYIN KIZLARDA LEF KANSERINI EN CK HIZLANDRAN VE SUANDA EN AYGIN OLAN HASTALIKLARDAN BIRI
VE SEBEBIDE ILK SIRADA CEP TELLERI....
ERKEK ARKADASLARA DA SUNU SÖYLÜYORUM GEREKLI GEREKSIZ SINIRLILIK ARTTIYSA SON ZAMANLARDA KENDINIZDE
BU CEP TELLERINDEN
DICEKSINIZKI NEDEN FUTBOL MAC SNUCU OPERATÖRDEN TEK BIR TUSLA MILYONLARCA KULLANICIYA GÖNDERILIYOR VE BAZEN BIR TAKIM TESTLER YAPILIYOR
TÜRKLERIN BEYINLERINDEKI SINIR BÖLGESININ FREKANSI KAC DESiBEL DiYE BUNU ÖLCTÜLER CANLARI ISTEDIGI ZAMAN BUNU ARTTIRIP INDIRIYORLAR.
SACMA DEMEYIN DURDUK YERE SINIRLENIP BIRIYLE KAVGA EDIP TARTISIP TÜM
GÜNÜNÜZ CANSIKINTISIYLA GECMIYORMU YADA BIRILERI BIRILERINI ÖLDÜRÜYOR
HABERLERE BAKIN LAHMACUN KOKUSU YÜZÜNDEN ISTANBULDA ADAM BIR ADAMI ÖLDÜRDÜ BICAKLAYARAK BU NORMALMi SiZCE...
TAVUK YERKEN BOYUTUNA BAKIN ARKADASLAR TAVUK DEDIGINIZ SEY BILDIGIMIZ GIBI 700,800 GRAM OLUR BUTLARIDA KÜCÜK OLUR
PIYASADA 12 KILO AGIRLIGINDA TAVUKLAR VE ONLARIN BUTLARI DOLASIYOR BU ÖZELLIKLE SOKULUYOR KI
YIYEN KADININ KADINLIK HORMONU AZALSIN ERKEKLIK HORMONU COGALSIN
ERKEKLERDE DE KADINLIK HORMONU ARTSIN KENDINI KADIN GIBI HISSETSIN KONUSURKEN KIBARLIK AYAGINA LAFLARINI YUMUSATSIN YUMUSATSIIIIN SONRA HEPTEN YUMUSAK KALSIN
NEYSE ANLADINIZ SIZ CEVRENIZDE HIC YOKTAN BIR ÖRNEK VARDIR..........
ERGENEKONCULAR YAKALANMASAYDI IKTIDARI DAGITIP KONTROLÜDE ELE ALIP BÜTÜN BU YOLSUZLUKLARA DUR DENiLECEKTi...
AMA OLMADI ADAMLARI TUTUKLADILAR SIMDI BASKA PLANLAR VAR ANA ADAMLAR ICERDE KOLLARI HLA DISARDA VE VATANIN BEKCILERI AMA BIR YANDAN ORDU ICINDE KARSI TARAFA CALISANLARDA MEVCUT
PROFLAR AYDINLAR TVLERDE CILDIRIYORLAR ARTIK
BIR ÜLKENIN BASBAKANINA CUM.BASKANINA SAYGI VARDIR DIMI ARTIK KALMADI PROFLA ARTIK KÜFRETMEDIKLERI KALIYOR ARTIK
SIZ ANLAYIN ARTIK MEVZUNUN NE OLDUGUNU BURDAN ANLAYIN NE KADAR CIDDI...
ISTE TÜRKIYEDEKI SABETAYCILARIN ICYÜZÜ YILLARCA SIRTIMIZDAN GECINDILER HARAMZADELER
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/06/krfez-lkeleri-artmaya-devam-ediyor.html
ERGENEKON BAHANE MAKSAT SIYASI DARBE KÜRDISTANI KURMA PLANI ILK BASAMAGI
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/07/ergenekon-bahane-maksat-siyasi-darbe.html
PKK YI MiT KURDURDU
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/07/pkkyi-mit-kurdurmustu-medya-bunlari.html
ILKER BASBUG YAHUDİ Mi
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/06/ilker-basbug-yahudi-mi.html
ATATÜRKÜ MASONLAR ÖLDÜRDÜ
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/05/atatrk-masonlar-ldrd.html
DAHA NELER NELER
REKLAM YOKTUR YANi HiCBİR CIKARIM YOKTUR SADECE
BILGILENDIRME AMACLI KURDUM SABAHLARA KADAR OKUYUP GERCEGINDE ARKASINDAKI
GERCEGI ARAYIP BULARAK ASIL BILINMESI GEREKEN VE UYGULANAN PROFESYONELCE
PLANLARI HERKESE SUNUP GÖZÜNÜ ACMAK UYANDIRMAK DAHA IYI UYANDIRMAK...
