Sabit --GÜZEL HİKAYELER--
Yeni Konu Aç Cevap Gönder
Sayfa / 16
Birinci SayfaÖnceki Sayfa … 1213141516

2009-01-15 (20:01)
Best Of Mb (MB69)
Best Of Mb (MB69)
Kayıt: 2007-06-24 (14:42)
Mesaj: 6.563
neye,yada hangisine bravo Gözlerini yuvarlıyor Gülüyor
2009-03-31 (00:11)
Nurtac Alperden (nurtac)
Nurtac Alperden (nurtac)
Kayıt: 2007-12-19 (11:31)
Mesaj: 30
Bir gün güzellik ve çirkinlik bir deniz kıyısında karşılaştılar ve dedilerki..haydi denize girelim.Giysilerini çıkartıp denizde yüzdüler.Bir süre sonra çirkinlij kıyıya dönüp güzelliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti.Güzelikte denizden çıktı kendi giysilerini aradı ama bulamadı..çıplaklık onu utandırıyordu..çaresiz çirkinliğin giysilerine büründü ve yoluna devam etti.İşte o gün bugündür kadınlar ve erkekler onları birbirine karıştırır.Ancak içlerinden güzelliğin yüzünü daha önceden görmüş kimileri vardırki giysilerine bakmaksızın tanırlar onu..ve yine çirkinliğin yüzünü bilen kimileri vardırki giysi onu gözlerden gizleyemez.
2009-03-31 (09:03)
Best Of Mb (MB69)
Best Of Mb (MB69)
Kayıt: 2007-06-24 (14:42)
Mesaj: 6.563
hoş bir hikaye
2009-05-08 (18:29)
Nurtac Alperden (nurtac)
Nurtac Alperden (nurtac)
Kayıt: 2007-12-19 (11:31)
Mesaj: 30
Ateş birgün suyu görmüş yüce dağların ardında.. sevdalanmış onun deli dalgalarına, hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa.. Demiş ki suya: Gel sevdalım ol, hayatıma anlam veren mucizem ol. Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş; yüreğim sana armağan...sarılmış ateşle su birbirine sıkıca, kopmamacasına...Zamanla su buhar olmaya, ateş ise kül olmaya başlamış.Ya kendisi yok alocakmış ya aşkı..Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su. Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları. Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu..Birgün gelmiş suya varmış yolu..Bakmış o duru gözlerine suyun biraz biraz kırgın biraz hırçın.İşte o an anlamış; aşkın bazen gitmek olduğunu, ama gitmenin yitirmek olmadığını...Ateş durmuş, ateş susmuş aşkıyla. İşte o zamandan beridir ki: Ateş su dan , su ateşten kaçar olmuş... Ateşin yüreğini sadece su, suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş..
Sen Geldin... 2009-08-02 (13:07)
Ahmet Yılar (sycho)
Ahmet Yılar (sycho)
Kayıt: 2008-06-28 (16:54)
Mesaj: 16
Yar hasretiyle ciğerleri parça parça olmuş bir aşık gönlünde onun hayali, gözlerinde yaş, gelip durmuş maşukunun kapısında.Yüreğini parmaklarının ucuna latif bir eldiven gibi takıp, yavaşça çalmış kapıyı, beklemeye koyulmuş.
Arada sadece bir kapı varsa sevgiliye kavuşmak için, o kapının önünde bekleyenin resmini sözlüklerde hasret kelimesinin karşısına iliştiriverseler, hasretin ne olduğunu anlatmak için kelimeye hacet kalmazdı.
Düşünsenize birazdan kapı açılacak, o görünecek, ayaklarının dibine atacak aşık kendisini, şiirler okuyacak,boynunu bükecek, susacak, anlatacak yokluğunun ızdırabını.Ağlayacak, sonra gözlerine, "her güzelde seyrettiğiniz o güzel işte karşınızda " diyecek.Ay ışığını ezber bilen gözler doyasıya seyredecek güneşini, daha neler neler...
Uzun sözün kısası, gönül bin parçaya, her parça bin hayale bölünmüş, her hayal binlerce ümide...Aşık perişan , aşık mahzun ve nihayet içerden bir ses:
-Kim o?
Kavuşmanın heyecanı, hicranın azabıyla kapı önünde asırlarca beklemekten eşiğe dönen aşık, beklediği sesi duyunca sevinçle haykırmış:
-Ben geldim.
İçeriden bütün vuslat hayallerini yerle bir eyleyen sesi duyulmuş sevgilinin:
-Gelen sen isen, var git, biraz daha yan öyle gel!
