Son günlerde basına yansıyan 15 yeni üniversitenin açılmasına YÖK ve
üniversitelerin tepkileri ile hiç de üniversiteler olarak tasvip
etmediğimiz, üniversitelerin kamuoyu nezdinde zemin kaybettirilmesine
yönelik tartışmalar hedef şaşırtılarak "üniversiteler neden ilk 500
sıralamasında değiller" tartışmasını yeniden alevlendirmiştir. Daha
önceki iki yazımda belirttiğim nedenleri sistematik olarak önem
sırasına göre işlemeye devam edeceğim.
Üniversitelilik Bir Süreç Gerektiriyor
Kanımca sorunun temeli üniversite kelimesinin kavramının tam olarak
anlaşılmamasından kaynaklanıyor. Bunun da nedeni, temelde toplumsal
olarak bilim kültürümüzün gelişmediği, bilimin toplum yaşamına
katkısının doğrudan görülmemesi olarak gösteriliyor. Üniversitelilik
bilinci yeterince anlaşılmadığı için yeni fakülte ve üniversitelerin
açılması gündeme gelmektedir. Üniversite gerçek üniversite gibi
fonksiyon üstlenmediği için de neden ilk 500 sıralamasında yokuz
sorusu kolayca soruluyor. Çünkü bugün bir çok üniversitemizin misyonu
ve vizyonu tam olarak belirlenmemiş. Sorun çözmeye yönelik amacı ve
hedefi olmayan bir üniversitenin bilim, sanat ve kültür üretme şansı
olmadığı gibi dünyada kendine bir yer edinmesi de beklenemez.
Üniversitelik süreci uzun erimli bir olgu olup bugünden yarına da
gelişmez ve değişmez. Bunun da köklü ve
uzun süreli çözümler gerektiren bir yapıda işlenmesi gerekmektedir.
Üniversitelilik Temel Bir Bilim Politikası Gerektiriyor
Bugün 70-80 yıl önceki durumdan daha da geri olduğumuz söylenebilir.
Genç Cumhuriyetin en azından bir ideolojisi vardı ve bu ideolojinin
temel felsefesi her yönü ile bağımsız toplumu muasır medeniyetler
seviyesine çıkarmaktı. Bunun için işe eğitim birliğini sağlayarak
başladılar. Nüfusunun tamamına yakını köylülerden oluşan bir yapıda,
köylüleri çiftçileştirerek üretime katmayı hedeflediler. Üretime
katılan köylülerin eğitimi için Köy Enstitülerini kurdular ve
köylüleri okur yazar yapmayı hedeflediler. Cumhuriyetin Kemalist
ideolojisi üniversiteleri de Darülfünun'la başlayan gelişmeyi 1930'lu
yıllarda yani yasa ile yarı özerk hale getirdikten sonra maddi ve
manevi anlamda destekleyerek ülkenin yetişmiş insan gücü ve bilim
yapmasının kapılarını aralamış oldu. Ancak daha sonra ülkemizin
bilinen süreç sonucu eğitim yörüngesi de F0iştirildi. Cumhuriyeti
kuran felsefenin ve ideolojin amaca ulaşması engellendi.
1. Toplum olarak bilimin önemini kavramış durumda değiliz. Sokaktan
birine sorulduğu zaman üniversitenin işlevini üst düzeyde meslek
öğreten bir kurum olarak görmektedir.
2. En büyük öğretmen anneler halen yüksek oranda eğitimsiz.
Üniversite öğretim üyeleri ile yapılan anket sonucuna göre öğretim
üyelerinin büyük çoğunluğunun geldiği aile yapısının okuma oranı düşük
3. Okul öncesi ana okul eğitimi yetersiz.
4. İlk öğretim bugün tabir caizse evlere şenlik, durumu iyi olan
çocuğunu alıp özel okullara vermekte, diğerleri için ise "altta
kalanın canı çıksın" anlayışı hâkim. Daha önce de yazdım, devlet
okullarının fiziki yapısı bile minik çocukların ruhunu karartacak
durumdadır. Duvarlardaki tek tük resimler de savaşları çağrıştırıyor.
Bunların dıştan görünüşü bile sıkıcı ve kasvetli.