göktürkler uzaylı mı konusundan sonra sabetaycılık konusunu actıgın icin tesekkürler öncelikler..
hhülya avsar deniz akkaya gülben ergen sarkıcı fadik.....veeeee TARKAN son albümünün adına bakın anlamını bulun baska birsey demiyorum
bunların hepsi dönme destek ve finansörleri dünya yahudi lobisi...GÖREVLERi milleti cinsel sapkınlıga ahlaksızlıgı mesru normal birseymis gibi göstererek insanları sapıttırmak.
hangi devirde yasıyoruz yaaaaaaa diyerek
bakirelik önemlimi namus diye birsey varmı diyebilecek kadar ileri gidip hic tepki almamasıyla birlikte toplumumuzun nasıl bir yola saptıgını anlamamız mümkün.
türkiyeyi burda cıkaracaz ne oluyor nereye gidiyoruz....bunlar bir yandan böyle yapacak biryandan basörtüsünü dayatacaklar kızlar basına bir örtü giyip cok özür dilerim
deniz kenarında türbanlarıyla yiyisecekler sonrada siz dinsizssiniz namusunuz yok biz namusluyuz dinimize baglıyız basımızı kapıyoruz cünki diip karsılık verecekler.
insanlar bunca seyin icinde arasında kafa karısıklıgında iken ne oluyor bile demeye kalmadan paaaattttt kene paaaatttt kus gribi kanser vakaları
biyolojik apıları genleri degistirilerek zehir enjekte ederek yeni bir kene türü tasarlayıp kulucka süresini belirleyip türkiyeye soktular keneler kuluckadan cıktı ve insanlara yapıstı sehrini bosalttı
suana kadar 42 insanımız öldü.neyden kıytırık aptal bir keneden..biyolojik savas....
amac insanlara aman vermemek bos bırakmamak bir yandan ahlaksızlıgı sacarken sanatcıların renkli hayatlarını gözler önüne sürerken
bir yandan korku sacmak ve insanları kilitleme taktigidir bu arkadaslar.
sonra kene devam ederken ne buyaaa derken caaaaattttttt ergenekon generaller pasalar iceri.
bu adamlar vatanını seven insanlar arkadaslar....
size isin ic yüzünü anlatm kimse bilmiyor ergenekon ne amac ne ne oluyor dostmu düsmanmı
ergnekon bir yapılanma derin devlet gibi düsünün bugüne kadar görevini yapan br örgütlenme bunun icinde normal vatandas prof general pasalar bircok ksi var.
neyse tayyip erdogan bunu bahane ederek hepsini iceri aldıttırıyor savcılar hakimler özel secilmislerden hepsi tayyip yandası...
egenekoncular darbe hazırlıgındaydılar..neden darbe darbe kötü diyebilirsiniz öyle demeyin..
suanda türkiyenin nasıl bir durumun icine cekildigin, kimse bilmiyor cok feci bir durumdayız ama gerek medya gerek sözde basın bunları görmüyor
medya masonların elinde cünki.hicbirsey yokmus gibi davranıyorlar millet bilgisiz alıncada uyuma planı harekete geciyor..
ergenekonda darbe yapacaklardı ve akpyi darman duman edeceklerdi.
cumhuriyet bassavcısının üzerine cok gidiliyor..
akpye kapatma davası actılaryaa bir yandan da gecende yargıtay savcılıgının baskanı tv de mahkeme sürecini takipten sonra cıkarken bir laf etti
ortalık karıstı sunu dedi.