Bu cevap karşısında aşığın düştüğü hali sizin muhayyilenize bırakıyor, "Aşık aradaki tek engelin o kapı olmadığını kesin anlamıştır" diye not düşmekte fayda görüyorum.
Açıldığı vakit sevgilisiyle kavuşacağı ümidiyle beklediği kapıdan, boynunu büküp âh u figan eyleyerek dönmek zorunda kalan aşık, çöllere vurur kendini.Ayağındaki nalından gönlündeki aşka kadar, kendisine ait olduğunu zannettiği şeylerin hiç birisinin aslında kendisinin olmadığını anlar ilkin "Ben" sözünü unutmak için maşukunun ismini söyleye söyleye dolaşırken çölleri, kendisinin bir başkası olduğunu hissetmeye başlar.
Bir şeye sahip olmak için ondan vazgeçmek gerektiğini idrak ettiğinde, önce ayaklarının sevgilinin ayaklarına ne kadar benzediğini fark eder, sonra gönlünün sevgilinin gönlüne büründüğünü.
Kuşların, rüzgarın, ayrılığın, gecenin, kum tanelerinin, sessizliğin ve en son her şeyin sevgilisinin adını mırıldanmakta olduğunu seyredince kendi adını unutur, her azasının sevgiliye türküler yakan bir dil olduğunu anlayıncada, neyi unuttuğunu hatırlamaz olur.
Yüzünü yıkamak için eğildiği suda sevgilisini görünce, kuşların, gecenin,rüzgarın,ayrılığın, kum tanelerinin, sessizliğin ve her şeyin birer damla olduğu o suyla yıkar yüzünü, düşer yollara...
Ayaksız yürüdüğü yollardan geçerek tekrar gelir dostun eşiğine.Elleri göğsünde bağlıyken çalar kapıyı ve içerden bir ses gelir:
-Kim o?
Önce göz olup seyrederken kapıyı duyduğu sesle beraber kulak kesilir bütün vücudu, sonra dil olur, seslenir:
-Sen geldin...
Ve ardına kadar açılır kapılar...
Bu aslında maşukun kendisine kavuşmasının.Aşıkta kendisinden eser kaldığı müddetçe vuslat mümkün değilse eğer, aralanan kapının arkasında duran kapıyı çalandan başkası olamaz.Ben"i terkedebilen aşık için, değil kapı aradaki dağlar, denizler bile ayrılık sebebi değildir.O kendisinden soyundukça sevgiliyi giyinmenin hazzını tatmıştır.Zevklerini, isteklerini, ümitlerini, hatta yürüyüşünü, bakışını, konuşmasını, tebesümünü bile sevgilininkilerle takas ederek başlamıştır işe.
Kendinde kendisinden eser kalmayıncaya kadar devam etmiştir bu alışsız gibi görünen veriş.İhsandan doğan aşk diye bahsederler karşılığı olan aşktan: ve ihsan bitince aşkında biteceğini anlatırlar. Bu ihsanın bir buse olmasıyla birkaç köşkle birkaç huri olması arasında hiç bir fark yoktur.
Önce kaş olur, göz olur sonra yırtılır perdeler senin tükendiğin demde, senden geriye bir o kalır. Aşk o zaman aşktır .Mecnun"a adını sorduklarında, Leyla, demiş.Nereden geliyorsun?Leyla.Aç mısın? Leyla. Başka bir şey bilmezmisin? Yine leyla, hep Leyla...Marifet can için sevgili aramakta değil, sevgili için can taşımaktadır ve bütün soruların cevapları Leyla olmadan, mecnunluk sırrına Leyla kadar ıraktadır cümle Kayslar...
2009-09-26 (22:54)
Cnkzm Turkaz (cnkzm)
Cnkzm Turkaz (cnkzm)
Kayıt: 2007-09-17 (19:40)
Mesaj: 3.351
dervisin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir koye varir...
karsisina cikan insanlara, kendisine yardim edecek, yemek ve yatacak yer verecek birileri olup olmadigini sorar...
koyluler, dervis'e, kendilerinin de fakir olduklarini,evlerinin kucuk oldugunu soylerler ve sakir diye birinin ciftligini tarif edip,oraya gitmesini salik verirler... dervis yola koyulur, yolda birkac koyluye daha rastlar...
onlarin anlattiklarindan, sakir'in, o yorenin en zengin kisilerinden biri oldugunu ogrenir... bolgedeki ikinci zengin ise, haddad isimli bir baska ciftlik sahibidir... dervis, sakir'in ciftligine varir... cok iyi karsilanir...