Test Çözmekle Olmuyor
Orta öğretim aynı durumda, eğitim vermek yerine test usulüne göre
düzenlenmiş bir eğitimle sınava yarış halinde katılım sağlanmaktadır.
Öğrencinin okuma, anlama, düşünme ve çözümlemeye zamanı yok. Ders
sonrası hafta sonu sürekli dershaneden dershaneye, özel derse
koşmaktan öğrencilerin dersi öğrenme hevesi bitmiştir. Hal böyle
olunca zamanın önemli bölümü öğrenilmeden geçmiş oluyor. Türkiye
UNICEF'e göre 52 ülke içinde matematikte sıralamada 44'üncü olmakla
çok kötü durumdadır (Cumhuriyet 2.12.2002). Yine Fen eğitimi
sıralaması yönünden de 38 ülke arasında 33'üncü sıradadır. Bilindiği
gibi ÖSYM sonuçlarına göre matematik ortalaması 3,5 ile en kötü
durumdadır. Yine ÖSYM sınavında 60 bin kişi sıfır puan almaktadır.
Üniversiteye öğrenci hazırlayan öğretmenlerin girdikleri sınavlarda
benzer şekilde ço
ğu öğretmenin yetersiz olduğu görülmektedir. Tamamen olayın bir
zincirin halkaları gibi bir biri ile ilintili oldukları
görülmektedir. İlk öğretimden üniversite sonrası eğitime kadar bir
bilim felsefesi ve politikası etrafında işlenmesi ülkemizin bilişim
çağını yakalamasına yardımcı olacaktır.
Eğitim Sistemi Ezberci
Eğitim sistemi ezbere yönelik olduğu için sorma, sorgulama,
kaşlılaştığı sorunu acaba başka türlü de bir çözüm yolu olamaz mı
diye düşünme yaratıcılığı da gelişmiyor. Sistem bir bütün olarak
sınava dayalı başarı üzerine kurgulandığı için daha çok devlet memuru
zihniyeti ile adam yetiştiriyor. Üniversitelerde her türlü tartışma
ve eleştirel düşünme geliştirmediği için sisteme ağırlıklı olarak
"medrese" anlayışına uygun itaat ve biat eden sadakatli eleman
yetişmektedir. Bu elemanların üniversitede yabancı dil sınavını şu
veya bu şekilde geçmeleri, bir iki makale yazarak akademik kariyer
almaları bilim adamı yetiştirildiği anlamına gelmiyor. Maalesef YÖK
sistemi ile birlikte ülkenin dinamik insanlarının kümelendiği
üniversite ortamlarında Gazeteci Taha Akyol'un dile getirdiği (17
Haziran 2005 Milliyet) "Üniversite"y
e hiç yakışmayan ama her devirde devlet eliyle dayatılmış düşünme
biçimi!" bugün üniversitelerdeki işlevsiz yapılanmanın esas
nedenidir. Üniversiteler maalesef bu gelişmeleri görememiş ve bugün
kısır döngülerin arasında sıkıştırılıp kalmış ancak mevcut sistem,
anlayış ve kadroları ile geleceğe ufuk açması da biraz zor görülüyor.
Üniversitelerin birincil görevi olan bilim yapacak nitelikte yaratıcı
üretken, iletişimi bilen, bilgiye ulaşan insan yerine daha uysal, söz
dinleyen devlet memuru anlayışlı insan yetiştirmektedir. Bugün
dünyanın geldiği noktadaki bilimsel devrimlerin yaratılması memur
zihniyeti ile değil, özgür ve bağımsız düşünebilen anlayışla
sağlanabilmiştir.
Ülkemizin Bilim Adamı Yetiştirme Politikası Yok
Ülkemiz üniversiteleri ise batılı ölçekte dikkate alındığında ne
gerçek anlamda bilimsel araştırma yapabilmekte ne de ciddi eğitim ve
öğretim verebilmektedir.