AKP KAPATILSADA KAPATILMASADA SONUNDA KIYAMET KOPACAK....
türkiyeyi yok etmeye calısanlar ve bu kapatmayı durdurmaya calısanlara meydan okudu resmen
durdursanız da durdurmasanızda hepsinin defteri dürülecek mesajıydı bu ....
ben bazen utanıyorum bu adamların yanlarında olup bu camiada olmadıgım icin.
bu insanlar kelle koltukta geziyor suanda akp tüm stratejik yerleri ele gecirdi birtek ordu kaldı onuda ele geciriyor..
agustosta yasar büyük anıt gidiyor yerine ilker basbug geliyor ne olacak tayyip erdogan istedigi gibi kullanacak ilker basbugu...
nerden cıkardın bunu diceksiniz bir
daha görev gelmeden görüsmeye basladılar aralarından su sızmıyor iki ilker basbugun israil ziyaretinde resimleri cıktı ortaya
yahudilerin aglama duvarında dua ederken yani kısacası yahudiymis.
ilker basbug genel kurmay baskanı olunca kendi alt kadrosunuda akpye göre olusturup türkiyedeki insanlar ordumuz var sanıcak ama tek bir gücün kontrolünde o ne isterse o olucak...
gelelim bunların ardından isin özüne bunları yaabilmek icin bu darbe yapacak olan generalleri iceri almaları gerekiyordu aldılar.profları aldılar ve bu insanlarböylesine serefli insanlar olmalarına ragmen yapmadıkları rezillik kalmadı onlara karsı...
bir köpek gibi götürüldüler sorguya..
kuddusi okkır is adamı ergenekondan iceri alınmıstı ARKADASLAR ADAM ÖLDÜ...adam
rahatsızlanmıs kimse ilgilenmemis bayram pasa cezaevinde karısı dio
yerde buldum gözlerini tavana dikmis yatıyordu adama yapılana bir bakın...
KUDDUSi OKKIR ARATIIN INTERNETTEN TUTUKLANDIGI RESME BAKIN BIDE ÖLDÜGÜ ANKI HALINE BAKIN
VE BANA SÖYLEYIN BU ADAM BUNDAN DOLAYI ÖLDÜ DIYE ADAMA ALLAH BILIR NE YAPTILAR..
HERKES DARBE YAPMAK ISTIYOR AYIK OLUN ERGENEKONDAKILER AMERIKA VE AMERIKANIN ELI KOLU AKP...
AKP DARBEYI 2009 A YETISTIRECEK NASILMI KENELER ÜLKE ICINDE KARGASA
BAKIN YENI OLAY AMERIKAN KONSOLOSLUGUNA SALDIRI POLISTE ÖLDÜ BU OLAYDA...
BU TIP SEYLER ARTACAK VE DARBE OLACAK ONDAN SONRA
BU DARBE NEDEN OLACAK ARKADASALR
KÜRDISTAN.................RESMEN TANILACAK 40 SEHIDIMIZ UNUTULACAK.......
SONRA TÜRKIYE BÖLÜNECEK BÖLÜNÜNCE EYALET SISTEMI OLMASI ICIN TAYYIP SIMDIDEN HATTA 3,4 AY ÖNCE KARAR ALDI UYGULADI ISTANBUL EMINÖNÜ BELEDIYEYE BAGLI DEGIL NEDEN BELEDIYELERI KALDIRIP ÖZERKLIK VERIYOR YANI EYALET SISTEMININ AYAKLARINI OLUSTURUYORLAR
MILLET KARI KIZ DISKO DERDINDE BIR YANDAN BU SAGLIK VE BU SANATCI DENILEN FARELERIN PISLIKLERI BANA GÖRE AMA BASKALARINA GÖRE RENKLI HAYAT ISTE ALDANIP GIDIYOR
INEK GIBI GÜLE GÜLE IZLIYOR EGLENE EGLENE..
YANI BANA GÖRE
TÜRKIYE GÜLDÜRÜLE GÜLDÜRÜLE ISGAL EDILIYOR
CANAKKALE GECLMEZDI HANI GECILDi GECiLDi
ATATÜRK SIIMDI ANITKABiRDEN KALKSA YÜZÜMÜZE BILE TÜKÜRMEYE TENEZZÜL ETMEZDI .....
