defne50 demiş ki:
Var aslında ama yok gibi görünüyor.
Hem Ahmet Haşim ve Yahya Kemal de çok ağır bir dille yazmışlar günümüze göre düşünürsek.
Çok farklı şeyler var bence konuyla ilgili. Sanata ve sanatçıya verilen değerin yerini korsana ve saygısızlığa bırakması bunlardan ikisi mesela.
Eski dille yazılmış şeyler insanlarda bir özenti oluşturuyor. Çok fazla duymadığı ve de telaffuz etmediği sözcükleri duymak insanların ilgisini uyandırıyor.
Ayrıca bir şair, en özgün ve en güzel eserlerini ilerleyen yaşlarında veriyor. Şu anı düşünecek olursak ileride isminden söz ettirebilecek şairler mevcut aslında.
Mesela
Cemal Safi, Küçük İskender, Abdürrahim Karakoç, Hilmi Yavuz, Sunay Akın, Halil Cibran, Fevzi Halıcı, Halil Soyuer, Özkan Mert, Yusuf Hayaloğlu, Osman Gürsoy....bu isimlerin kaç tanesini açıp da okuduk acaba ?
Hep eskiye bir özenti duyulduğundan dolayı bu isimler fazla bilinmiyor.
Zeki Müren ve Barış Manço'nun da öldükten sonra kıymetleri bilindi.
Nazım Hikmet düne kadar yasak değil miydi ?
Ahmed Arif daha 1991 de hayata gözlerini yummadı mı ?
Atilla İlhan büyük bir şair değil miydi ?
Ahmet Telli'nin daha 3 yıl önce 2005 de çıkardığı " Buradayım Sözümde " adlı kitabının ismini bile duyduk mu hiç ?
Lakin dünya yerinde durmuyor, dönüyor. İnsanlar yerinde saymıyor, ilerliyor.
Bununla beraber şiir ve sanat anlayışı da değişiyor tabi.
Özkan Mert'in Gelincikya adlı şiirini kaçımız okuduk ?
Dön Kendine
b/aşka çarem yok
herkes bahçendeyken ben
/ nârında kalırsam
ateş midir yandığım
semazenleri döndüren rüzgar
kalbimde yıllanmış badelerden esince
hangi bahçelere yağmur taşırsın
hangi sözler sana saklanır
beni sen diye söyler dudaklar
bire kadar sayınca
muvahhit bir sevincin raksıdır hüznüm
bakir aşklarda dul kalan
bir çok sözden kıskandığım dudaklar
bendim cehennem yakan aşkı bir nefeste yaşatan
ay tutulsun gözlerim
elimdeki nasırlar şahit ise duama
bir Ağrı yükselir mi azı dişimden
yareni şeytan günahlarımın
bendim dünyada ateşini yakan
vaktiyim kıyametin
bir terazi kurulmuş omuzlarımdan
tövbesi yok dünyada pişmanlıkların
geçtiğim köprü melekler gibi kanatsız
saçlarımdan uzuyor intiharlara
mavi olduğunu hangi balık görmüş ki
kör bir renge boyanmış okyanusların
öfkeleri dindiren bir söz bulunca
susma ‘dinle’!
sahip çıksın adın bütün dünyaya
muvahhit bir sevincin raksıdır hüznüm
bir’e kadar sayınca..........
Osman Gürsoy
Yukarıdaki şiir güzel değil mi sizce ?
Yani kısacası ben diyorum ki, elimizi vicdanımıza koyup da kendi kendimize soralım : Zaten çok başarılı şiirler yazan şairlerimiz var. Onları okuyup bitirdik mi ? Daha iyi şairler istemeye ne hakkımız var ? Mevcut olanlara ne kadar değer verdik ki, daha iyilerini bekliyoruz ?
Laf kalabalığı yapmadan güzel bir ironik eleştiri yapmış hanım kız..
Özetle varolan şairlerimizden kaçını okuduk da bir Yahya Kemal daha bekliyoruz.Okuduk da artık klasikleşmiş şairler ve edebiyatçılar ayarında kimse kalmadığına karar mı verdik ?
Onlar Türk şiirinin modern fil ayaklarıydılar ve belli bir misyonları vardı. O misyon ; Batı taklitçiliğinden ve halktan kopuk dili ağır Türkçe'den sade ve özgün Türkçe'ye yelken açmak ve Türk edebiyatını kendi tarihi limanına çekmek ve gerekli malzeme olan tarih, duygu, dil ve imgeyi yüklenip tekrar edebiyat deryasına açılmaktı. Onlar bunu yaptılar.
Peki onların başarıyla gerçekleştirdiği özgünleşme sürecinin ardından biz olgunlaştırma sürecine ne katabildik ? Tartışılması gereken bu !
Derler : insanda derin bir yaradır köksüzlük
Budur alemde hudutsuz ve hazin öksüzlük