Prof. Dr. Bahattin Baysal, Cumhuriyet Bilim ve Teknik ekinde (sayı
939) aynı konudaki yazısında bu kategoriye göre en yüksek puanı
alarak ilk sıraya oturan Harvard üniversitesinin 1933-1953 yılları
arasında rektörlüğünü yapmış olan Prof. James Conant'ın
üniversitesini nasıl değiştirdiğini anlatmaktadır. -Akademik kadro
oluşumunda son derece objektif ve işe uygun kişi alınmaktadır. Prof.
Dr. Bahattin Baysal, Harvard üniversitesinin öğretim üyeleri
seçiminde ABD'deki en iyi öğretim elemanlarını aldıklarını
belirtiyor. Ve üniversiteye alınan öğretim üyelerinin 8 yıl
denemeden sonra kalıcı statüye alındığı veya üniversiteden dışlanmaya
başlandığını belirtiyor.
Üniversitelerin Bilim ve Teknoloji Geliştirme Felsefesi Yok
Ülkenin bir bilim politikası olmalıdır. Ve üniversite politikası veya
bilim politikası hükümetler üstü olmalıdır. Hükümetlerin
değişmesinden bilim politikası etkilenmemelidir.
Ülkenin Bilim kültürü ve felsefesi yok. Felsefe bilen bir toplum
değiliz. Ortaöğretimde bilim felsefesi öğretilmesi kaçınılmaz gibi
görünüyor. Geçmişte ülkemizde orta öğretimde uygulanan olgunlaşma
sınavlarında sorulan sorular felsefi kökenliydi ve yaşamı anlamaya
yöneliktir.
Ülkemizde bilim ve teknoloji arasındaki bağlantı sağlıklı bir şekilde
kurulamadı. Bilim olmadan teknolojinin olmayacağı tam olarak
anlaşılmadı. Bugün uzay teknolojisi bilimsel araştırmaların sonucunda
oluşmuştur. Ülkemiz bu bağlamda teknolojiyi geliştirmek için bilimsel
çalışma yapmak ve Ar-Ge çalışmaları yerine teknoloji satın almayı
benimsemiştir. Bu konuda hem batılılar ülkemizi teknoloji satın
almaya ikna etmişlerdir, hem de yöneticilerimiz 1945 sonrası
politikalarda bu konuda öngörüsüz kalmış ve ileriye yönelik yatırım
yapamamışlardır. Doğal olarak sürekli teknoloji satın alınmıştır.
Maalesef tarım-hayvancılık ve gıda alanında yöneticilerimiz bilimsel
araştırmalara para ayırmak yerine dışarıdan alırız felsefesini
benimsemişlerdir. Teknoloji gelişimi uzun süreli ve pahalı bilimsel
çalışmalara dayandığı i=E
7in teknolojiyi geliştiren ülkeler sahip oldukları teknolojiyi
pahalıya satmaktadırlar. Zaman zaman ülkemiz teknolojideki
gelişmeklere bağlı olarak satın almada zorluklar yaşadığını
biliyoruz. Üniversitelerin bir kısmının altyapı sorunu bulunurken bir
kısmı da birer teknoloji mezarlığına dönüşmüştür. Bazı birimlerde
sürekli teknoloji ithali nedeniyle kurumda çok sayıda atıl cihaz
yaşanmaktadır.
Bilimsel Yayın Kalitesi Sorunu
Bilimsel Yayın Sıralamasında Sayısal Olarak İyiyiz Ancak Nitelik Olarak Değil
Ülkelerin bilimsel yönden gelişmişlik ve eğitim düzeylerinin en
önemli ölçütlerinden biri de ürettikleri SCI kapsamına giren bilimsel
yayın sayısıdır. SCI endeksli yayınların son yıllarda uluslararası
alanda prestij ölçüsü olması nedeniyle bilim çevreleri tarafından
dikkatle izlenmektedir. Ancak artık yayın sayısı kadar yayınların
kalitesi daha çok dikkate alınır bir ölçü olarak kabul edilmektedir.
Bugün ülkelerin toplam yayın ve kitap sayısı daha çok ülkenin
bilimsel altyapısı, bilimsel araştırmaya ayırdığı kaynak ve destek
ile doğrudan ilişkilidir.