KIZ ARKADASLARA SÖYLÜYORUM CEP TELEFONLARINIZLA COK KONUSMAYIN KIZLARDA LEF KANSERINI EN CK HIZLANDRAN VE SUANDA EN AYGIN OLAN HASTALIKLARDAN BIRI
VE SEBEBIDE ILK SIRADA CEP TELLERI....
ERKEK ARKADASLARA DA SUNU SÖYLÜYORUM GEREKLI GEREKSIZ SINIRLILIK ARTTIYSA SON ZAMANLARDA KENDINIZDE
BU CEP TELLERINDEN
DICEKSINIZKI NEDEN FUTBOL MAC SNUCU OPERATÖRDEN TEK BIR TUSLA MILYONLARCA KULLANICIYA GÖNDERILIYOR VE BAZEN BIR TAKIM TESTLER YAPILIYOR
TÜRKLERIN BEYINLERINDEKI SINIR BÖLGESININ FREKANSI KAC DESiBEL DiYE BUNU ÖLCTÜLER CANLARI ISTEDIGI ZAMAN BUNU ARTTIRIP INDIRIYORLAR.
SACMA DEMEYIN DURDUK YERE SINIRLENIP BIRIYLE KAVGA EDIP TARTISIP TÜM
GÜNÜNÜZ CANSIKINTISIYLA GECMIYORMU YADA BIRILERI BIRILERINI ÖLDÜRÜYOR
HABERLERE BAKIN LAHMACUN KOKUSU YÜZÜNDEN ISTANBULDA ADAM BIR ADAMI ÖLDÜRDÜ BICAKLAYARAK BU NORMALMi SiZCE...
TAVUK YERKEN BOYUTUNA BAKIN ARKADASLAR TAVUK DEDIGINIZ SEY BILDIGIMIZ GIBI 700,800 GRAM OLUR BUTLARIDA KÜCÜK OLUR
PIYASADA 12 KILO AGIRLIGINDA TAVUKLAR VE ONLARIN BUTLARI DOLASIYOR BU ÖZELLIKLE SOKULUYOR KI
YIYEN KADININ KADINLIK HORMONU AZALSIN ERKEKLIK HORMONU COGALSIN
ERKEKLERDE DE KADINLIK HORMONU ARTSIN KENDINI KADIN GIBI HISSETSIN KONUSURKEN KIBARLIK AYAGINA LAFLARINI YUMUSATSIN YUMUSATSIIIIN SONRA HEPTEN YUMUSAK KALSIN
NEYSE ANLADINIZ SIZ CEVRENIZDE HIC YOKTAN BIR ÖRNEK VARDIR..........
ERGENEKONCULAR YAKALANMASAYDI IKTIDARI DAGITIP KONTROLÜDE ELE ALIP BÜTÜN BU YOLSUZLUKLARA DUR DENiLECEKTi...
AMA OLMADI ADAMLARI TUTUKLADILAR SIMDI BASKA PLANLAR VAR ANA ADAMLAR ICERDE KOLLARI HLA DISARDA VE VATANIN BEKCILERI AMA BIR YANDAN ORDU ICINDE KARSI TARAFA CALISANLARDA MEVCUT
PROFLAR AYDINLAR TVLERDE CILDIRIYORLAR ARTIK
BIR ÜLKENIN BASBAKANINA CUM.BASKANINA SAYGI VARDIR DIMI ARTIK KALMADI PROFLA ARTIK KÜFRETMEDIKLERI KALIYOR ARTIK
SIZ ANLAYIN ARTIK MEVZUNUN NE OLDUGUNU BURDAN ANLAYIN NE KADAR CIDDI...
