Öğretim Üyesi Profili Nasıl Düzeltilir
Öğretim üyeleri profilinin beklenilenin gerisinde olması berberinde
çözüm önerilerin de düşündürmeye başladı. Sorun çok boyutlu olup,
çözümü ise temelde verimliliği ve üretkenliği bünyesinde bulunduracak
yeni bir Yükseköğretim Yasasının hazırlanması ile sağlanacaktır.
Avrupa Birliğine girmeye hazırlandığımız bu dönemde en zorlanacağımız
alanların başında eğitim ve öğretim standartları ve kalitesinin
yetersizliği gelmektedir. Şu anan kadar AB ülkemizde eğitim ile
ilgili herhangi bir ölçüt ortaya koymadı. Ancak şunu biliyoruz ki
başta üniversitelerimiz olmak üzere her yönü ile AB normlarının çok
gerisindeyiz ve dünyadaki sayılı ilk 500 üniversite arasında hiçbir
Türk üniversitesi bulunmamaktadır. Bir ülkenin en değerli hazinesi
olan yetişmiş insan gücü doğruda iyi bir üniversite eğitimine
bağlıdır.
Üniversitelerimizin niteliğini yukarı taşımak için üniversite öğretim
üyelerinin profilinin artık ciddi olarak iyileştirilmesi gerekir.
Sorunun bilimsel kalite ölçütlerinin gelişilmesine ilişkin
görüşlerimi ileride işleyeceğim. Ancak bir diğer konuda üniversite
çalışanlarının başta Ar-Gör ve Yard. Doçentlerin aldıkları maaş ile
çalışamayacak durumda olmalarıdır. Aynı keza Doç ve Prof. Maaşları günümüz koşularında özel sektörde çalışanların karşısında komik düzeydedir. Uzun zamandır üniversiteler kendi fidanlıkları olan
Araştırma Görevlilerinin mevcut maaşı ile iyi elemanlara üniversitede
kalmayı ve bilim yapmayı beğendiremediklerini ve fidanlıkların gün
geçtikçe zayıfladığını belirtiyorlar. Ancak iktidarlar her nedense
ülkenin önceliğini eğitim, öğretim, araştırma ve teknoloji geliştirme
yerine başka alanlara kaydırmaktadırlar.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa devlet TÜBİTAK'a önemli bir kaynak
aktararak bilim ve teknolojinin gelişmesini istemektedir. Ancak
unutmayalım bilimsel araştırmalar yetişmiş insan gücü ile yapılır.
Bu projenin başarılı olması iyi donanımlı ve zamanını ve gönlünü bu işe vermiş insanların varlığına bağlıdır. Onun için öncelikle araştırma
yapacak araştırıcıların kedilerini insan gibi geçindirecek bir yaşam
standardına kavuşması gerekir. Araştırıcının aklı fikri geçim derdine
olmamalı.
Öğretim Üyesi Ve Görevlileri Yoksulluk Sınırının Altında Maaş Almaktadır
2.2.2005 tarihinde 1990 tarihinden sonra işe alınan devlet
memurlarına bir derece verilmesini öngören yasa TBMM Genel Kurulu'nda
kabul edildi. Ülkemizin gelir düzeyi yönünden en alt tabakasını
oluşturan memurlarımız için buruk bir sevinç. Gönül ister ki hükümet
devletin koruyucusu olan her düzeydeki çalışanına insanca yaşayacak
maddi imkânlar yaratsın. Bazen ülkenin içinde geçtiği ağır ekonomik
bunalım dönemlerinde acıyı birlikte paylaşmayı anlayışla karşılar.
Kendimi bildim bileli hep anlayış beklenen ve bu anlayışı en çok
gösteren de yine devlet adına çalışanlar göstermişlerdir. Ne yazık ki
açlık sınırında yaşayan milyonlarca maaşlı arasında çok daha mağdur
olan bir kesim var ki onlarda üniversitelerin Araştırma Görevlileri,
Yardımcı Doçent ve diğer çalışanlarıdırlar. Daha önce doçent ve
profesör maaşlar FDnda yapılan kısmı iyileştirme Ar-Gör ve Yard.
Doçentlere yapılmamıştı. Ancak bugün bütün üniversite çalışanları
yukarıda belirtildiği gibi toptan yoksulluk sınırlarının altında
yaşamaktadır.
Araştırma Görevlileri ve Yardımcı Doçentlerin Özlük hakları ne durumdadır?