SCI' de yer alan makaleler genelde İngilizce olması ve anadili
İngilizce olan ülkelerin yayın yapmasına büyük bir üstünlük
kazandırmaktadır. Yinede ülkelerin makale sayısı sıralanması o
ülkelerin bilimsel gelişmişliği ve bilime bakışı ve bilim
politikalarıyla ilişkilendirilmektedir.
Bilimsel makaleler genelde gelişmiş ülkelerde teknolojiye
dönüştürüldüğü için toplum bilimin önemini doğrudan hissetmekte ve
etkisini teneffüs ettiği için toplumsal olarak yaşam kalitesi arttığı
için bilime değer vermekte, bilimi yaşamın bir parçası olarak
görmekte ve sahip çıkmaktadırlar. Ayrıca bilimde gelişmiş ülkeler
bilimsel ürünlerini ve eğitimden yüksek gelir sağladıkları için de
bilime önem vermektedirler.
Üniversiteler Düşünce Tembelliğini Aşmalıdır
YÖK öncesi sınırlı sayıda makale yazılmakla beraber bunların kalitesi
yüksek iken sonraları bu kalitenin düştüğü görülmektedir. YÖK öncesi
sınırlı sayıdaki üniversitede akademik aşama için aranmayan makale
sayısı yavaş yavaş aranmaya başlanmış ve Türkiye'deki üniversitelerin
daha yeni yeni bilimsel makale yapmaya başlamıştır. YÖK öncesi
profesör olmak için herhangi bir kriter aranmıyordu. Şimdi yeni yeni
2000 yılından sonra akademik aşama için YÖK baskısı ile makale
zorunluluğu getirilmiştir. Ancak akademik yükselme için dosya
hazırlama da amacından saparak bilimsel kaliteyi yükseltmek yerine
tam tersine dejenere etmiş ve verimsizliğe dönüşmüştür.
Birer özgürlük alanı olarak üniversitelerde başta akademik özgürlük
olmak üzere her alanda bilim insanları ve öğrenciler beyin fırtınası
yaratabilmelidir. Üniversiteler bugün kim ne derse desin düşük
verimlilik düzeyinde çalışmaktadır. Kesin olmamakla beraber ülkemizin
53'ü kamu ve 24 vakıf üniversitelerinde toplam 70 bin akademisyenin
görev yapıyor ve bunlardan uluslararası dergilerde makale yayımlayan
öğretim üyesi sayısı her yıl 3-4 bin arasında değişiyor. Diğerleri
sorusunun cevabı açık. Daha önce de belirttim, öğretim üyesi başına
düşen makale sayısı 0.10 düzeyinde bulunmaktadır. Acaba 0.90'nının
bilimsel makale üretmemesinin gerekçesi nedir? Bunu sorgulayabilecek
miyiz?
Son yıllarda üniversitelerin bilimsel yayın sayısının arttığı bir
gerçektir fakat bu artış tamamen ülkenin bilim politikası ve altyapı
iyileştirilmesinin bir sonucu olarak değil, daha çok akademik
aşamadaki zorunluluk, TÜBİTAK teşviki (az da olsa maddi destek) ve
yurtdışında doktora öğrenimi görüp yurda dönen genç araştırıcıların
geçmişten getirdikleri birikim sonucudur. Türkiye'nin bilimsel
aktivitesini yükselten bu artış istekli ve sürekliliği olan bir durum
arz etmemektedir.
CBT dergisi 951 sayısında 2003 yılında 12.057 makale ve 2004 yılında
ise 14.387 makale üreterek bir yıl ara ile 2330 makale fazla
üretildiği görülmektedir. Ülkemiz SCI'ce taranan dergilerde
yayınlanan ülke adresli yayınlar sıralamasında 1981 yılında 344
yayınla 41. sırada iken 2004 yılı itibarı ile 14.387 ile 22-24 sıra
aralığında yer almaktadır. Ancak buna rağmen dünyadaki ilk 500
üniversite sıralamasına hiçbir Türk üniversitesi girememiştir. Ancak
daha önce de belirttiğim gibi ülkemiz bilimsel yayınların çoğunlukla
akademik yükselme amacıyla yapıldığı görülmektedir (Ortaş 2003,
Gelişmeyen Bilim Ortamında Artan Bilimsel Yayın Sayısı. CBT sayı 828
2003). Bu sayıların artışı sevindirici, ancak kalite açısından bir o
kadarda üzücü nitelikteydi. Geçmişteki göstergeler geçmişte yapılan
yayınların daha çok uluslararası
alanda itibar gördüğünü göstermektedir. Batıdaki gelişmiş ülkeler
ile karşılaştırıldığımızda alınan patent sayısı ve üretilen bilimsel
makalelerdeki bilginin teknolojiye dönüşmesi yönünden arada yüzlerce
defa fark bulunmaktadır.
