Rakı mı sahte, insanoğlu mu sahtekâr?

Prof. Dr. İbrahim Ortaş <br /> Çukurova Üniversitesi
Rakı'nın Değil, İnsanın Sahtesi Öldürüyor

Ana vatanı Irak olan ve Arapçası "arak" ve dilimizde rakı olan ve
üzüm suyunun fermante edilmesi ve ardından da imbikleşmesi sonucu
oluşturulan alkolü içki en az 3000 yıldır Ortadoğu ve Kafkaslarda
üretilmektedir. "Sahte rakının" çok sayıda akşamcı vatandaşın ölümüne
neden olması ile birlikte sahte olan ve sahtekârlık ile ilgili alt
beynimizdeki bir çok kavram birden bire su yüzüne çıkmaya başladı.
Sahte rakı, sahte ilaç, sahte para, altının sahtesi, sahte antika
eşya, kimi zaman sahte, kimi zaman sahtekâr doktor, sahtekâr hoca,
sahtekâr bankacı… Sahte ve sahtekâr mercedes'li dilenciler,
sendikacılar, yöneticiler… Rivayete göre Bush yönetimi de sahte
belgelerle Irakta gizli nükleer silah var diye Irak'ı işgal etmesi
sonucu bugün milyonlarca insan acı çekmektedirler.


Murat Belge 6 Mart 2005 tarihli Radikal gazetesindeki "Rakıdan girip
lafa.." adlı köşe yazısında taklit veya "sahtesini yapma" işinin
nesnel dünyanın ürünlerini üretmekle kalmadığını belirtiyor. Ve
manevi alanlarda da sahtelerin üretildiğini belirtiyor. Diyor ki
Sayın Belge, "profesör'ün, yazarın, düşünürün de sahtesini yaratmış
bulunmaktayız".


Tabii sık sık duyduğumuz gibi sahte solcu, sahte
dinci, sahte demokrat, sahte hoca, sahte hacı, sahte doktor, sahte
dost… devam edip gidiyor. Asıl sorunlu olan, kanımca insanın
sahtekârıdır.


Sahte Aslının Zıddı Değil, Maskelenmiş Olandır

Biyoteknolojideki klonlama çalışması ile ilk Doly koyunu
çoğaltılırken insanların aklına ilk gelen insanın kopyası yapılır mı?
yani sahtesi üretilir mi? O zaman benim cevabım evet ancak kopya
insandan değil kopya insanı sahtekârlaştırmaktan korunmamızın daha
doğru olacağını düşündüm. Hepimiz biyolojik yoldan kopyalanma sonucu
dünyaya geliyoruz ancak içinde yaşadığımız dünya bizi
farklılaştırıyor. Büyüdükçe aldığımız eğitim ve çevrenin etkisi ile
bir yaşam veya yol haritası çizebiliyoruz. Ancak maalesef ülkemizde
verilen eğitim insanımızın erken dönemde uyanık bir vatandaş
olmasını, karşılaştığı sorunların üstesinden gelmeyi ve çağını
anlamasını sağlamadığı için bir çok sorun yaşamaktadırlar.


Doly sahte olmadığı gibi rakı da sahte değildi, sadece ikincisi
öldürücüydü. Yaratıcısı da sahtekâr bir insanoğlu. Sahte kelimesi
aslına uygun olmayanı veya aslının tersi, yani esasın zıttı gibi
algılansa da aslında "aslı başka olan" anlamına geliyor. Yani "sahte"
aslına göre belirlenmeyip "aslı adından başka olan" anlamına geliyor.
İçtikten sonra yüzündeki maskeyi atıp gerçeği konuşanlar, aşkını ilan
edebilenler, söylenmemiş olanı söyleyebilenler, bir tür psikanalitik
deşifre de çok önemlidir. Tabii kendine ve çevresine zarar vermemek
kaydı ile. Ancak yine de "rakı içen öldü de su içen ölmedi mi"
söylemine istinaden adabına göre içmek tamam, ancak sarhoş olmak için
değil. Hele, trafiği kilitlemek, sağa sola sataşmak, başkasını
rahatsız etmek bilinçli yurttaşlara yakışmaz. Özellikle eğitimli
kişilere hiç yakışmaz.


