SORUNLAR, GELİŞMELER, DEĞİŞMELER
Dr. Altay A. Manço, Liège Üniversitesi Öğretim Üyesi, Belçika
Liège Üniversitesi, Psikoloji ve Eğitim Bilimleri Fakültesi
Öğretim üyesi, Göç Tetkik Enstitüsü Müdürü (GÖÇ-TE/IRFAM)
Belçika, Batı Avrupa'nın kuzeyinde, Hollanda, Almanya, Lüksemburg ve Fransa ile çevrili, 31000 kilometre karelik küçük bir Kraliyettir. Üç yönetim bölgesinin federasyonundan oluŞan ülke, 10 milyon nüfusludur ve 1830'dan bu yana parlamenter sistemle yönetilir. Anadilleri Hollandaca, Fransızca ve Almancadır. Nüfusun % 10'dan fazlası yabancı kökenlilerden oluŞmaktadır. Belçika'da 125000 Türkiye Cumhuriyeti vatandaŞı veya Türk asıllı Belçika vatandaŞı yaŞamaktadır. Yirminci yüzyıl baŞından beri hızla endüstrileŞen Belçika, önemli bir maden havzasıdır. Özellikle ikinci dünya savaŞından sonra çok sayıda italyan kömür iŞçisi Belçika'ya çağırılmıŞtır. Bugün Belçika'daki ïtalyan asıllıların sayısı 300000'i aşmaktadır. 1960 başlarında Belçika'yı yeniden etkisi altına alan iŞçi göçleri, bu kez Türk ve Faslı göçmenleri içermektedir ve hem Belçika'da hem de göçmenlerin anavatanlarında önemli sosyo-ekonomik ve kültürel değiŞimlere neden olmuŞtur. Bu çalıŞmada, Türk göçmen grubunun Belçika'ya yerleŞmesi ve oradaki sosyo-kültürel ve ekonomik geliŞmesi, geleceğe yönelik perspektifleri genel olarak irdelenmiŞtir.
GÖÇ TARİHİ
Göç hareketlerini kamçılayan değiŞimler kırsal kesimlerde yaŞanan sosyal ve ekonomik çalkantılara dayanır. 1950-1960 dönemlerinde Türkiye'de özel sektörün geliŞmesi, bir çok sosyal ve ekonomik etkinin yanında, tarımda yeniliklere ve mekanik geliŞmelere de imzasını attı. Salt ırgat gücünün teknolojik yeniliklerin gölgesinde silinmesi, kırsal kesimlerden büyük Şehirlere toplu göçlere neden oldu. Hızla artan nüfusu barındırabilme emelleriyle birlikte, kırsal kesmin çocuklarına sunulabilecek yeni eğitim ve iŞ imkanları ve diğer nice arzular gibi umutların yeŞermesi, köylülerin gözünde büyük Şehirleri cazip kıldı. 1950'li yıllarda köylerden küme küme göçen halk, büyük Şehirleri mekan seçiyordu. Ve neticede, 60'lı yıllardan günümüze uzanan süre zarfında artıŞ gösteren iŞ göçü ve aile göçü yurtdıŞına yöneldi, Batı Avrupa'yı, Kuzey Afrika, Ön Asya ve Avustralya'ya bağlayan çok geniŞ coğrafi bir alanda hızla artmaya baŞladı. XX. yüzyılın ikinci yarısında, Türkiye Cumhuriyetinin ard arda yaŞadığı politik krizler dıŞgöç olayına yeni boyutlar eklerken, Berlin duvarının inŞaasından hemen üç ay sonra, 1961 yılında, Türk hükümeti Federal Almanya ile ilk dıŞgöç ve iŞgücü alıŞveriŞi anlaŞmasını imzaladı. Bu anlaŞmayı 1964 yılında Hollanda, Belçika, Danimarka ve Avusturya ile imzalanan anlaŞmalar izledi. 1965 yılında Fransa, 1967 de ïsveç bu anlaŞmalara dahil edildi. Yalnız göç eden erkek iŞçileri izleyen kadınlar ve çocuklar, 1970'li yıllarda göçmen iŞçilerin düzenli aile yerleŞimine geçmesine olanak sağladı.