Bugün her ne kadar resmi rakamlarla enflasyon düşmüş olsa da hayatın
gerçekleri yinede büyük metropollerde 820 YTL maaşla Ar-Gör, 1010 YTL
ile Yard. Doç. ve 1930 YTL ile profesör olarak kimseyi çalıştırmak
kolay olmayacaktır. 30 Ocak 2005 tarihli TÜRK-İŞ tarafından yapılan
araştırmada açlık sınırı 520 YTL, yoksulluk sınırı ise 1581 YTL
olarak açıklanmıştır. Kamu-Sen'nin araştırmasına göre ise açlık
sınırı 657, yoksulluk sınırı 1768 YTL. Bu verilere göre memurların
%37'si açlık %57'sininde yoksulluk sınırının altında yaşadığı
görülmektedir.
Bugün TÜBİTAK'ın verdiği araştırma bursları AR-Gör maaşını aşmış
durumdadır. Bu durumda neden başarılı öğrenciler üniversitede
AR-Görevlisi olmayı istesinler ki. Daha bağımsız ve daha yüksek burs
ile çalışmayı üniversiteye tercih ederler. Bu durum ileride
üniversiteleri daha da zor durumda bırakabilir.
Bu göstergeler bilim yuvalarının fidanlıklarını oluşturan bu
beyinlerin aldıkları maaşlar bugün yoksulluk sınırının altında
bulunduklarının en açık göstergesidir. Toplumun öğretim üyesi ve
yardımcısından beklediği bilim ve bilgelik saygınlığı ile aldığı
ücret arasında bir tezatlık görülmektedir.
Bugün bilim ordumuzun fidanlıklarında 30 bine yakın Ar-Gör, Okutman,
Öğretim görevlisi, 17 bin civarında da Yardımcı Doçent öğretim Üyesi
bulunmaktadır.
Ülkelerin geleceklerinin belirlenmesinde yadsınamaz
payı olan bilim insanı üniversite öğretim üyesinin devletten maaş
alan kesimler içerisinde geri planlara atılarak rutin Devlet memuru
sınıfına sokulması anlayışı içerisinde bir süre sonra üniversiteler
yaratıcı yeteneklerinin de barınmadığı 'salla başını al maaşını'
felsefesine sahip insanların yer aldığı kurumlar konumuna gelecektir.
Öğretim Üyeleri Maaşlarını Yetersiz Görmektedir
Uzun yılardır süregelen bu süreç üniversitelerin iyi bilim adamlarını
bünyelerinde barındırmamaları ve bilim yapma kapasitesini olumsuz
yönde etkilemiştir. Son olarak Gazi Üniversitesinden Prof. Dr.
Çağatay Özdemir'in öğretim üyelerinin profiline yönelik yaptığı
araştırmada öğretim üyesi kalitesinin istenilen düzeyde olmadığı
ortaya çıkmıştır. Öğretim üyelerinin kalitesinin düşmesinde kanımca
birinci neden olmasa da ikinci neden öğretim üyelerinin özlük hakları
ve maaşları gelmektedir. Araştırma kapsamında sorulan bir soruda,
öğretim üyeleri maaşlarını yetersiz görmektedirler. Bu durum öğretim
üyelerini gelirlerini artırma arayışına yönlendirmektedir.
Üniversiteler bugün geldikleri düzey itibarı ile metropollerdeki
büyük üniversitelerin bazılarının kısmen de olsa halen niteliğe önem
verdiğini düşünüyorum.
Ancak çoğu üniversitede çoğunlukla da Anadolu
üniversitelerinde başta ek ders, ikili öğretim, yarı zamanlı çalışma,
değişik düzeydeki danışmanlık hizmeti gibi nedenlerden dolayı
üniversite öğretim üyeliği ciddi eleştiri almakta ve zaman zaman etik
sorunlar yaşanmaktadır. Temelde öğretim üyesi maaşlarının yetersiz
olmasından kaynaklanan bu sorunlar üniversitelilik bilincine ciddi
derecede zarar vermiştir.
Aynı araştırmada metropol dışındaki devlet üniversitelerinde
çalışanların ve kendilerini alt sosyo-ekonomik düzeyde görenlerin
haftalık ders yükü daha fazladır. Öğretim üyelerinin büyük çoğunluğu
ek iş yapmayı öngörmektedir. "Öğretim elemanı olarak yaptığınız işi
kendi özelliklerinize göre nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna
verilen cevapta işi zor görenlerin oranı %14. Bu da öğretim
üyelerinin bilim adamlığı gibi zor bir yaşam biçiminin ya ayırdın da
değillerdir ye da başka faktörler bulunmaktadır.