Aslında psikologlar derler ki herkesin bir gerçek yüzü vardır bir de
maskesi. Ancak bir maskeye razıyız da bazılarının bir kaç maskesi
bulunmaktadır. Bir arkadaşım kapısına "maskeni çıkar da içeri gir"
yazdırmış. Tabii hepimizin doğal olarak çekingenlikleri var, bazı
konularda söylenmemesi gereken sözler var, bizim bilip de başkasının
bilmemesini bildiğimiz konuları söylememek önemli. Ancak, çok
maskelilik veya bizim bilerek bazı şeyleri gizleyip kendimize ters
düşmemiz, kendimize yabancılaşmamız insanın sahtesini ortaya
çıkarmaktadır. Hani derler ya oturunca mangalda kül bırakmaz, sizin
ile birlikte her konuya evet der, vatan millet için en hamasi
nutukları o atar, ancak hayatın gerçeklerine gelince, gerçek yaşamda
çok da söz verdiği gibi olmadığını gördüğümüz çok sayıda kişi ile
karşılaşırız.

İnsanın sahtesi yani sahtekâr ciddi sorundur. Yapılan sahte işler insanın birbirini küçük
çıkarları için kandırmasıdır. Belki de bunlardan en acısı da sahte
dost yarasdır. Kurşun yarası geçer de dost yarası geçmez, insanın
birbirine kazık atması, birbirinin sırtına basarak bir yerlere
gelmesi ve ardından riyakârlık yapıp sırtını dönmesi ise hiç
affedilmiyor. Herkes bir şekilde amerikanlılaşmaktan şikâyetçi ancak ondan da kopamıyor. Aynı kişiler bilmezler ki bir başkası da
kendisini aynı değerler uğruna kazıklamaktadır.


Mutluluk ve Menfaat İlişkileri

İnsanlar mutluluğu doğada ve estetikte değil bireysel menfaat
ilişkilerinde aramaya başladı. Çıkış kapısı bulamayan, yaşam bilinci
konusunda yeterli derinliğe sahip olmayan yurttaşlar, kolay yoldan
para kazanmayı ve köşeyi dönmeyi neredeyse ilke haline
getirmişlerdir. Bütün bunların sonucu bir çok yurttaşımız, vergi
vermekten kaçınıyor, yalan yanlış beyanda bulunuyor, akla hayale
gelmeyecek işlere girişiyor. Söz konusu kişiler kendilerine göre
yaşamdan zevk almaya çalışan insanları kendi küçük çıkarları uğruna
zehirlemektedirler. İnsanlar arasındaki gelir dağılımının açılması,
az çalışarak para kazanması, başkasının sırtından para kazanması
belki uzun zamandır vardı ancak son yüz yılda hızla tırmanışa geçti.
Bunda uygulanan siyasi modellerin de büyük payı bulunmaktadır.


Geçen
yüzyılda loto-toto, milli piyango, altılı ganyan bir bütün olarak
insanların yaşamlarını şansa bağlamasına, büyük paralar kazanmaya
itmiştir. Ancak kazanca yorularak değil, kolay yoldan ulaşarak. Bu
süreç beraberinde kalpazanlığı da doğurmuştur. 1980 sonrası "para
kazan da nasıl kazanırsan kazan" anlayışı gençlikte bireysel ve
bencil bir anlayış doğurdu. "Para eşittir mutluluk" neredeyse bir
yasa haline getirildi. Bugün toplumun her kesiminde artan rüşvet,
yolsuzluk, kapkaç, hortumculuk hepsi belirli bir aşamadan sonra
oluşmuştur. Birlikte eşit koşullarda yaşamak yerine birbirimize çelme
takmak, birbirimizi kandırmak, arkadaşımızdan, dostumuzdan daha önde
olma duygusu yaratılmış oldu. Kamu anlayışı yerine, özel teşebbüs
anlayışı benimsenmiştir.


Tekel Bağımsızlığımızın Sembolüdür

Son yıllarda başlayan özelleştirme furyası ile devlete önemli
derecede gelir getiren işletmeler özelleştirilmişlerdir. Tekel,
ülkemizin kurtuluş savaşı ve milli mücadelesi sırasında doğmuş ve
bugüne kadar ülkenin en karlı kuruluşu idi. Osmanlı döneminin tarım
konusundaki çıkmazlarından olan tütündeki Reji İdaresi'ne, 4 Mart
1925'de kurduğu TEKEL idaresi ile son verilir. Tekel ülkemizin milli
tarım politikasının oluşmasında ilktir. Tekel'in kuruluşu ile devlet
ve halk hem bir boyunduruktan hem de bir ayıptan kurtarılmış oldu.