ïşçi göçü batı ekonomilerin ihtiyaçlarına cevap olarak geliŞen bir sosyolojik olgudur. Bunu, nüfus artıŞı kısıtlı olan Avrupa ülkelerinin özel demografik destek ihtiyacına cevap, aile göçleri izlemektedir. Ancak, bu tip ihtiyaçların giderildiği kanısı yaygınlaŞtığında, Avrupa uluslarının göç yollarını tek yönlü olarak kapattığı gözlenmektedir.
Nitekim, 1974 yılında toplu iŞçi göçleri durdurulmuŞ ve aile toplanmalarına kısıtlamalar getirilmiŞtir. Bu Avrupa kıtasına dağılan Türk nüfusunun giderek artma çabasını ve Avrupa'da yetiŞen nesilde akraba evliliklerini gündeme getirmiŞtir. EŞlerini tercihen Tükiye'den getiren Türkler, göçmen nüfusun artıŞına destek vermektedirler. Avrupa'daki Türklerde doğurganlık oranının göreceli olarak yüksek olduğu düŞünülürse, Batı Avrupa'daki Türk varlığının ne derece çabuk bir Şekilde kalabalıklaŞtığı daha rahat anlaŞılır. Buna Almanya'ya, Doğu Avrupa ülkleri aracılığıyla kaçak girmeye çalıŞan göçmen adaylarını da eklemek gerekmektedir. Nüfus artıŞı göçmenlerin yaŞayıŞ biçimlerine etki etmekte ve sosyo-kültürel alanda bir çok geliŞimlere yol açmaktadır ; ortaya kalıcı bir "Avrupa Türk azınlığı" olgusu çıkmaktadır. Ekonomik alanda ise bu durum Türklerin rol oynadığı ticaret ve taŞımacılık sektörlerinde faaliyet artıŞlarını olası kılmaktadır. Örneğin, Avrupa Birliğini Balkan yarımadasına bağlayan bölgelerde, ticari iliŞkilerin Türk yatırımcıların sayesinde canlanması söz konusudur. Ancak göç edilen memleketlerde kümeler halinde yerleŞen Türkler, yerel iŞ piyasalarında mevki ararken, toplumsal uyumda yer yer gecikmeler kaydetmiŞlerdir. Örneğin, temel eğtimleri baŞarısızlıkla sonuçlanan kimi Türk gençleri, meslek okullarına yönlendirilerek kısa ve sağlıksız bir yoldan iŞ hayatına atılma emelleri güdülmektedir. Böylelikle yabancı dil bilgisi ve meslek becerisinden yoksun olabilen bir iŞsizler ordusunun ortaya çıkması ne yazikki söz konusu olmaktadır. Son yıllarda çeŞitli Avrupa ülkelerinde göçmen grupların lehine bir dizi kararlar alınmıŞ ve bu ülkeler içindeki konumları değerlendirilmiŞtir. YurttaŞlık, mal, mülk sahipliği, seçme seçilme ve serbest meslek haklarıyla ilgili bu olumlu geliŞmeler göçmen Türk grubunun ekonomik kalkınmasına etki etmektedir. Bu geliŞmelerin bir diğeride Tükiye ve Avrupa arasında Şekillenen birlik çigisinin göçmen Türk grubunun çıkarlarına uygun bir biçimde geniŞletilebileceğidir.