ISTE TÜRKIYEDEKI SABETAYCILARIN ICYÜZÜ YILLARCA SIRTIMIZDAN GECINDILER HARAMZADELER
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/06/krfez-lkeleri-artmaya-devam-ediyor.html
ERGENEKON BAHANE MAKSAT SIYASI DARBE KÜRDISTANI KURMA PLANI ILK BASAMAGI
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/07/ergenekon-bahane-maksat-siyasi-darbe.html
PKK YI MiT KURDURDU
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/07/pkkyi-mit-kurdurmustu-medya-bunlari.html
ILKER BASBUG YAHUDİ Mi
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/06/ilker-basbug-yahudi-mi.html
ATATÜRKÜ MASONLAR ÖLDÜRDÜ
http://irfanozguzel.blogspot.com/2008/05/atatrk-masonlar-ldrd.html
DAHA NELER NELER
REKLAM YOKTUR YANi HiCBİR CIKARIM YOKTUR SADECE
BILGILENDIRME AMACLI KURDUM SABAHLARA KADAR OKUYUP GERCEGINDE ARKASINDAKI
GERCEGI ARAYIP BULARAK ASIL BILINMESI GEREKEN VE UYGULANAN PROFESYONELCE
PLANLARI HERKESE SUNUP GÖZÜNÜ ACMAK UYANDIRMAK DAHA IYI UYANDIRMAK...
İrfan Hazar (irfan3334)
Kayıt: 2008-03-22 (22:30)
Mesaj: 61
Mesaj: 61
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=391116
buyur burdan yak büyükelçinin TÜRBANLI KIZI PODYUMDAAAA....
BAK YINE FRANSAYA GIDIYR TAYYIP EFENDI KIMBILIR SARKOZYLE NE PLAN YAPACAKLAR DÖNÜSTE KESIN BISEYLER OLUR YENI KARARLAR YENI ÖNLEM ADI ALTINDA TÜRKIYEYI ATATÜRKÜ YOK ETME PLANLARI
http://www.atatv.com.tr/atahaber.asp?hg=10874
ISTE TAYYIP ERDOGANDAN DA BU BEKLENIRDI
40 BIN SEHIDIN KEMIKLERI SIZLIYOR HALADA SEHIT VERIYORUZ ADAM IRAKGA GIDIOR VE IRAK YÖNETIMIYLE GÖRÜSTÜ SAYIN BASBAKAN DIYE BASIN YAZI YAZIYOR
IRAK YÖNETYIMI DEDIKLERI SEY BARZANI TERÖRISTLERIN BASLARIYLA OTURUP KONUSUYORLAR BIDE ALLAH KAHRETSIN BEEE
http://www.atatv.com.tr/atahaber.asp?hg=10895
BUGÜN IKI SEHIT DAHA VERDIK SWON DAKIKA HABERLERINDEN
TÜRKIYENIN YOK EDILMESININ ALT YAPISI BITTI RUTUşLARI KALDI ERGENEKON BAHANE ETTILER EN TEPEDEKILERDE GITTI ALLAH SNUMUZU HAYIR ETSIN...
buyur burdan yak büyükelçinin TÜRBANLI KIZI PODYUMDAAAA....
BAK YINE FRANSAYA GIDIYR TAYYIP EFENDI KIMBILIR SARKOZYLE NE PLAN YAPACAKLAR DÖNÜSTE KESIN BISEYLER OLUR YENI KARARLAR YENI ÖNLEM ADI ALTINDA TÜRKIYEYI ATATÜRKÜ YOK ETME PLANLARI
http://www.atatv.com.tr/atahaber.asp?hg=10874
ISTE TAYYIP ERDOGANDAN DA BU BEKLENIRDI
40 BIN SEHIDIN KEMIKLERI SIZLIYOR HALADA SEHIT VERIYORUZ ADAM IRAKGA GIDIOR VE IRAK YÖNETIMIYLE GÖRÜSTÜ SAYIN BASBAKAN DIYE BASIN YAZI YAZIYOR
IRAK YÖNETYIMI DEDIKLERI SEY BARZANI TERÖRISTLERIN BASLARIYLA OTURUP KONUSUYORLAR BIDE ALLAH KAHRETSIN BEEE
http://www.atatv.com.tr/atahaber.asp?hg=10895
BUGÜN IKI SEHIT DAHA VERDIK SWON DAKIKA HABERLERINDEN
TÜRKIYENIN YOK EDILMESININ ALT YAPISI BITTI RUTUşLARI KALDI ERGENEKON BAHANE ETTILER EN TEPEDEKILERDE GITTI ALLAH SNUMUZU HAYIR ETSIN...
Tiril Tiril (tiriL)
Kayıt: 2007-09-04 (18:19)
Mesaj: 119
Mesaj: 119
>>> aLLAH sonumuzu hayıR eyLesin...