İstanbul’da başladığım ve Almanya’da devam ettiğim tıp eğitimi sonunda bitti. Almanya’ya geleli tam 7 yıl oldu. Bundan 4 hafta önce ise mezuniyet töreni ile diplomaları aldık. Zamanın nasıl geçtiğini anlamaya çalışırken, okulun bitmesiyle birlikte hayata hızla atıldık. İlk başlarda insanın omuzlarından sanki büyük bir yük inmiş gibi oluyor. Her şeye olumlu bakıyorsun. Her şey sanki toz pembe. Gerçekten de öyle mi? Mezun olduğunda insan, istediği şeylere sorunsuz ulaşabiliyor mu? Bu sorulara hala yanıt ararken, şimdiye kadar traji-komik bir hikaye durumu almış yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak isterim.
Mezun olduktan sonra, bitme aşamasına gelen doktora çalışmasına devam edip, tezi bir an evvel verme hedefiyle yanıp tutuşurken diğer yandan da iş başvurularını hastanelere gönderiyorum. Çalışmaya başlamadan önce doktoramı bitirmek istiyorum. Bazı arkadaşların kafalarında, “Ne doktora çalışması, üniversite okurken doktora yapmak mümkün mü?” gibi sorular oluşmuş olabilir. Avrupa’da birçok ülkede tıp ve eczacılık bölümündeki öğrenciler doktoralarını boş kalan zamanlarında üniversite devam ederken yapabiliyorlar. Böylece her üniversite kaliteli tıp dergilerinde yayınlanan makaleler ve değerli birçok buluş üretmiş oluyor.
İsteyen öğrenci bu yüzden doktora çalışmasına öğrenci statüsünde başlayabiliyor. Önceden de belirttiğim gibi 2,5 yıl önce başladığım çalışmamda artık sona doğru geldim. Bu aralar çalışma yavaş da olsun ilerliyor. Çalışmanın yavaş ilerlemesinin iki sebebi var bence:
Birincisi; doktora çalışmasında herhangi bir zaman darlığı söz konusu değil. Kendi kendinizi disiplin altına sokmalısınız. Çok rahatsınız, kimse size şu zamanda bitireceksin demiyor. Bu yüzden düzenli çalışmak için şahsen çok caba harcamak zorundasınız.
İkinci sebep olarak; yakın çevredeki insanların doktora çalışmasına bakışı. Ne de olsa dostlarınızın ve ailenizin desteği olmadan bir yere gelmek daha zor. Doktora konusunda tanıdıklarınız genelde destek yerine daha çok acıma duygusuyla olaya yaklaşıyorlar: “Atı alan Üsküdar’ı geçti, bu adam doktora yapıyor” konusu....
Birinci sorunu aşabiliyorsunuz ama ikinci sorunu aşmak imkansız gibi. Tabulaşmış bir şekilde insanlarımız mesleği parayla eş tutuyor. Bu sebepten akademisyenler olarak çok rahat bir şekilde moraliniz alt üst olabiliyor. Nasıl mı diyeceksiniz, bakın anlatayım:
Okul biteli bir ay bile olmadı, Üniversite kütüphanesinde çalışmalara başladım. Bilgisayarın başında tez ile uğraşıyorum, birden üniversiteli genç bir arkadaş yanımda belirdi:
“Abi, sen ne yapiyon ya burada, Sen artık doktorsun abi, yapma gözünü sevdiğim.”
Çalışmamı bırakıp arkadaşa, hem de üniversiteli birisine, okumanın faydalarını kütüphanede çalışmanın zevk verdiğini anlatmak zorunda kaldım. Ertesi gün başka birisi: :- )
“Abi senin okul bitti ama sen daha hala buralardasın ya abi ne bu doktorların hali” anlat sen gene yarım saat okumanın faydalarını...
Sonra arkadaş şöyle devam ediyor:
“Geçen seni kütüphaneye gelirken bisikletle gördüm. Abi yanlış anlama ama bir doktora yakışmıyor, kendine bir araba al. Millet ne der sonra: “Doktor oldu ama hala bisiklete biniyor” derler.”
Bunun üzerine evimin hastaneye ve şehire çok yakın olduğunu anlata dur ama yok arkadaş diretiyor. Hastanede evi yakın olan doçent ve profesörlerin bisikletle hastaneye geldiğini söylüyorum. Yok fayda etmiyor. Konuşmayı kısa kesip yarım kalan çalışmama gülerek devam etme kararı alıyorum.
Konuşma sonrasında “bisikletli doktora” acıyan bakışlarla ayrılan arkadaşı hala unutamıyorum. :- )
Anlattığım bu yaşananlara benzer çok konuşmalarla karşılaşıyorum. Akrabalar da zaten cabası. İnanın Türk gördüğüm yerden kaçar hale geldim. Kiminle konuşsan, “Ne kadar kazanacaksın?” veya “Ne yapıyorsun hala kütüphanede?” gibi sorularla cebelleşiyorsun.
İnsanlarımız mesleğinden zevk alıp topluma fayda sağlamak amacı peşinde koşsalar keşke. Genelde meslek daha çok para kazanma aracı olarak görüldüğünden yüzbinlerce çalışanımız mesleğini sevmiyor. “İşini bil, işe gitme” mantığını savunanlar çok maalesef.
Bunca yaşadıklarımdan sonra kafamda şöyle bir „sözde” ideal mezun portresi çizdim. Benden söylemesi eğer bana sorulan sorularla karşılaşmak istemiyorsanız:
Her zaman takım elbise giyinin, ekmek almak için bakkala inseniz de. Diğer önemli bir başka konu ise, borç harç fark etmez güzel bir araba alın ki Avukat, mühendis veya doktor olduğunuz anlaşılsın. Ayrıca hiç kimseye günde 8 saatten fazla çalıştığınızı anlatmayın. “Vah vah yazık“ gibi yorumlardan kurtulmuş olursunuz. Hatta “Abi, hiç calışmıyorum ama manyak para kazanıyorum” gibi sözlerle değeriniz artar.
Belki de “Helal olsun adama” gibi özen ve övgü dolu yorumlarla karşılaşırsınız.
Mezun ve mağdur birisi olarak herkese eğitim hayatında başarılar dilerim. :- )
Sevgiler
İlker
Almanya
Mezun Olmak Ve Sonrası
Toplulumuzun akademisyenlere yaklaşımını anlatan bir yazı. Yazarın Almanya'da aldığı tıp eğitiminden sonra yaşadığı ilginç anıları ...
Aradığın bilgileri bulamadın mı? Sorularını Mesaj Panosuna yaz!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!
- ÖNEMLİ! LÜTFEEEEEEEEEN!
- Azerbaycanda tıp
- bakuye gelmeyi dusunenler
- azarbaycanda yüksek lisans şartları
- YATAY GEÇİŞ
- ''izmir'Li'' olup da tokatta okuyan var mı benim gibi daha?…
- hollandaca'ya nasıl başlamalıyım????? lütfennnnnn acilllll…
- BAŞKENT ÜNİYE yatay geçiş yapmak istiyorum acil yardım!
- matematik
- Selams..