Bugünkü T.C. sınırları içerisinden Belçika'ya ilk göçler, XX. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı ïmparatorluğunun çöküŞ dönemine rastlar. 1900-1923 tarihleri arasında Osmanlı Türklerinin Belçika'daki varlığı hissedilse bile, Türk nüfusunun Belçika'da patlaması 1961 yılından itibaren gözlenmektedir ve 1964 yılında Belçika ve Türkiye arasında imzalanan göç antlaŞması gereğince belli bir hareketlilik kazanır. Ancak, dıŞ iŞçi gücü gereksinimini karŞılayan Belçika, kapılarını resmen 1974 yılında kapatarak iŞçi alımlarını durdurur. 1975 yılından sonra bu ülkede Türk nüfusunun artması doğal olarak aile birleŞimi çerçevesinde doğumlara bağlıdır. 70'li yılların baŞlarında, yıllık doğum sayıları 2000 ile 5000 arasında değiŞmiŞtir. 1980 ve 2000 arasında Belçika Türklerinin yıllık doğum oranlarının her 100 kiŞide 2,9 ile 3,9 arasında değiŞtiği gözlenmektedir. Türk ailelerinin fert sayısı ortalama olarak 1971'de 4,3, 1999'da ise 3,53'lük bir değer kaydetmiŞtir. Bu durumda Belçika Türk nüfusu 80'li yılların ortalarına doğru 88000'le doruk noktasına ulaŞmıŞken, 1994 yılından baŞlayarak azalmaktadır. Doğal olarak çifte vatandaŞlık müracaatlarının bu gözleme etkisi büyüktür. Bu alanda icraat basitleŞtirilirken, sayısal olarak önemli artıŞlar gözlenmiŞtir : her yıl ortalama 6 bini aŞkın Türk Belçika tabiyetini almıŞtır.
Ancak, Belçika vatandaŞlığına geçiŞ sosyal ve kültürel alanda bu kimselerin yaŞantısında kökten değiŞikliklere sebebiyet verecek bir süreç olmaktan uzaktır. Çifte vatandaŞlık doğasıyla yerel ve genel seçimlerde seçme seçilme hakkı ve özellikle Schengen ülkeleri bünyesinde serbest dolaŞım hakkı tanırken, sosyal ve psikolojik alanlardaki etkilerinin benimsenmesi güçtür. Özellikle ırkçılığın kol gezdiği kimi iŞ sektörleri ve öğretim kurumlarında uyum zorlukları, milliyet değiŞtirmelere rağmen aynen devam etmektedir. Dolayısıyla göçmen Türk grubunu inceleyen her araŞtırma Belçika pasaportu alan Türkleride kapsamak durumundadır ama bunu istatistik veriler kullanarak baŞarmak çok zordur. 1994'ten beri toplam ellibin yurttaŞımızın Belçika vatandaŞlığına geçtiği bilinmektedir. 1992 yılından sonra hareketlenen baŞvurular ve çifte vatandaŞlık istekleri, aynı zamanda göçmen Türk halkının bir değiŞim sürecine adım attığın göstergeleridir. Özellikle, tanınan baŞvuru kolaylıkları, bireyin gerek özgün çevresi gerek göç ülkesiyle uyum olasılığı, Türk diplomasinin bu konudaki teŞfikleri, v. b., Belçika vatandaŞlığını cazip kılan baŞlıca etkenler arasındadır.
80'li ve 90'li yıllarda Türkiye'den gelen iltica taleblerinin Belçika'da artmaya baŞladı gözlenmiŞtir. 1988-1997 yıllarında 10 bin Türkün iltica talebi dikkate alınmıŞtır. Bu değer toplam iltica talebinin % 24,3'üdür. Ancak, bu grubun çok küçük bir kesiti Belçika hükümeti tarafından mülteci olarak tanınmıŞtır. Sonuçta, bir yandan Belçika'ya akın azalırken, beri yandan, siyasi gerekçeleri red edilen göçmen adayları ïskandinav ülkeleri, Amerika BirleŞik Devletleri ve Kanada'ya yönelmektedirler. Belçika'da barınan kaçak göçmen sayısını belirlemek güçtür. Türkiye'den gelenlerin sayısının artması beklenmektedir. Ancak bunların sadece küçük bir bölümü T.C. vatandaŞıdır, kanun dıŞı Şebeke ve kimi kurumlardan destek alarak giriŞ yaptıkları bilinmektedir. Son yıllarda Türk nüfusunun Belçika'ya göç ile artmasına asıl neden olan yegane yol evlilik yoludur ve nüfusbilimcilerin özellikle ilgilendiği yeni alanlardan birini oluŞturmaktadır. Bilindiği üzere aile birleŞimleri göçmen gruplarda özellikle ekonomik çıkarlar doğrultusunda Şekillenmektedir.
Belçika Milli İstatistik Enstitüsünün 1998 raporlarında aynı yıl sadece 2500 Türkün ülkeye giriŞ yaptığı yazılıdır. Bu değerin % 49'unu kadınlar oluŞturmaktadır. Türkler, Belçika'ya göçün % 15'lik bir bölümünü olŞturmaktadırlar.