Ek Ders Anlayışı Bilimsel Araştırmalara Ket Vurmaktadır
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi prof. Dr. Ethem Alpaydın CB
Teknik dergisinin 19.02.2005 tarihli "Devlet Üniversitelerinde Paralı
Lisans Eğitimi" yazısında, devlet üniversitelerindeki öğretim üyesi
kadrosunun çok uzun süredir düşük maaşla çalışmakta olduğunu ve bu
nedenden dolayı bu kişiler vakıf üniversitelerinde ek ders
vermektedirler diyor. Ve diyor ki devletin "üniversitelerin öğretim
üyelerinin maddi durumunu düzeltmek için tek bulabildiği çözüm onlara
daha fazla lisans dersi verdirmek olmamalıdır". Doğal olarak
zamanının büyük çoğunluğunu geçinebilmek için lisans dersi verdiği
üniversitelerde yüksek lisans ve doktora seviyesindeki eğitimin ve
araştırmanın azalacağı açıktır. Diyor ki Sayın Alpaydın "Böyle bir
durumda araştırma için ne kadar büyük bütçeler ayrılırsa ayrılsın
öğretim üyeleri zamanlarını li
sans dersi vererek geçireceğinden bu bütçeler iyi
kullanılamayacaktır. Devlet üniversiteleri gereksinim duydukları ek
geliri ArGe'den kazanacak şekilde öncelik belirlemeli, kolayı seçip
talep gören lisans programlarının paralılarını açmaya yönelmemelidir.
Öğretim üyelerinin araştırma yapmasını, doktora öğrencisi
yetiştirmesini teşvik edecek, örneğin TÜBİTAK, AB 6. Çerçeve programı
gibi araştırma projelerinden ek gelir almalarını sağlayacak
düzenlemeler yapılmalıdır. " Açıkçası bugün bazı birimlerde ikili
eğitim dahi 40 saatin üzerde ders veren öğretim üyesi bulunmaktadır.
Maalesef üniversitelerimiz özelde de öğretim üyelerimiz haklı olarak
maaşlarının yetersizliği nedeniyle önlerine konulan ek ders ücreti
yutulmacasına kapılarak uzun zamanda başta öğrencilerinin karşısında
kurumsal ve kişisel saygınlıklarına büyük zarar vermişlerdir. Üniversitemizin kurucu Rektörü sayın Prof.
Dr. Mithat Özsan " üniversitelerde eğitim kalitesinin düşmesinin bir nedeni de ek ders kandırmacasına üniversitelerin alt edilmelerini göstermektedir.
Bilim Adamı Adaylığına İlgi Giderek Azalmaktadır
Öğretim üyeleri gibi beyin gücüne dayalı çalışma yapan insanın
dikkatinin geçim derdi yerine araştırmalarına ve düşünce sistemlerine
ayırması gerekir. İngilizce tabiri ile " sleep on your problem" bilim
insanının kafası sürekli bilimsel problemlerle meşgul edilmesi
gerekir. Bugün maalesef üniversite ortamı olarak böyle bir durum
neredeyse hiç yok denecek düzeydedir. Tabii bunun birinci nedeni
maaşın düşüklüğü değildir, ancak bunun etkili olduğu kanısındayım.
Duyarlı üniversite hocalarımız biliyorlar ki son yıllarda dışarıda
Ar-Görevlisi maaşının birkaç katı kadar daha yüksek maaşa iş bulma
şansı olan gençler Ar-Gör. Olmak istememektedirler. Çok çok idealist
ve bunun tam aksine işe girme şansı olmayan ve son tercih olarak işe
girme kapısı olarak Ar-Gör olmayı seçmek zorunda kalmaktadırlar gibi
bir sav da ileri sürmektedirler. Bütün bu gelişmeler açıkçası,
bugünkü maaş politikası ve üniversitelerin sunduğu olanaklarla
geleceğin fidanlıklarını geliştirmek mümkün olmamaktadır. Bu durum
uzun süredir üniversitelerdeki öğretim üyeleri ve yardımcılarının
özlük haklarının iyileştirilmesi gerektiği başta metropol
üniversitelerinin rektörleri tarafından üniversitelerin genel
sorunları ile birlikte yetkili üst makamlara iletilmektedir. Çünkü
üniversiteler biliyorlar ki bugün gelec
eğin fidanlıklarını iyi oluşturamasak yarın ülkemiz her yönü ile
nitelikli insan yetiştiremez ve çağının gerisine düşecektir.