iyi misafir edilir, yer, icer ve dinlenir... sakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gonulleri zengin insanlardir... sonra tekrar yola koyulma zamani gelir ve dervis sakir'e ve ailesine tesekkur ederken, "boyle zengin bir insan oldugun icin hep sukret." der... sakir'den ise soyle bir yanit alir: "hicbir sey oldugu gibi kalmaz... bazen gorunen, gercegin kendisi degildir... bu da gecer...".
dervis, sakir'in ciftliginden ayrildiktan sonra, bu yanit uzerine uzun uzun dusunur... aradan birkac yil gectikten sonra, dervis'in yolu yine ayni yoreye duser... sakir' e ugrayip, ziyaret etmek ister...
yolda karsilastigi koylulerle konusurken, koyluler:"haaaa o sakir mi?.. o iyice fakirledi, simdi haddad'in yaninda calisiyor..." derler. dervis, hemen haddad'in ciftligine gider... sakir'i bulur... eski dostu yaslanmistir... uzerinde eski pusku giysiler vardir... gecen sure icindeki bir sel felaketinde butun sigirlari telef olmus, evi barki yikilmistir...topraklari da islenemez hale geldigi icin, tek care olarak, selden hic zarar gormemis ve biraz daha zenginlesmis olan haddad'in yaninda calismak zorunda kalmistir... bu sure zarfinda sakir ve ailesi, haddad'a hizmetkarlik yapmaktadirlar... sakir, dervis'i, bu kez son derece mutevazi olan evinde misafir eder... kit kanaat yemegini onunla paylasir...
dervis, vedalasirken, sakir'e olup bitenlerden ne kadar cok uzgun oldugunu soyler ve sakir'den su yaniti alir: "uzulme... unutma, bu da gecer..." dervis, gezmeye devam eder ve aradan uzun yillar gectikten sonra, yolu yine ayni bolgeye duser... ogrendiklerinden saskina doner... bir sure once olen haddad, ailesi olmadigindan, butun varini yogunu, en sadik hizmetkari ve eski dostu sakir'e birakmistir... sakir, haddad'in konaginda oturmaktadir... kocaman arazileri ve binlerce sigiri ile yine o yorenin en zengin insani olmustur... dervis, eski dostunu iyi gordugu icin ne kadar cok sevindigini dile getirdiginde yine ayni yaniti alir: "bu da gecer..."
birkac yil sonra dervis yine sakir'i arar... ona bir tepe gosterirler... tepede sakir'in mezari vardir ve mezar tasinda soyle yazmaktadir: "bu da gecer".
dervis, uzgun bir sekilde, "allah allah, olumun nesi gececek?" diye dusunur ve gider...
ertesi yil, dervis, sakir'in mezarini ziyaret etmek icin geri doner ama ortaliklarda mezar falan kalmamistir... buyuk bir sel gelmis, butun tepeyi silmis supurmus ve sakir'in mezarindan geriye hic eser kalmamistir...
o yillarda, ulkenin sultani, kendisi icin cok degisik bir yuzuk yapilmasini ister... bu oyle bir yuzuk olacaktir ki, sultan mutsuz oldugunda umudunu tazeleyecek, mutlu oldugunda da, mutlulugun rehavetine kendini kaptirmasini, tembellige dusmesini onleyecektir...
hic kimse, sultani tatmin edecek boyle bir yuzuk yapmayi basaramaz... sultanin adamlari bir gun bilge dervis'i bulurlar, yardim isterler... sultan yuzuge fena halde takmistir...
dervis, sultanin kuyumcusuna hitaben bir mektup yazar...
kisa bir sure sonra, yuzuk sultana sunulur... sultan onceleri hicbir anlam veremez; cunku, son derece sade bir yuzuktur bu... sonra uzerindeki yaziya takilir gozu... uzerinde biraz dusunur ve yuzu aydinlanir...
buyuk bir mutluluk isigi parlar gozlerinde... sonunda tam da istedigi gibi bir yuzugu olmustur...
yuzugun uzerindeki yazi mi?

su yazilidir yuzugun uzerinde: "bu da gecer ya hu".
tşk 2009-10-25 (23:22)
Didem Ütük (sanem ütük)
Didem Ütük (sanem ütük)
Kayıt: 2009-10-17 (15:13)
Mesaj: 11
çok güzeldi..
Sayfa / 16
Birinci SayfaÖnceki Sayfa … 1213141516