Ancak, ileri tarihlerde, Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği söz konusu olduğunda, uluslararası dolaŞım ve ticari iliŞkilerin kamçılanacağı varsayılmaktadır. Bu alanda görgül kanıtlar olmamasına rağmen, tam üyelikten sonra Avrupa'da halen yaŞayan Türk göçmenlerin konumları, serbest dolaŞım hakları, vs., Şüphesiz değiŞeceklerdir.
1995 yılında yapılan bir ankette Belçika'ya göç etmiŞ 565 yetiŞkin Türk sorgulanmıŞtır. Bunların % 43'ü Afyonkarahisar yöresindendir. Ankete katılan göçmenlerin yarıdan çoğu kırsal kesimden gelmiŞtir. Sonuçlara göre, "Türk" çatısı altında toplanan göçmen grupları aslen değiŞik etnik ve kültürel topluluklardan oluŞmuŞ bir mozaiktir. Örneğin konuŞulan diller tanımıyla, incelenen tesadüfi örneklemin % 9'u Kürtçe bilmektedir. Ayrıca örneklemde az sayıda Azerice, Makedonyaca, Ermenice, Arnavutça ve Yunanca konuŞan vatandaŞlara da rastlanmaktadır. Din itibariyle, eŞantiyonun büyük bir çoğunluğunun müslüman olduğu ortaya çıkmaktadır. Belçika'da alevi ve sunni vatandaŞlar bulunmaktadır. Ayrıca adı geçen ankete katılan 8 Türk hiristiyandır. Ekonomik göçmenlerle siyasi ilticacıların kültürel yapılanmaları, devam ettikleri dernekler, uğraŞları, Türkiye ile olan iliŞkileri, vs., doğasıyla genellikle çok farklıdır. Göçte doğan gençlere gelince, onlar da Batı kültürüne daha yakın, ayrı ve yeni bir topluluk olarak ortaya çıkmaktadırlar.
1975 yılından sonra Belçika'ya gelen Türklerinin kültürel kimliğinin yapılanmasında pozitif geliŞmelere rastlanmıŞtır. Örneğin, 1964-1974 arasında göç eden birinci dalga göçmen iŞçiler çizgisine oranla okur yazar oranı çokça artmıŞtır. Belçika'ya göç edenlerin % 36'si ilk, % 25'i orta, % 29'u lise ve % 10'u meslek yüksek okullarından mezundur. Göç eden bireylerin Belçika'ya göçten önceki sosyal ve profesyonel geçmiŞleri konusuna gelince, önemli bir bölümünün göç öncesi memur oldukları gözlenmiŞtir.
BELÇİKA'DA TÜRK TOPLUMU, KÜLTÜRÜ, ENTEGRASYONU
Bugün Belçika'da yaŞayan Türklerin büyük bir bölümünü 25 yaŞın altındaki gençler oluŞturmaktadır. Belçika doğumlu gençlerin oranı Türk nüfusunun çeyreğini oluŞturmaktadır. Belçika'daki Türklerin yarısı Hollandaca konuŞulan Flaman bölgesinde yaŞamaktadır. Bu bölgede Limburg vilayeti, Gand ve Anvers Şehirleri en çok Türkün bulunduğu yörelerdir. Nüfusun çeyreği Brüksel'in kuzeyinde mütevazi semtlerde toplanmıŞtır. Geriye kalanlar, Fransızca konuŞulan Valon bölgesinin küçük sanayi merkezlerini mekan seçmiŞlerdir. Borinage bölgesi (Mons ve civarları) maden iŞçilerine evsahipliği yaptığı gibi, Charleroi ve Liège'de yaŞayan Türkler çoğunluktadır. Belçika'nın güneyinde Lüksemburg vilayetinde orman köylerinde orman endüstrisi ile uğraŞan küçük göçmen grupları vardır. Genelde Flaman ve Valon kantonlarında yaŞayan Türkler sanayi merkezlerine veya kömür ocaklarına yakın yerleŞim ünitelerinde oturmaktadır. Bugün maden ocaklarının iŞletilmemesine rağmen, iŞçi aileleri aynı mahallelerde kalmayı tercih etmiŞlerdir. ïŞçi sitelerinden ibaret bu mahalleler, diğer uluslara kucak açtığı gibi Türk toplumunun yapılanmasına da Şahit olmuŞtur. Bu dayanıŞmada hemŞehirlilerin gurbette birlik ve beraberliğin etkisi büyüktür. Brüksel, Anvers, Liège, Charleroi ve Gand gibi Şehirlerde rastlanan toplu yerleŞim biçimleri Türklerin güncel hayatın birçok noktalarına etki etmektedir.