Tekelin son günlerde özelleştirilmesi ile birlikte piyasada adı sanı
duyulmamış çok sayıda rakı markası dolaşmaya başladı. Bunlardan
hangisi gerçek hangisi sahte anlaşılamadı. Ayrıca dünyadaki
eşdeğerleri ile karşılaştırıldığında ülkemizdeki vergilerin
yüksekliğini bahane eden ve vergi vermek istemeyen, kolay yoldan
geçinmek isteyen kalpazanlar sahte üretime geçerek karlarına kar
katmayı hedeflemişlerdir.


Rakı İçerek Ölenlerin Hesabını Kim Verecek?

Sahte rakı içilmesi sonucu onlarca hayatını kaybeden insanın ölüm
sorumluluğu kimin? Rakıyı üreten kalpazanlar mı? Yoksa ülkeyi bu
duruma getiren siyasi irade mi? Son 25 yıldır KİT'lerin pek çoğu
zarar etmediği halde özelleştirme modası adına kelepir fiyatına elden
çıkarılmaya çalışılmaktadır. Türkiye'nin en karlı kuruluşu olan Tekel
neden özelleştiriliyor? Neden tütün ve şeker pancarı ekim alanları
dış baskılar sonucu daraltılıyor ve devlet desteği kaldırılıyor? Özel
ve özerk kuruluşlar olacak, özel teşebbüs iş de yapacak ancak etik
değerleri de korumak zorundayız. Bunun için de hukuk devleti normları
içinde bazı kuralların kesintisiz işletilmesi gerekir. Uzun zamandır
özelleşme anlayışının topluma hizmet etmeyeceği, vatandaşı daha da
perişan edeceği söylenmektedir. Maalesef Tekel özelleştirmesinin
birinci günün
de bunlar yaşanıyorsa yarın Allah bilir neler yaşanır. Korkarım
yarın sağlık ve diğer alanlarda daha ne tür istenmeyen olaylar
yaşanacaktır.
Tabii dün de kaçak içki üretimi yapılıyordu, belki de bu nedenle
ölenler olmuştur. Ancak bu sefer açıkçası bir otorite boşluğu ve
zafiyeti görülmektedir. Her yönü ile örgütlenmemiş ve
kurumsallaşmamış toplum yapımızda adalet ve hukuk işlevsiz
kalmaktadır. Maalesef ülkemiz ciddi bir hukuk devleti örneği
vermediği için çok sayıda sahtekârın cesaretlendirilmesi ve ortalığa
hakim olmasına yol açmaktadır.


Sorun Metil Alkolde Değil, Sahtekârlıkta

Bugün dünyadaki milyonlarca canlı arasında yeryüzünü gücü ve
kullandığı teknoloji oranında kontrol edebilen tek varlık insandır.
İnsanın yaptığı nesneler zararlı olabilir. Ancak sonuçta bunu yapan
insan. Nesneyi ne amaçla ve nasıl kullandığınıza bağlıdır. Keskin bir
bıçak ameliyat için kullanılırsa can kurtarır, ancak birini canına
başka bir amaçla saplarsan can alır. Metil alkolü insana içirirseniz
can alır, ancak bir nesneyi korumak için veya bir kimyasal deneyde
kullanırsanız can kurtarırsınız.
Bu anlamda, rakının sahtesi değil önemli olan rakının sahtesini yapan
insanın bu bilince ulaşarak sahtesi yerine gerçeğe yönelmesidir.


Yoksa bugün rakının sahtesini raflardan toplarsınız olur biter ancak
yarın bir başka sahte üretim daha çıkar karşımıza. İnsanın insan
olarak doğadan, canlıdan ve insandan yana içtenlikli davranması asıl
önemli konudur. İnsanın karşısındakini de insan gibi görmesi ve değer
vermesidir. İnsanı insan yapan değerleri doğru işletmesidir.
Sahtekârlığın değil, gerçek dostluğun; sahtekârlığın değil
dürüstlüğün hakim olması dileğiyle. Bu bilince erişmek dileği ile.
Küresel ticaretin onda dokuzunun yalandan oluşmaması dileğiyle.

2005.03.15

Aradığın bilgileri bulamadın mı? Sorularını Mesaj Panosuna yaz!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!
Ücretsiz Kayıt Ol