Üniversitelerin fidanlıkları artık neredeyse kurumaya yüz tutmuş
durumdadır. Maaşın yetersizliği nedeniyle başta Ar-Görevlileri olmak
üzere kimse üniversitede kalmak istemiyor. Ayrıca hükümet 15 yeni
üniversite açmayı düşünüyor acaba bu üniversitelerin kadrolarını
nerede sağlayacaklar.
Dünyadaki Gelişmelerden Kopuyoruz
Bugün artık atom hızı ile ilerleyen bir bilim dünyasında
yaşamaktayız. Biricik dünyanın tecrübesi bugün bilim ve teknolojiyi
yaratan ve doğru kullanan uluslar dünyaya yön verebilmekte ve yaşam
standartlarını yukarılara taşıyabilmektedirler. Diğer taraftan bilim
ve teknoloji geliştirmek yerine satın almayı ve taklit yapmayı
benimsemiş ancak bir türlü refaha erişmemiş çok sayıda dünya ulusu
bulunmaktadır.
Ülkemiz bu gerçekten hareketler, adamına göre iş değil
işe göre adam politikası ile liyakate ve bilgiye dayalı ciddi bir
bilim politikası ile üniversitelerine işi yapabilecek en iyilerini
almak için çalışmak zorundadır. Bazı alanlar vardır ki o işe
kendisini her yönü ile vermiş o konuda yeteneği olan insanlar
başarılı olabilir. Bir yaşam biçimi olan öğretim üyeliği mesleği
kanımca mesleklerin en zoru ve prestijlisidir. Bu niteliğe sahip insanları bulup bunların beyninden yaralanmamız gerekir. Bugün
ülkemiz nitelikli iyi yetişmiş insanını beyin göçü erozyonuna
uğratacağına, kendi ülkesi için doğru değerlendirebilir. Bu kişilerin
ülkemizin hizmetine sunmak ve ülkemizde tutmak için maddi
sorunlarının da hal edilmiş olması gerekir. Mesleğin maddi yönden de
cazip hale getirilmesi gerekir. Öğretim üyeleri gibi mesai kavramı
olmadan çalışan ve salt maaşı ile geçinen, bunun dışında başka hiç
bir geliri olmayan öğretim elemanlarının içinde bulunduğu geçim
sıkıntısı dikkate alınarak en azından AB sürecinde batılı
meslektaşlarının düzeyine getirilmesi gerekir.
Öneri;
Öğretim üyeleri olarak ülkemiz öğretim üyeleri profilinin
düzeltilmesi için daha önce önerdiğimiz bilimsel düzeydeki önerilere
ilave olarak maddi yönden yapılması gerekenleri de şöyle
sıralayabiliriz.
1.Ek ders ücreti gibi öğretim üyesini rencide eden durumun ortadan
kaldırılması ve bunun yerine bilimimize ve bilgimize yakışır AB
standartlarında bir maaş politikasının benimsenmesi sağlanmalıdır.
2.Yarı zamanlı, ikili öğretim, danışmanlık sistemi kaldırılmalı.
Öğretim üyeliği mesleğinin onuru ve saygınlığı kazandırılmalı.
3. Patent, buluş ve diğer bilimsel çalışmalar yeniden bilim insanın
emeği dikkate alınarak düzenlenmeli. Başarılı bilim insanları onore
edilmelidir.
Bilim insanları olarak herkesten çok ülkemizin önünü açmak ve çağın
dinamizmini yakalamak sorumluluğunu duymaktayız. Bu sorumluluğun
gereği olarak evrensel değer ölçülerine yakışır bir şekilde yaşamak,
üretmek ve bunun teknolojiye dönüştürülerek ülkemizin dünyada hak
ettiği düzeye yükseltilmesi gerekir.
2005.02.25
Üniversite Çalışanlarının Maaş Durumu
Prof. Dr. İbrahim Ortaş <br />
Çukurova Üniversitesi
Aradığın bilgileri bulamadın mı? Sorularını Mesaj Panosuna yaz!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!