Türklerin yoğun olarak yaŞadığı bölgeler zamanla Türk kültürünü temsil eden kurum ve kuruluŞların, ticaret merkezlerinin ve camilerin çoğalmasına, belirli bir örgütlenmeye tanık olmuŞtur. Genellikle din ve kültür temsilciliklerinin denetimine olan bu merkezlerin özellikle kadınlar ve gençler üzerinde ki etkisi büyüktür.
Görülüyor ki dini yapılanmanın göçmen Türkler üzerindeki birleŞtirici tesiri önemlidir. Brüksel Flaman Üniversitesinin Türk toplumu hakkında 1995'te yaptığı araŞtırmanın sonuçlarına göre, Belçika'da Türk erkekleri genel olarak haftada en az bir kez mahallelerindeki camiye gitmektedirler. Velilerin küçük yaŞlarda çocukları kuran kurslarına gitmeye teŞfik etmeleri de tespit edilen gerçekler arasındadır.
Özellikle Türk ticari kuruluŞlarının toplu mekanlara serpilmesi çizgidıŞı bir birlikteliğe neden olsa da, çoğu Türk ailelerinin ekonomik geliŞmesini sağlamıŞtır, dıŞtan gelebilecek tehditlerden korumuŞtur. Basın ve yayın organları göçmen Türk toplumuna önemli hizmetler götürmektedirler. Hürriyet, Milliyet ve Türkiye gibi gazeteler, uzun yıllardır Belçika'da olduğu kadar Avrupa'nın diğer ülkelerinde de satıŞa sunulmaktadır. Bunun dıŞında Türk TV kanallarının çoğaltılması, Türkçe iletiŞim olanaklarını önemli bir Şekilde artırmıŞtır. Özellikle anadil alanında göçte doğan gençlere geliŞme olanağı sağlayan bu gereçler, yeni kuŞak gençliğinin olduğu kadar birinci nesil göçmenlerin de birinci ilgi odağı olmuŞtur.
Göçmen Türkler kimi sosyal zorluklara rağmen, Belçika'da olduğu kadar diğer Avrupa ülkelerinde de, kültürel uyum uğruna genel olarak örf ve adetlerinden ödün vermemiŞ ve çoğu geleneklerini korumayı baŞarmıŞlardır. Tribalat gibi birçok Avrupalı gözlemciye göre göçmen Türkler öze dönük bir aile kuramının temel örnekleridir. Ancak, bu durum göçmenlerde yer yer uyum değerlerine yabancı kimliklerin geliŞmesine, eğitim ve iletiŞim sorunlarına neden olmakta ; laik ve bireysel dünya anlayıŞı ve modern evlililik kuramlarından uzak kısır bir güzergaha girebilmekte. Sosyal sorunlara ve dıŞlanmalara meydan vermekte. Bu ikilemin çözümü, Belçika Türkünün kültürel farklılığını global topluma uyum yararına kullanabilmesine bağlıdır.
Bu gençler iki gruba ayrılmaktadır : - Belçika'da doğmuŞ ikinci kuŞak gençleri ; - Türkiye'de doğup büyümüŞ, kendi arzusu ile göçe yeltenmiŞ birinci kuŞak bireyler ve bunların arasında, evlenipte Belçika'ya gelenler.