Fakat her şeye rağmen kısa sürede 46. sıradan 22-24. sıraya gelmiş
olmak insanımızın İngilizce okur yazarlık düzeyinin arttığının bir
göstergesi olarak iyi karşılıyorum, ancak yetersiz. Daha fazla
kişinin yayın yapması gerekir. Ancak şimdiden bazı önlemlerin
alınması ile eldeki yetişmiş insan gücü ile zamanla daha iyi bilimsel
araştırmalar yapılarak daha fazla atıf alabilen makaleler yapılabilir.
CBT dergisi 951 sayısında üniversitelerde öğretim üyesi başına
üretilen makale sayısı ile üniversitelerin sıralaması alt üst olmuş
ve birden çok farklı bir tartışma başlamıştır. Bu sadece yabancı
endeksler açısından böyledir. Yazıların etkisi olup olmadığını hiç
göstermediği gibi, kitap ve benzeri çok değerli çalışmaları da
dikkate almamaktadır. Onun için, diğer bütün yayınları da içeren daha
doğru endeksler oluşturmalıyız. Böylece daha doğru göstergelere
ulaşabiliriz.
Ancak yine de durumun, çok iç açıcı olmadığı anlaşılıyor. Birkaç
üniversitede son birkaç yılda yapılan yayınların isim listelerinde
hep belirli isimler ön plana çıkmaktadır. Bütün göstergelerde öğretim
üyelerinin önemli bir kısmın yayın yapmadıkları görülmektedir.
Yapanların da genelde benzer ve aynı kişiler olduğu görülmektedir.
Üniversitelerin bugün içinde bulunduğu bu verimsizliğin bir gelenek
haline geldiği ve gelecek kuşaklara da yanlış örnek teşkil ettiği
görülmektedir. Üniversite ortamında bir iki yayın yapmanın bilim
adamı olmak için yeterli olduğu yüksek düzeyde kabul gördüğü
anlaşılmaktadır. Bu konunun enine boyuna masaya yatırılıp
tartışılması ve bazı radikal önlemlerin alınması gerekir. Bu konuda
kendisini yenileyen üniversitelerin önümüzdeki dönemde dünyada daha
saygın yerlere gelecekle
ri muhakkaktır. Tersi de doğrudur.
Araştırmaların Kalitesi Yetersiz
Türkiye üniversitelerinin belki de en ciddi sorunu bilimsel araştırma
yapma anlayışı, metot ve değerlendirme sorunu olarak görülmektedir.
Bu da yine üniversitelilik bilinci, kaliteli öğretim üyesi
potansiyeli vs gibi bir çok faktöre bağlı olarak gelişmektedir.
Ülkemizde her türlü zorluğa rağmen bazı verilerin elde edildiği, genç
araştırıcıların akademik aşama için yayın yapmaya kendilerini
zorladıkları sevindirici. Ancak üniversitelilik bilincinin
yetersizliği neyi nasıl yapacakları, nasıl ölçecekleri ve nasıl
değerlendirecekleri konusunda ciddi anlamda gelişmiş üniversiteler
ile kıyaslandığında eksiklerimiz bulunmaktadır.