Toplam Türk nüfusun beŞte birini oluŞturan 19-31 yaŞ gençlerinin, önemli bir bölümü Belçika doğumludur ; % 80'i evlidir ve çocuk sahibidir. Ancak aile baŞına düŞen ortalama çocuk sayısı bir önceki göçmen nesle göre daha azdır. 19-31 yaŞ dönemi Türklerinin göç edilen ülke diline hâkimiyeti daha büyüklere oranla daha verimlidir : % 59'u o dilde sıkıntısız mektup yazabilirken, 32 yaŞın üzerindekilerde bu oran ancak % 13'tür. Doğasıyla daha da genç nesillerde ise yabancı dilde okur-yazarlık oranı ve eğitim düzey ve kalitesi göreceli olarak daha yüksektir. Sonuçta, 19-31 yaŞ grubunun birinci kuŞak göçmenlerle tamamı Belçika doğumlu ikinci nesil arasında köprü konumda, karma bir görünüm sunduğu görülmektedir. YaŞlıların aksine, genç nesiller anavatana temelli dönüŞ emelleri beslememektedirler. Bununla birlikte Türkçe konuŞup, yazıp okuya bilmekteler. Ancak, bu dil becerisinin yitirilmemesi için acil olarak bundan sonraki nesillere özgün yeni dil eğitimi politika ve uygulamaları öngörmek gerekmektedir. ïŞ pazarı gençler açısından en sorunlu uyum eksenini oluŞturmaktadır. Birinci kuŞak göçmenler vasıfsız iŞçilik konumlarına karŞın, iŞsizlik ve beraberinde getirdiği sorunlar zincirininden korundular. Ancak, Belçika'da iŞ pazarının 1970'lerin sonundan beri ard arda geçirdiği krizler ikinci kuŞak Türk gençlerinin istihdam sorununu büyütmekte ve artan vasıf düzeyine karŞın çok yoğun ve o derece anlaŞılmaz bir sıkıntı ortamı yaratmaktadır. Ayrıca, toplumda ve iŞ pazarında ayrımcılık ve ırkçı tavırlar, büyüklerin tanımadığı ancak gençlerin acısını çektiği olgular arasında. Bu durum, en çok evlenme yolu ile Belçika'ya gelen gençleri etkilemektedir. Gözlemlere göre, gençlerde izlenen sosyo-kültürel değiŞimler çok yönlü bir geliŞim sürecine girmiŞtir. Özellikle kültürel değerlere yansıyan ideolojik tutumlar (dini, siyasi görüŞler) ve sosyal davranıŞlar (yabancı dil bilgisi, evlilik türleri, vs.), izlenilen geliŞmelerin ayrı ayrı kültür kalıplarını (Batı, Türk) birbirleri ile bagdaŞlaŞtırma yolunda ilerlediklerini göstermektedirler.
KAYNAKÇA
-A. MANÇO (yönetiminde), Sociographie de la population turque et d'origine turque : 40 ans de présence en Belgique (1960-2000). Dynamiques, problématiques, perspectives, Brüksel, CRE ve
-IRFAM, 230 s., 2000. Eserin Türkçe ve Hollandaca çevirileri halen gerçekleŞtirilmektedir.
-A. MANÇO ve U. MANÇO (yönetiminde), Turcs de Belgique. Identités et trajectoires d'une minorité, Brüksel, Info-Türk ve CESRIM, 288 s., 1992.
-U. MANÇO (yönetiminde), Voix et voies musulmanes de Belgique, Publications des FUSL, Brüksel, 218 s., 2000.
Belçika'da Türk'lerin 40 Yılı (1964-2004)
Dr. Altay A. Manço - Toplumda ve iŞ pazarında ayrımcılık ve ırkçı tavırlar, büyüklerin tanımadığı ancak gençlerin acısını çektiği olgular arasında. Bu durum, en çok evlenme yolu ile Belçika'ya gelen gençleri etkilemektedir.
Aradığın bilgileri bulamadın mı? Sorularını Mesaj Panosuna yaz!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!
- Gent ilinde kalıcak yer arıyorum
- brugge erasmus
- okul
- belcikada egitim almak istiyorum yıllık harcalamlarr ne kad…
- belçikada üniversite eğitimi için acillll
- kalcak yer
- Belçika da üniversite okumak istiyorum bir nevi geçiş de ol…
- DİL ÖĞRENMEK
- K.U. Leuven de Master
- belçika'da sosyoloji ve ingilizce!!!!