Bilimsel Araştırmaları organize etme, yöntem ve ölçme, değerlendirme
yönünden pek de iyi durumda sayılmayız. Ülkemizde Yapılan
araştırmaların bilimsel bakış açısına uygun hazırlanmadığı ortaya
çıkmıştır. Mersin Üniversitesinden Doç. Dr. Adnan Erkuş ülkemizde
üretilen bilimsel çalışmaların yöntem, istatistik ve ölçme yanlarının
zayıf olduğunu belirtiyor
Erkuş, (2005) ve Erdoğan, (2001) üç büyük üniversitemizde, üç alanda
yapılan tezlerin psikometrik açıdan ele alındığı 93 yüksek lisans ve
doktora tezinin çoğunda karşılaşılan durumu şöyle özetlemektedirler.
a)Veri toplama amacıyla kullanılan uyarlama ya da özgün ölçme
araçlarının, gerek uyarlama gerek geliştirilme süreçlerinin çok kötü
olduğu; güvenirlik ve geçerliklerinin ya hiç irdelenmediği ya da
uygun olmayan yöntemlerle irdelendiği;
b)Verilere ve denencelere (hypothesis) uygun analizlerin ya
yapılmadığı ya da yanlış analizler yapılıp rapor edildiği
saptanmıştır" diyor. Karakuş daha öce sunulan çalışmalarının ışığında
bu ve benzeri çalışmalarda çalışmada yer alan çok sayıda makalenin;
Araştırmanın amacı nedir?
Araştırmada aranan nedir?
Araştırma hangi konularda ve hangi donanım ile yapılacaktır
Araştırma sonucu ne bulundu?
Araştırma bulguları aranan soruya cevap veriyor mu?
Bulguların bilimsel önemliliği nedir?
Gibi soruların cevapları ile sık sık karşılaşmaktayız. Bugüne kadar
bir çok tez danışmanlığı ve jüri üyeliklerinde bulundum. Görebildiğim
en ciddi eksiklik "ne aranıyordu, ne bulundu; bulunan sonuç ne ifade
ediyor". Burada şu ünlü söz akla gelmektedir. Ne aradığını bilmeyen
ne bulduğunu hiç anlamaz.
İddiası Olmayan Çalışmalar
Maalesef çalışmalarımızın çoğunun amacı ve hipotezinin olmadığı açık
ve net. Yetersiz araştırma yanında amacı, hedefi iyi belirlenmemiş,
hangi sonunu çözeceği net olmayan araştırmaların yapıldığı
görülmektedir. Yapılan araştırmada elde edilen verilerin
değerlendirilmesi, yabancı dilde yazılıp yayınlanması ise ayrı bir
konu. Yayın yapan hocalarımız bilir. Bir yayın hazırlandıktan sonra
en az iki ile üç yıl içinde yayınlanabilmektedir. Ülkemizde daha çok
vaka, uyarlama, yapılan araştırmanın ülkemiz koşullarında
olabilirliğinin denenmesi esasına dayandığı için genellikle ikinci ve
üçüncü sınıf araştırma olarak kabul edilmektedir. Araştırıcılarımızın
çoğunun yabancı dilde yazma yeteneğinin düşük olması, kendi alanında
yayınlanan makalelerin az okunması, doğal olarak elde edilen
verilerin kaliteli yayına dönüşmesini sınırlamaktadır.
Hal böyle olunca ülkemiz
hem yayın sayısı hem de kalitesi yönünden daha düşük düzeyde
kalmaktadır.
Bilimsel araştırma stratejilerimizin yeniden gözden geçirilmesinde
yarar vardır.
Son güncelleme: 2005.11.26
Üniversitelerin Bilimsel Araştırma Stratejilerini Yeniden Gözden Geçirmesi Gerekir - Neden Türkiye Üniversiteleri Dünyadaki İlk 500 Arasına Giremiyor -3-
Prof. Dr. İbrahim Ortaş<br />
Çukurova Üniversitesi
Aradığın bilgileri bulamadın mı? Sorularını Mesaj Panosuna yaz!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!
- 2008-2009 DAU HARÇ
- afyonu tercih edeckler buraya:)
- sözel2den toplam 301 aldım
- HACETTEPE ALMANCA HAZIRLIK ATLAMA SINAVI
- yardım edin lütfen...
- Almanya'da universite okuyabilmek için A'dan Z'ye bilgi ala…
- Doğuş Üniverstesi Ben Geliyorum =) ( Hazırlık Okuyanlarrr )
- DAÜ YARDIMINIZA İHTİYACIM VAR
- yatay geçiş sonuçlarıııı??
- aşk


